Haramsız hava sahası

Havanın insan üzerindeki tesiri büyük.

Meselâ bir ortamda tartışma olduysa, menfî ve kırıcı kelimeler sarf edilmişse, olayı hiç bilmeyen biri ortama girdiğinde bir gerginlik hisseder. Birşeyler olduğunu anlar. Demek hava zerreleri sesleri taşımaktan başka o hisleri de taşıyor, bizlere sirayet ettiriyor. Aklıma Zübeyir Ağabey geliyor bu konuda. Mutlaka okullara girmeye çalışırmış, bir öğrencinin velisi olup veli toplantılarında hakikatleri anlatırmış. Giremediği okul varsa etrafında dolaşır, manevî havası değişsin diye Cevşen okuyup üflermiş. Ne kadar ince bir düşünce, ne kadar güzel bir gayret. Biz de inşallah örnek aldık Zübeyir Abimizi ve gittiğimiz her yeri Nurlandırmaya karar verdik. Soluduğumuz her havayı haramdan helâle tebdil etmek istedik. Tabi, haram lokma yemek vücuda zarar verir de haram havayı solumak manevî vücuda zarar vermez mi?

Peki biz soluduğumuz havayı temizlemek için ne yapıyoruz, anlatalım. Benim okula gidişim 20 dakika sürüyor otobüsle. Otobüse binmeden evvel Hz Ali’nin (ra) virdi Sekîne’yi okumaya başlıyorum. Okula gelene kadar 19 Sekîne tam bitmiş oluyor. Yani güne koruma kalkanımı takarak başlıyorum. Zira Hz. Ali, “Sekîne ile kendini koru” demiş. “İki-üç yerde kuvvetli işaret ile Said ismini verdiği şakirdine hitaben ‘Kendini Sekine ile duâ edip muhafazaya çalış.” (Şuâlar) demiş. Biz de her bulduğumuz 20 dakikada okumaya çalışıyoruz çok şükür. Hatta bir keresinde, dersin iptal olduğunu unutup okula gitmişim, giderken Sekîne gelirken de Yâsin okudum. Nasıl unuturum dersin iptal olduğunu diye hayıflanırken, aslında hayır olduğunu düşündüm. Evde olsam uyuyarak geçecekti vaktim ve o duâları okumamış olacaktım. Sırf onları okumak için bile gidip gelinirdi. Demek okul yolunu Nurlandırmak için vazifelendirilmişim. Zübeyir Ağabey de dermiş; “Her gün Hizb’ül-Hakaik’ten bir parça okumak lâzım ve gün geçirmemek lâzım; tâ ki, ehl-i küfre galebe çalınsın, onların sihirlerinin ufuneti kırılsın. Yahudiler sihirlerini havaya üfürürler, ehl-i imanı sersemletmek için!”

Daha sonra çarşı pazara çıkarken estağfirullah- salâvat çekiyorum, babannem öyle tembihlerdi küçükken; “Yürürken ağzınız boş durmasın yavrum tesbih çekin”

Kafe-bar gibi yerlerin önünden geçerken içerideki insanlara üzülüyorum, şeytanın esaretinden kurtulsunlar diye Eûzübesmele çekiyorum. Belki mânevî hava değişir de rahatsızlık hissederler diye…

Daha başka, gözümü-kulağımı haramdan çekiyorum olabildiğince, bu da önemli ayrıntı. Harama bakmak, haram konuşmak, haram duymak maneviyatı çok zedeliyor. Yine Zübeyir Ağabeyin tavsiyesi; “Kardaşım, hizmet için çarşıya çıktığınızda vitrinlere bakmayın’’ derdi. Vitrin deyince taksi olur, kadın olur, elbise olur… Bir sürü vitrin var. Bu çeşitli vitrinlere bakmak maneviyatımızı etkiliyor.

Okuma programlarındayken anladım bunu. Program bitip dışarı çıkınca bir tuhaf geliyor herşey gözüme. Şarkı duyduğumda irkiliyorum falan.. Mağazalar garip geliyor.. Sonra yine ülfet peyda ediyor tabi… Bunu en aza indirgemek için ise haramsız hava sahası oluşturmaya çalışıyorum, kendi çapımda. Zira şimdiki haramlar, gelecekteki hayatımızı da etkiliyor.

Bir kıssa vardır bununla ilgili paylaşayım:

İmam-ı A’zamın babası Numan bin Sabit (rahmetullahi aleyh) küçük yaştan beri ahlâkı temiz, takva sahibi idi. Yüzü gayet nurlu olup ilmi pek çok idi. Bir gün bir dere kenarında abdest alıyordu. Suda bir elma gördü. Bir ısırık aldı, ancak haram mı oldu acaba diye elmanın sahibini bulup helalleşmek için dere boyunca gitti. Nihayet yediği elmaya benzeyen bir meyve bahçesi gördü. Sahibini bulup meseleyi anlattı, ya parasını almasını veya helâl etmesini istedi. Bahçe sahibi gençten 7 yıl bahçesinde çalışırsa hakkını helâl edeceğini söyler. Ahirete kalmasından iyidir diyerek kabul eder Numan bin Sabit.

7 yıl çalıştıktan sonra gitmek için izin alır bahçe sahibinden, ancak yine şart sunar:

– Kör, sağır, dilsiz ve kötürüm bir kızım var, bununla evlenmeye razı olursan o zaman elmayı sana helâl edebilirim.”

Sabit Hazretleri ahirete kul hakkıyla gitmemek için bu teklifi kabul eder. Düğün hazırlığı yapılır. Sabit Hazretleri’nin ilk gece odaya girmesiyle çıkması bir olur. Hemen kayınpederine koşup, “Efendim, bir yanlışlık var galiba, içeride sizin bahsettiğiniz vasıflarda bir kız yok, tam tersi.” Kayınpederi tebessüm ederek;

-Evlâdım o benim kızımdır, senin de helâlindir. Ben sana kör dediysem, o hiç haram görmemiştir. Sağır dediysem, o hiç haram duymamıştır. Dilsiz dediysem, o hiç haram konuşmamıştır. Kötürüm dediysem, o hiç harama gitmemiştir. Var git helâlinin yanına, Allahu Teâlâ mübarek ve mesut etsin..”

İşte bu evlilikten, yani böyle ana babadan imam-ı A’zam Ebu Hanife Hazretleri dünyaya geldi, 3 yaşına bastı ve Kur’ân okumayı öğrendiğinin 3. günü koşarak annesinin yanına geldi “Hafız oldum ana ezberledim”

Annesinin cevabı ise:

“Oğlum, eğer baban o haram ısırığı almasaydı bir günde ezberlerdin…”

İşte bir haramın çocuğa tesir edişi… Ne kadar önemliymiş meğer. Bir bakış da tesir eder o zaman. Bir kelime, bir dane, bir bakmakta da batılabilir o zaman. İşte bu batmalardan azamî derece korunmak için, Sekîne gibi duâları kendimize kalkan yapalım, soluduğumuz havayı temizleyelim, Sünnet-i Seniyye kalesine sığınalım inşallah. Babannemin de dediği gibi; yürürken ağzımız boş durmasın, duâlar okuyalım inşallah.

Şeyma Sultan Zengin

YAZDIR

BENZER KONUDA MAKALELER:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*