Helâl hesaptır, haram azaptır

Helâl buldun ye, haram buldun kaç! Peki ya şüpheli?

Helâl ve haram kavramlarını özetleyecek olursak; helâli, Allah’ın izin verdiği şeyler; haramı ise, Allah’ın yasakladığı şeyler olarak tanımlayabiliriz. Helâle yaklaşmanın ve haramdan uzaklaşmanın dereceleri vardır. Bu şekilde olmasaydı, Cennetin ve Cehennemin dereceleri olmazdı. Âlimlerin şüpheyi doğuracak meselelerine yaklaşımları, takva derecelerine göre farklılık arz etmektedir.

Mü’minun Sûresi 51. âyette Cenâb-ı Hak şöyle buyurmaktadır: ‘’Ey Resuller! Helâl şeylerden yiyiniz ve salih amel işleyiniz.’’

Bu âyette Cenâb-ı Allah, salih amel işlemekten önce helâlden yemeyi emretmiştir.

Allah Rasulu (asm) buyurdu ki: ‘’Helâl açıktır. Haram da açıktır. Helâl ile haram arasında ikisine benzer birçok durumlar ve haller vardır. Onları insanların çoğu bilmez. Binaenaleyh, kim şüphelilerden sakınırsa o hem namusunu hem de dinini korumuş olur. Şüphelilere yaklaşan bir kimsenin harama girmesinden korkulur. Tıpkı korunun etrafında sürüyü otlatan çobanın koruya girmesinden korkulduğu gibi…’’ (Müslim ve Buhari ittifakla, Numan bin Beşir’den.)

Ashabtan Hz. Ömer (ra) şöyle der: “Biz harama girmemek korkusuyla, helâlin onda dokuzunu terk ederdik.’’

Selef-i Salihin’in Şüpheli Nesnelere Bakışı

– Ömer bin Abdülaziz’in huzurunda, Müslümanların ortak malı olan bir misk tartıldı. Hazret, misk’in kokusunu duymamak için burnunu tıkadı.

Bunu yerinde bir hareket bulamayanlara: “Misk’in koklanmasından başka bir menfaati var mıdır?” karşılığını verdi.

– İbrahim bin Ethem’e, ‘Neden zemzem suyundan içmiyorsun?’ denildiği zaman şu cevabı verdi: “Eğer su içecek kabım olsaydı içerdim.”

– İbn-i Mübarek: ‘Şüpheden gelen bir dirhem parayı geri çevirmek, bence yüz bin dirhem parayı ve böylece yüzer bin, yüzer bin, altı yüz bine çıkıncaya kadar sadaka vermekten daha üstündür buyurdu.’’

Burada salih amelin, menhiyattan ve günahlardan ictinab etmekle, yani takva ile değer kazandığını İbn-i Mübarek ifade etmektedir. Üstad Bediüzzaman da takvayı (menhiyattan ve günahlardan ictinab etmeyi) birçok yerde amel-i salih ile birlikte ele almıştır. İşarat’ül İ’caz tefsirinde ‘’Hilkat-i beşerdeki hikmetin takva olduğuna ve ibadetin de neticesi takva olduğuna ve takvanın da en büyük mertebe olduğuna işaret vardır.’’ demektedir.

İnsanın yaratılışının hikmeti günahlardan korunmaktır. İbadetler de günahlardan uzaklaşma neticesini bize kazandırır. Bu yüzden insan, kendi ibadetlerine itimat etmemelidir. Çünkü Cennet Allah’ın fazlındandır, Cehennem ise insanın nefsine uyarak günahlardan kaçınmamasından kaynaklanmaktadır.

Sonuç olarak, Hz. Ali’in (ra.) şu sözü de kısa ve öz olarak konuyu açıklıyor:

‘’Helâl hesaptır, haram azaptır.’

Mustafa Gönüllü

YAZDIR

BENZER KONUDA MAKALELER:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*