Hidayet hikayeleri ve sembol şahsiyetler

altÂlemler insanoğlu için var. Kâinatın mayesi ve tutkalı da hak din İslâmiyet. Kur’an hükümleri arzda ve semada hükümlerini icra etmeye devam ediyor. Her türlü fesat ve şer odaklarına karşı Hak üstün ve galiptir elhamdülillah!

İnsanlık tarihine müspet manada damga vuran şahsiyetlerin başında hiç kuşkusuz Allah elçisi nebilerdir, peygamberler var. Sonraki sıralama; seyyidler, şehitler, sahabeler, aktaplar, veliler, Allah dostları şeklinde devam eder. Tarih sayfalarına menfi olarak geçen nasipsizler bahsimizin dışındadır.

Bu yazımızda bayan Amina Assilmi‏’den bahsedeceğiz. Amina Assilmi Kur’an’ın Mucizeliğine teslim olmuş bir bahtiyar mümine!  Amerika’da tanınmış bir sima. Nasıl tanınmış ve önemi nedir Amina Assilmi‏’nin?

Hikâyesi şöyle: 1999 senesinde Amerikan Posta Servisi tarafından sürüme konan, üzerinde Arapça olarak “Eid Mubarak” yani “Bayramınız Mübarek Olsun” yazılı pulun ortaya çıkmasında önemli rol oynamış bir isim Amina Assilmi. Bugün onun da içinde bulunduğu bir ekibin gayretleri sonucundadır ki Amerikalılar postaneye her gidişlerinde “Bayram Pulu Lütfen!” dediklerinde; bayram olsun olmasın, kullandıkları her zarfa üzerinde kaligrafik yazıyla süslenmiş bu pulu yapıştırabilirler.

Amina uzun boylu, aslen kızıl derili Cherokee kabilesinden, bir kadın. Altmış beş yaşında. İlginç bir hikâyesi var Amina’nın. Olayı şöyle anlatıyor kendisi.

“Her şey bir bilgisayar hatasıyla başladı! Koyu baptist ve kuvvetli bir feministtim üniversiteye başladığım yıllarda. 1975 yılında bir gün okuldan alacağım yeni derslerin kaydını yapıyordum internet üzerinden. Sonra bir iş çıktı, Oklahoma’ya gittim. Orada işler uzadı. Ancak iki hafta sonra oturduğum eyalet Texas’a geri dönebildim. Döner dönmez de okulun yolunu tuttum. Sınıfa girdim Bir süre sonra;  seçtiğim bu dersin kayıt yaptırdığım zannettiğim ders olmadığını, yanlışlıkla tiyatro dersine kayıt yaptırdığımı fark ettim. O güne kadar hiç kimsenin önünde konuşma yapmamıştım. Rol için de olsa sahneye çıkmamıştım. Çok çekingen bir yapıya sahiptim. Ders sonrası hocamla konuşup durumumu izah ettim. Beni tiyatroda rol oynamak yerine başka bir alternatif ödevle değerlendirmesini istedim. Hocam teklifimi kabul etti. Benden Ortadoğu kültürünün kıyafetlerini tanıtmamı istedi ve beni Arap öğrencilerin dolu olduğu bir başka sınıfa yolladı.

“Ben ilk anda bu kadar Müslüman Arap öğrenciyi bir arada görünce “Ben kesinlikle bunlarla çalışmam, asla bu sınıfta oturmam” dedim!  Dedim demesine de iki gün boyunca kocamın “Ne yapacaksın, dönem içinde çok geç kaldın, şimdi bu dersi bırakamazsın, girmeyip dersten de kalamazsın, burslu okuyorsun, zira bu sefer de bursunu keserler, o zaman ne yapıp edip bu dersten geçer not almalısın” demesiyle sonunda derse girmekten başka çaremin olmadığını idrak ettim.

“Sonra şöyle düşünmeye başladım; “Bu yaratanın bir işareti olabilir benim için, bu Arapların hepsini Hristiyanlaştırabilirim! O beni bu sınıfa gönderdi!” Böylece kolları sıvadım, Derse her girdiğimde, her fırsatta arkadaşlarıma Hıristiyanlığı anlatarak onların anlattıklarımdan etkilenmesini beklemeye başladım. Kafalarında oluşan sorulara cevap vermek istedim. Ancak sakin sakin beni dinleyen Müslüman çocukların, Hz. İsa’yı ne kadar sevdiklerini, ama ona saygısızlık etmeksizin yaptıkları işe devam ettiklerini görüyordum. Bu durum iyice canımı sıkıyordu. Baktım ki böyle olmayacak. “Başka bir yöntem bulmam lazım!” dedim. En iyisi ben onların dinini iyice bir öğreneyim ve onlarla, tabiri caizse kendi sahalarında karşılaşmaya yöneldim.

Olanlar bundan sonra oldu! Ben Kur’an’ı okudukça değişmeye başlamıştım. Ama bunu ilk önce farkeden ben değil, kocam olmuştu. Gece hayatına düşkün bir çifttik. Bir süre sonra ben bu duruma karşı çıkmaya, içki içmemeye, domuz etini yiyemez olmaya başlamıştım. Bu durum kocamla çatışmayı başlattı.

Kocam bu yeni halimden çok rahatsız olmuş, problem iyice açığa çıktı ve sonunda baktım ki olamayacak evimi terk ettim. Ancak İslam’la ilgili araştırmama ara vermeden devam ettim.

Bir gün aniden kapım çalındı! Karşımdakiler civar bölgedeki camiden gelen üç tane Müslüman adamdı! Dediler ki “Sizinle İslam’ı konuşmaya geldik.” Benim buna ihtiyacım yok zira koyu bir Hıristiyanım!” Dedim. “Ama vaktiniz varsa bazı sorularım var, size sormak isterim dininizle ilgili!”

Kabul edip evime girdiler. Onlara sorduğum sorular ve aldığım cevaplar karşısında tatmin olmuştum. O günün akşamı; 21 Mayıs 1977’de evimin oturma odasında bu üç Müslümanın şahitliğinde kelime-i şahadet getirdim! Hayatım bundan sonra çok daha zorlaşmıştı. Başımı örttüğüm için işimden atıldım. Annem, “geçici bir hevestir!” bu diye düşünerek aldırmadıysa da babam eline geçirdiği tüfekle evimin yolunu tutmuş: “Böyle kızım olacağına, hiç olmasın!” diye feryat figan hücumunu yakınlarım zor tuttular babamı. Kız kardeşim, “aklını oynattı!” düşüncesiyle akıl hastanesine yatırmaya kalkıştı.

Asıl imtihanım ise çocuklarımla verdim “On sene göremedim çocuklarımı! Çünkü  “Kocamdan boşanınca, mahkeme ben müslüman olduğum için çocuklarımı babalarına verdi.” O zamanlar Amerika şimdiki gibi değildi. İyileşmeler çok zaman aldı. O yıllarda korkunç bir önyargı vardı İslam’a karşı! Unutulmaz o günün acısı şöyle oldu: “Hakim, karar vermem için tam yirmi dakika verdi! “Düşün taşın, İslâmdan vazgeçersen çocuklarının velayetini sana vereceğim!” dedi. Benim için hayatımın en ızdıraplı yirmi dakikasıydı, maalesef. O gün oradan iki küçük evladımdan ayrılmak zorunda kaldım. Gözyaşlarım sel oldu!

Bütün bu ızdırapların rahmete dönmesiyse kolay olmuyor tabi!

Bu çelik irade ve asil duruşun sonunda,  İslam’la şereflenen aile bireylerinden ilki yüz yaşındaki anneannemdi. Daha sonra beni silahıyla öldürmek isteyen babam ve sırayla beni akıl hastanesine yatırmak isteyen kız kardeşim ve dört yıl kadar sonra da annem ve üvey babam da iman saadetiyle ümmete katıldılar. Müslüman oluşumdan tam on altı sene sonraysa eski eşim de İslam’ı kabul etti.

Bu olayı anlatan yazar hikâyeyi şöyle bitiriyor: “Bir Cuma günü, ilk karşılaşmamızdan tam da on sene sonra, onunla tanışmamıza vesile olan bir Birleşmiş Milletler toplantısında konuşma yapmak üzere tekrar New York’ta bulunurken Amina Assilmi’nin ölüm haberini aldım. Kaybettiği hiç şüphesiz dünya hayatıydı Amina’nın. Ahiretse asıl ebedi yurttu! Onu kazandı hiç şüphesiz. Ruhu şadolsun!”

“Ondan geldik yine O’na döneceğiz.”  Ne mutlu imanlı ahiret yurduna dönüşlere!

Biz Müslümanların bütün hata, kusur ve aymazlığımıza rağmen Kur’an Gök kubbede temevvücsaz etmeye, yani dalgalanmaya ve hidayet güneşini saçmaya devam ediyor. Ecnebi diyarlarında da olsa bu tür hidayet hikâyelerinin sıklıkla vaki olduğuna şahit oluyoruz. Böyle irade, böyle sabır, böyle inanç ve Hak’ka teslim olanların bereketlenerek devam etmesi dilek ve temennisiyle.

image_pdf

BENZER KONUDA MAKALELER:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*