Her şey Âdem (a.s.) ile başladı

Tâlim-i Esmâ, Âdem Aleyhisselâm’ın bir mucizesidir. Cenab-ı Hak Âdem’e (a.s.) bütün isimleri öğretmiş ve meleklere karşı insanın üstünlüğünü talim-i esma mucizesi ile göstermiştir. Bu konuda tefsirlerde geniş bilgiler var. Risâle-i Nurlarda da konu detaylı bir şekilde izah edilmiş.

Özellikle 20. Söz’de farklı boyutlara dikkat çekilmiş. Mezkûr eserde, “Ve Âdem’e bütün isimleri öğretti” (Bakara Sûresi: 31.) âyetini tefsir eden Bediüzzaman Hazretleri aşağıdaki ilginç tesbiti yapar:

“Şu âyet-i acîbe, insanın câmiiyet-i istidadı cihetiyle mazhar olduğu bütün kemâlât-ı ilmiye ve terakkiyât-ı fenniye ve havârik-ı sun’iyeyi ‘tâlim-i esmâ’ ünvânıyla ifade ve tâbir etmekte şöyle latîf bir remz-i ulvî var ki…”

İfadeden anlaşıldığı üzere insandaki kabiliyet zenginliğine işaret olması noktasından elde etmiş olduğu bütün ilmî gelişmeler, fen ve teknik noktasındaki ilerlemeler ve keşfettiği ve keşfedeceği bütün teknolojiler tâlim-i esmâ ile tarif ve teşhis edilmiş.

Demek ki insanlığın bu gün ulaştığı baş döndürücü gelişmelerin sırrı talim-i esmâ mucizesinde saklı. Ve bu mucizeye de insanlığın babası olan Âdem (a.s.) mahzar olmuş. Madem insanlığın bu günkü fen ve teknik noktasındaki gelişmeleri talim-i esmâ mucizesi içinde saklanmış, öyle ise bütün fen ve teknik gelişmelerin başlangıcının bu mucizeye mahzar olan Hz. Âdem (a.s.) ile başladığı rahatlıkla söylenebilir.

Yani fen ve teknik, ilk insanla başlamıştır. Bir başka deyişle insan hayatı için zarurî ihtiyaç olan temel teknikleri ilk insan kullanmış ve insanlığa da ilk insan öğretmiştir.

Bu noktadan hareketle şu rahatlıkla söylenebilir ki, ilk insan zekî ve akıllı idi. Planlama yapıyor, yaşayacağı çevrenin şartlarını biliyordu. Konuşuyor, gülüyor, iletişim kuruyor, zararlı şeylerden uzak duruyor, yemeğini pişiriyordu. Yani ateşi ilk kullanan, ilk insandı. İletişim için konuşuyor ve yazıyordu. Nitekim Cenâb-ı Hak, Hz. Âdem’e 10 sayfalık suhuf indirmiştir. Demek ki yazıyı ilk kullanan, ilk insandı. Çünkü her şey kendisine öğretilmişti.

Tarımı yapan da ilk insandı. İlk insan toprağı kazıyor, düzlüyor, tohum ekiyor, hasat yapıyor, ürettiği buğdayı ekmek haline getirecek kadar teknik ve teknoloji biliyordu. Hayvancılığı da insanlığa ilk öğreten, yine ilk insandı. İlk insan hayvanları besliyor, bakımını yapıyor, hasta hayvanlara ilâç yapıyor, o­nları tedavi ediyordu. Hayvanlardan ve bitkilerden istifade ederek beslenme konusunda ilk teknikleri geliştiren de ilk insandı.

Meşhur bir hikâyedir. Âdem’in çocukları olan Habil ve Kabil arasında bir problem çıkmıştı. Bu problemin halli için Allah’a kurban adamaları söylendi. Bu iki evlâttan birisi tarımcılık yapıyordu, diğeri hayvancılık. Tarımla uğraşan Kabil bir parça buğday kurban etti, Habil ise güzel bir hayvanı kurban adadı. Ve Habil’in kurbanı kabul edildi. Demek ki ilk insan çocuklarına insan hayatı için gerekli olan hayvancılık ve ziraat gibi en temel teknikleri öğretmişti.

Şimdi deniliyor ki, insan şu çağda ateşi bulmuş. Bu tam olarak hakikati yansıtmıyor. Zira insanlığın ilk zamanlarında ateşi bulması için bir çabaya gerek yoktu. Zaten her tarafta ateş vardı. Volkanlar, yangınlar, güneş ışınlarının meydana getirdiği ateşler dünya yüzünde en çok görülen hadiselerdi. Elbette ki ateşi ilk kullanan da ilk insandı. İlk insanın gıdalarını çiğ olarak, pişirmeden yediği herhalde düşünülemez. Özellikle de hayvansal gıdaları.

Dünya yüzünde ilk binayı yapan da ilk insandı. Bilindiği üzere ilk bina Kâbe’dir. Ve bu binayı yapan da Âdem ve çocuklarıdır. Elbette ki bir binayı yapmak için taş işlenecek, bazı kesici âletler kullanılacak ve bazı temel plan ve program yapılacak. Plan ve program ve inşâ ise akıllı, bilgili, gören, düşünen, bilen insanların işidir.

Netice-i kelâm: Bu gün insanlığın elde ettiği en temel teknikler ilk insan tarafından, yani insanlığın ortak atası olan Âdem (a.s.) tarafından kullanılmış ve yine insanlığa Âdem (a.s.) ve çocukları tarafından öğretilmiştir. Ve bütün bunlar da Bediüzzaman Hazretlerinin tefsirine göre “talim-i esmâ” mucizesi içinde dahildir.

“Ey beniâdem! Sizin pederinize, melâikelere karşı hilâfet dâvâsında rüçhâniyetine hüccet olarak, bütün esmâyı tâlim ettiğimden, siz dahi mâdem o­nun evlâdı ve vâris-i istidadısınız; bütün esmâyı taallüm edip, mertebe-i emânet-i kübrâda bütün mahlûkata karşı rüçhâniyetinize liyâkatinizı göstermek gerektir. Zîrâ kâinat içinde, bütün mahlûkat üstünde en yüksek makamâta gitmek ve zemin gibi büyük mahlûkatlar size musahhar olmak gibi mertebe-i âliyeye size yol açıktır. Haydi, ileri atılınız ve birer ismime yapışınız, çıkınız.” (Sözler, s. 238)

 

image_pdf

BENZER KONUDA MAKALELER:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*