‘Hayırlı işlerin muzır manileri olur’

İnsan olan yerde kusur, hizmet yapılan yerde problem kaçınılmaz. Acaba bir sıkıntı çıktığında nasıl davranmalı, nasıl bir strateji belirlemeli?

Hiç şüphesiz ki şahsî, nefsî, indî/yüzeysel değil, prensiplerle hareket etmeli. Problemi, “Bence, sence”lerle değil, Kur’ânca, Sünnet-i Seniyyece, Risâle-i Nurca çözmeye çalışmalı. Diğer bir ifadeyle, yekdiğeriyle cedelleşmek yerine meselenin psiko-sosyal sebeplerini anlamalı, tedavi etmeli ve ona göre vaziyet almalı.

Talebeleri arasındaki sıkıntı ve problemlerin temel sebeplerini nazara alan Bediüzzaman, aralarındaki muhabbetin devamı, emniyet ve güvenin tesisi, suizanların girmemesi için lüzumlu bazı prensiplere dikkat çekmiştir. Buna göre şimdi stratejimizi maddeler halinde sıralayalım:

* “İşin arkasında kim veya kimler var? Kim parmak sokup karıştırıyor? Kim ifsat ediyor?” Baştan ayağa dikkat kesilmeli.

* Her ne olursa olsun, her kim olursa olsun mihenge vurmalıyız. “Hayırhâhımız gibi görünenleri” mutlaka mihenge vurmalıyız. Zira, “Hiçbir müfsid (bozguncu) ben müfsidim demez. Daima sûret-i haktan görünür. Yahut bâtılı hak görür. Evet, kimse demez ayranım ekşidir. Fakat siz mihenge vurmadan almayınız. Zira çok silik söz ticarette geziyor. Hattâ benim sözümü de, ben söylediğim için hüsn-ü zan edip tamamını kabul etmeyiniz. Belki ben de müfsidim. Veya bilmediğim halde ifsad ediyorum. Öyleyse, her söylenen sözün kalbe girmesine yol vermeyiniz. İşte, size söylediğim sözler hayalin elinde kalsın, mihenge vurunuz. Eğer altın çıktıysa kalbde saklayınız. Bakır çıktıysa, çok gıybeti üstüne ve bedduâyı arkasına takınız, bana reddediniz, gönderiniz.” 1

* “Deccalizmin” şubeleri olan “ifsat, dinsizlik, ahlâksızlık ve zındıka komitelerini” teşhis ve deşifre eden Üstad, onların desise, hile ve tuzaklarına dikkat çeker. Mevzunun başında da şu hatırlatmayı yapar: “Kur’ân-ı Hakîmin tilmizlerini ve hâdimlerini ikaz etmek ve aldanmamak için yazılmıştır.” 2 Bunun tercümesi şu: Âlimler de, hocalar da, hacılar da aldanabilir, aldatılabilir. Bediüzzaman, ne ile ve nasıl aldatılabileceklerinin detaylarını da verir: “Hubb-u cah (makam, mevkî sevgisi), havf (korku) damarı, tamà (mala karşı aşırı sevgi, açgözlülük, maişet noktasında hırs), asabiyet/milliyetçilik damarı, enaniyet, tenperverlik (kendine, rahatına düşkünlük).” “Kardeşlerim hakkında en ziyade korktuğum, bunların bu zayıf damarından (hubb-u cahdan) ehl-i ilhâdın istifade etmek ihtimalidir. Bu hâl beni çok düşündürüyor.” 3

* “Ey kardeşlerim! Mühim ve büyük bir umur-u hayriyenin çok muzır mânileri olur. Şeytanlar o hizmetin hâdimleriyle çok uğraşır. Bu mânilere ve bu şeytanlara karşı ihlâs kuvvetine dayanmak gerektir. İhlâsı kıracak esbabdan yılandan, akrepten çekindiğiniz gibi çekininiz. Hazret-i Yusuf Aleyhisselâm ‘Şüphesiz nefis daima kötülüğe sevk eder—ancak Rabbim rahmet ederse o başka.’ 4 demesiyle, nefs-i emmâreye itimad edilmez. Enâniyet ve nefs-i emmâre sizi aldatmasın.” 5 “Nefis ve hevâ ve his ve vehim bazen aldatıyorlar. Onun için bazen şiddetli ikaz olunuyorsunuz. Bu şiddet, nefis ve hevâ ve his ve vehme bakıyor; ihtiyatlı davranınız.” 6

Dipnotlar:

1- Münâzarât, s. 48-49.

2- Mektubat, s. 401.

3- Mektûbât, 401-414.

4- Yusuf Sûresi, 53.

5-Lem’alar, s. 169.

6- Lem’alar, s. 171.

Benzer konuda makaleler:

image_pdfimage_print

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*