Her olay varlığın bütünü ile irtibatlı

Image
Olayları anlamlandırırken çoğu zaman sıkıntı yaşadığımız noktalardan biri bütün bağlantıları aynı anda algılayamamaktır. İşleyiş ve nesnelerin bağlantısı, gördüklerimize münhasır değildir. İnsanın varlık âlemini anlamlandırırken yüz yüze bulunduğu en büyük zaaflardan biri, algılarının sınırlarından kurtulamaması ve ilişkileri yalnızca dışa yansıyanlardan ibaret zannetmesidir.

Oysa varlık derinliğine incelendiğinde atomlar ve hatta atom içi partiküller boyutundan başlayıp güneş sistemleri, galaksilere kadar uzanan akıl almaz ilişkiler ağı gözlenmektedir. Keppler, Copernicus ve Newton gibi bilimin parlak yıldızlarının tanımladığı uzay boşluğundaki yıldızlar ve gezegenler arası ilişkiler ağının yanında kâinatın bütünündeki atomların hepsi birbiri ile Max Planck’ın yolunu açtığı yeni çığırla tanımlanan ilişkiler sergilemektedirler. Adeta her şey her şeyle, bir şekilde irtibatlıdır. Bu âlemin bir diğer önemli özelliği de her şeyin zıddı ile bilinmesidir. Bu durum ister istemez zıtlar arasında yakın bir bağ oluşturmakta ve beynin kavram haritasında zıt kavramları birbirine yakın hale getirmektedir. Beynin kavram haritasının belirli ilişkiler ağı ile oluştuğu ve şizofreni hastalarında bozulduğu bilinen, “semantic priming” adı verilen bir işleyişle çağrışımların şekillendiği konusunda kanaatleri güçlendiren çeşitli çalışmalar yapılmıştır. Çağrışımlar en yakından uzağa doğru şekillenmekte ancak beynin kavram dünyasındaki akışkanlığı içinde bu ilişkiler ağında da bir sınırlama bulunmadığı gözlenmektedir. Beynin normal çalışma şeklinde, meselâ “el” kavramı öncelikle daha yakınındaki kavramlardan olan “kol”u, “ayak”tan önce çağrıştıracaktır. Diğer bir ifade ile beyinde “el” kavramından “kol” kavramına ulaşım “ayak” kavramına ulaşımdan daha hızlıdır. Yani, bir kavram kavram haritasında kendisine yakın olan kavramları diğer kavramlardan daha önce ve daha hızlı çağrıştıracaktır. İşte, çağrışımlarda öncelik gözeten beynin bu işleyişi “semantic priming” olarak adlandırılmaktadır. Genel işleyişte kavram haritasında öncelikler gözetilmekle birlikte her şeyin her şeyle irtibatlı olduğu bir düzen gözlenmektedir. Bazen de hayalde, o anki veya daha önceki yaşantılarla ve değer yargıları ile de bağlantılı olarak ve kimi zaman hiçbir alâka yokken bağlantılar kurulur. Hayalin, bu özelliği en güzel şekilde korku filmlerinde o senaryoları beyinlerinden kısmen görünür şekilde perdeye ya da ekrana yansıtan insanların iç âleminde gözlenmektedir. Hayal âleminde adeta “Ne alâkası var?” gibi bir soru ya da bu sorunun cevabına uygun bir işleyiş endişesi yoktur. Her kavram, en uç başka kavramları çağrıştırabilir, en zıt şeylerin birbiri ile alakası kurulabilir. Üstelik her şeyin zıddı ile bilindiği şu âlemde, beynin kavram haritasında zıt şeyler birbirine yakın şekilde yerleşmiş olmalıdır. Beynin “semantic priming” ile işleyişinde de zıtların birbirini çağrıştırması beklenmeyen bir durum değildir. Hatta bu edebiyatta bir san’at şeklinde kendini göstermektedir. Zaman zaman zıtların birbirini çağrıştırması gerçeği üzerine binâ edilmiş “teşbih”, “istiare”, “mecaz” ve “kinaye” gibi edebî san’atlar bu türdendir ve bunlar “fenn-i beyan” adı altında ayrı bir edebiyat alanı olarak ele alınmıştır. Bu edebiyat alanında, hayal âleminde zıt şeylerin birbirini çağrıştırıyor olmasından faydalanılarak mükemmel ifadeler sergilenmiştir. Bu güzel ifadeler akıldan çok hayali nazara aldığı için, o âlemde bir güzellik arayışı olduğu için dış âlemde birbirine çok zıt olarak algılanan iki şey bu âlemde çok yakın olabilir. Bu durumun farkında olmayanlar divan şairlerini, hatta Mevlânâ Celâleddin Rumi Hazretleri gibi mübarek şahsiyetleri sarhoşlukla, sefihlikle, uyuşturucu kullanıyor olmakla suçlama cahilliğini sergileyebilmişlerdir. Bu nazarlarda, şarabın zahirî mânâsının iç âlemde “ilâhî aşk ile sarhoşluk” anlamına yer değiştirebileceğini idrak edememenin sınırlılığı ve sığlığı bu edebe aykırı eleştirileri netice veriyor olmalıdır.

Hayal âlemi bugün dilimizde çağrışımlar şeklinde ifade edilen tedayi-i efkâr ile en uç varlıklar ve birbirine en zıt şeyler arasında bağlar dokur. Bu durum beden fizyolojisinden tamamen de bağımsız değildir. Meselâ, çok sıkışık olduğunuz bir anda kulağınıza gelen bir melodi daha sonra dinlendiğinde her hangi bir fizyolojik sebep yokken aynı sıkışıklığı hissedebilirsiniz. Üzüntülü anınızda gördüğünüz bir yer, her gördüğünüzde size aynı üzüntüyü hatırlatıp hayal âleminde o duyguları tekrar yaşatabilir. Hatta bu olay çok zıt şeyler arasında da gözlenebilir. Meselâ bir düğünde çıkan kavgada bir yakınınızı kaybetmiş olmanız bütün düğünleri sizin hayal âleminizde mâteme dönüştürebilir. Hayal âleminde iki zıt birleşmiştir ve aradaki bağı hayal dokumuştur.

Aynı hal zaman zaman ibadet hayatında da yaşanmaktadır. En olmadık zamanlarda en çirkin manzaralar kişinin hayal âleminde belirebilir. Çoğunlukla en çirkin manzaralar ibadet halinde iken, namazda, duâ ediyorken, Kâbe’nin karşısında, Rabb-ı Kerim’in huzurunda olduğunuzu hissettiğiniz bir anda, tefekkür halinde kişinin hayal âlemine adeta hücum ederler. Aslında bu, hayal âleminde ve kavram haritasında zıtların yakınlığı ile de alâkalı bir durumdur. Yine, şeytanın kişiyi ümitsizliğe düşürmek için kullandığı stratejik alanlardan biridir. Bazı din adamlarının, ferdin bu fıtrî özelliğini nazara almadan “Kâbe’de bile aklından kötülük geçen insanın ruhu tefessüh etmiştir, kalbi kararmıştır! O’nun ne dünyada, ne de ahirette yatacak yeri yoktur!” tarzında tehditleri, kişileri ümitsizliğe düşürmeyi hedefleyen şeytana bu hassas noktada yardımcı olmaktan başka bir işe yaramamaktadır. Benliğini, yaratılış özelliklerini tanımayan hangi noktalarda imtihan edildiğini tam olarak bilmeyen bir fert için en kutsî işlerlerle meşgulken ve mânevî güzellikler içindeyken bir anda, en çirkin manzaraların zihninde ve hayalinde belirmesi bir anda ferde ne kadar bayağılaştığı ve adileştiğini düşündürebilir. En kutsî mekânlarda en rezil manzaraların ve işlerin aklına gelmesinden dolayı kişide aşırı bir suçluluk ve değersizlik hissi oluşabilir. İşte bu, manevî imtihanın çetrefilli yollarında, ferdin önüne çıkabilecek şeytanî hilelerin üçüncü şeklidir. Bilindiğinde oyuna gelme ihtimali azalır; bilinmezse, ümitsizlikle başlayan ve her bir günahtan küfre giden yol olma potansiyeli taşıyan halin başlangıcı olabilir. Bu dehşet verici halden kurtulmanın yolu rahmet-i mutlaka sığınmak ve bizi bilgilendirerek şeytanın hile ve desiselerinden uzak kalmamıza yardım etmesini niyaz etmek olmalıdır.

YAZDIR

BENZER KONUDA MAKALELER:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*