Her duâya cevap verilir

“Üd’ûnî estecib lekum.”1 âyeti, bazı mealler şöyle anlam bir verilmiş:

“Rabbin şöyle buyurdu: Bana duâ edin, kabul edeyim!”

İşte bu meali okuyan birisi, “Birçok defa duâ ediyoruz, kabul olmuyor. Halbuki, âyet geneldir. Neden duâlarımız kabul olmuyor?” diye hem itiraz eder, hem vesvese ve şüpheye düşer.

Oysa, “Bana duâ edin size icabet edeyim, cevap vereyim” anlamında tefsir edilmesi gerekir. Çocuk bizden ağır, zararlı birçok şey ister. Ona cevap verilir, ama, istediğinin aynısıyla değil. Ya daha faydalısı verilir veya tehir edilir. İşte bu âyet için de meal yerine Bediüzzaman’ın yaptığı tefsir lâzım:

“Eğer desen: “Bir çok defa duâ ediyoruz, kabul olmuyor. Halbuki, âyet umumîdir… her duâya cevap var ifade ediyor.”

“Cevap vermek ayrıdır, kabul etmek ayrıdır. Her duâ için cevap vermek var; fakat kabul etmek, hem ayn-ı matlubu vermek Cenâb-ı Hakk’ın hikmetine tâbidir. Meselâ: Hasta bir çocuk çağırır: ‘Ya Hekim! Bana bak.’ Hekim: ‘Lebbeyk!..’ der… ‘Ne istersin?’ cevap verir. Çocuk: ‘Şu ilâcı ver bana.’ der. Hekim ise; ya aynen istediğini verir, yahut onun maslahatına binaen ondan daha iyisini verir, yahut hastalığına zarar olduğunu bilir, hiç vermez.”2

Elmalı Hamdi Yazır’ın mealinde, “Yağmuru O yağdırır, rahimlerde ne varsa (erkek veya dişi oluşunu, renk ve özelliklerini) O bilir.”3 şeklinde anlamlandırılmış.

19. asra kadarki tefsirlerde ve daha sonraki birçok mealde, “Yağmurun ne zaman yağacağını, anne karnındaki çocuğun erkek mi, dişi mi olacağını kimse bilemez”

Bu mesele, “Şu sualinizin meâli gösteriyor ki, ehl-i ilhad tarafından tenkit suretinde, Mugayyebât-ı Hamseden yağmurun gelmek vaktine ve rahm-ı mâderdeki cenînin keyfiyetine itiraz edilmiş. Demişler ki: “Rasathanelerde bir âletle yağmurun vakt-i nüzulü keşfediliyor. Onu da, Allah’tan başkası da biliyor. Hem röntgen şuâıyla rahm-ı mâderdeki cenînin müzekker, müennes olduğu anlaşılıyor. Demek Mugayyebât-ı Hamseye ıttıla kabildir.”4 şeklinde Bediüzzaman’a soruluyor.”

Bu meseleyi Bediüzzaman, On Altıncı Lem’a’da, “Yağmurun gaybtan çıkıp şehadet âlemine ayak bastıktan ve kendisini nem, basınç suretinde gösterdikten sonra bilindiğini; Kur’ân’ın anne rahmindeki çocuğun erkeklik-dişilik meselesini değil; manevî yapısının (âlim-cahil, mü’min-kâfir, zalim veya şaki) bilinemeyeceğini detaylı bir şekilde izah ve ispat eder.

Dipnotlar:
1- Mü’min Sûresi, 40/60.
2- Sözler, Yeni Asya s. 287.
3- Lokman Sûresi, 34.
4- Lem’alar, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul, 1999, s. 114.

YAZDIR

BENZER KONUDA MAKALELER:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*