Hizmet yolları taşlıdır

Ömer Lütfi Gedikoğlu 1899 yılında Kastamonu’nun İnebolu İlçesinin Camii Kebir Mahallesinde dünyaya gelir. Baba adı Hakkı, anne adı Feride’dir.1

Esnaf bir ailenin çocuğudur. Babası kitap-kırtasiye işleriyle meşgul olur. Ömer de fırsatı değerlendirir, dinî ve pozitif ilimlerle kendini geliştirir. Almanca eğitimi alır. Dil bildiği için 1916 yılında Almanya’ya gönderilir. Seyahat İstanbul’dan başlar. 20 kadar öğrenci ile Çırağan Sarayı’na kabul edilirler. Topal İsmail Hakkı ve Enver Paşa ile görüşürler.

O yıllarda Bediüzzaman da İstanbul’dadır. İlim çevreleri ve devlet erkânı içinde hatırı sayılır bir yeri vardır. Enver, Said Halim ve Salih gibi paşalarla dostluğu vardır. Ömer Lütfi, Üstadın adını ilk kez o günlerde duyar. Almanya’dan dönmüş, askerliğe başlamıştır. Bir gün Sirkeci’de Üstadı, Salih Paşa ile görür. Belinde kama, sırtında cepken, ayağında çizme vardır. Üstad birkaç adım öndedir. Paşa takip etmektedir.

Askerlik bitince İnebolu’ya döner. Aradan yıllar geçer. 1936 yılında çağın çilekeşi Bediüzzaman’ın sürgünlerle dolu hayatında yeni bir menzil açılır. Eskişehir’den Kastamonu’ya sürülür. Yollar yine buluşacaktır.

ÜSTAD’IN HUZURUNDA

Ömer, Üstadın Kastamonu’ya geldiğini işitince ziyaret etmek ister. O günlerde bir rüya görür. İnebolu, değirmenin yanındaki türbeye gelmiştir. Türbe yolunun iki tarafındaki mezar taşlarında Kelime-i Tevhid yazılıdır…

Bu rüyadan sonra Zenbilli Ahmed Efendi’yle Kastamonu’ya giderler. Üstad hava müsait olduğu zamanlarda dağa çıkmaktadır. Fakat o gün gitmemiştir. Kapıyı çalarlar. Ömer’in kalbi duracak gibidir. Ya kapı açılmazsa… Ya Sultanın divanından geri dönerse…

Kaygısı yersiz çıkar. Üstad kapıyı açar. Elâ gözleri Çırağan Sarayı’nın kapıları gibi açılır. İçinde İstanbul’lar görünmektedir. Ömer kendini tanıtmak için ismini söylemek ister, ama fırsat kalmadan kapının kilidi çözülür: Hoş geldin Ömer kardaşım… Hoş geldin… Dağa gidecektim, gitmedim. Demek siz gelecekmişsiniz…

Aman ya Rabbi… Dokuz yıl önce sadece uzaktan gördüğü Sultan, Ömer gedasına ismiyle hitap etmektedir. Bu ne büyük saltanattır ya Rabbi… Ömürler, Ömerler feda olsun.

Ömer, Üstadın kerameti ile kendinden geçer âdeta. Cezbeler, sekirler içre gidip gelmektedir. Bambaşka âlemlerdedir.

Bir süre sonra Şeyh Şaban Veli Hazretleri’nin imamı kapıda görünür. Üstad çok iltifat eder. ‘Ben burada Şeyh Şaban Veli’nin misafiriyim” diyerek kendi makamını da işaret eder.

HİZMET YOLLARI TAŞLIDIR

Bu ziyaret Ömer’in hayatında dönüm noktası olur. Ailesiyle hizmete sarılır. Hizmet yolları taşlı, dikenlidir. Bu yolda açlık, sıkıntı, hapis vardır. Ateşten bir gömlektir hizmet. Herkes getirdiği odun kadar yanar ateşte. Yandıkça yanar, yakar, yakılır.

1943 yılının yaz aylarıdır. Ömer bahçede, kızları odalarında Risale yazmaktadır. Risale yazmak ve okumak Dünya’yla bağı koparmak, öbür âlemlere kanat açmaktır. Her satır Cennet yollarına döşenmiş bir taştır. Her sayfa amel defterinde bir cilttir. Her cilt bir külliyattır. Sav gibi bin kalemle olmasa da Ömer ve ailesi 4 kalemle kardeşleri Fakazlı ve Çelebilerle ilmek ilmek İnebolu’yu örerler. Her damla mürekkep bir ilmektir tarihe atılan. Her damlası şehidin kanına denktir.

Bu heyecanla Risaleleri yazarlarken polisler ve jandarmalar evi basar. Risale-i Nur, Yasin Sûresi’nin tefsiridir. Kur’ân’ın muhafazası altındadır. Risaleyle meşgul olmak ahirete hicret etmektir. Hicret günü Hz. Muhammed (asm) ve yol arkadaşı muhafaza edildiği gibi Risale-i Nur Talebeleri de muhafaza edilecektir. Ömer’in evinde bunun bir misali daha gerçekleşir. Polisler ve jandarmalar güya suçüstü yapmışlardır. Risalelere el koyacaklardır. Ne var ki kalp gözleri gibi baş gözleri de körelmiştir. Bahçedeki masanın yanından geçtikleri halde üstündeki Risaleleri göremezler.

Eve girerler. Bir odada kızları aşkla Risale yazmaktadır. Kapıya nöbetçi dikerler. Fakat içeri girmeyi bir türlü akledemezler. Kızları Risale yazdıkları halde görememişlerdir.

Ömer Lütfi’nin bir yanı Hz. Ömer (ra), bir yanı Hz. Ebubekir’dir (ra). Cemal içinde celâli, celâl içinde cemâli vardır. Cesurdur, sözünü sakınmaz. Şefkatlidir, kalp kırmaktan çok korkar. O gün Hz. Ömer (ra) tarafı ağır basmıştır. Polisler ‘kitap var mı?’ dediklerinde Ömer Lütfi kâh sitemkâr, kâh celâlli şekilde “var efendim, buyurun” diyerek salondaki kütüphaneye götürür.

Kitaplığın önünde bir masa vardır. Kitapları üzerine indirmeye başlarlar. Gariptir ki önce Risalelerden başlamışlardır. Fakat bunların Risale olduğunu bilmemektedirler. İndirme bittiğinde Risaleler en altta kalmıştır.

Arama da bir şey (!) çıkmamıştır. Fakat bu onun hapse girmesine engel olmaz.

DENİZLİ’YE HİCRET

Üstad Kastamonu’dan Denizli Hapishanesi’ne gönderilir. Ömer de İnebolu Hapishanesi’ne konulur. Ahmet Nazif Çelebi, İbrahim Fakazlı, Ziya Dilek, Büyük İbrahim, Gülcü Hüseyin, İzzet Turgut, Ahmed Köroğlu, Zühtü İşeri, Halil Enercan, Ahmed Şaşmaz isimli İnebolu Kahramanlarına arkadaş olur.

Bir ay kadar içerde kaldıktan sonra Denizli hapsine gönderilir. Üstad hasreti sona erer. Sık sık görüşürler. Ebedî, nurlu derslerini dinler. Üstad sürekli sabır tavsiye eder. ‘Korkmayın, yakında çıkacaksınız’ diye cesaret telkin eder. Tahliye müjdeleri verir.

Müjde gerçekleşir. 15 Haziran 1944 tarihinde 12. kez hâkim karşısına çıkarlar. Olayda suç unsuru olmadığı belirtilerek başta Üstad olmak üzere bütün Nur Talebelerinin oy birliğiyle beraatına karar verilir. Kararda Ömer Lüfti Gedikoğlu “İnebolu, Camii Kebir Mahallesi’nden, Kitapçı Hakkı Gedik oğlu, 315 doğumlu, 19.9.1943’den beri mevkuf, sabıkasız” şeklinde takdim edilir.

ÜSTAD’IN KALBİNDEN, RİSALELERİN KALBİNE

Beraat edince İnebolu’ya döner. Hizmete kaldığı yerden devam eder. İbrahimlerle, Naziflerle İnebolu’yu Küçük Isparta’ya çevirirler. Yıllar böyle hizmetle dopdolu geçer. 1986 yılının Nisan ayıdır. İnebolu’ya Nisan yağmurları yağmaktadır. Yerden göklere duâlar, gökten yere yağmurlar yağmaktadır. Melekler, Ömer’in duâlarını yağmur yapmış, rahmet olarak dünyaya bırakmıştır. Artık rahmet Ömer’i Cennete çağırmaktadır. Ömer de zaten bu günü beklemektedir. Üstad hasretiyle kavrulmaktadır. Demir almak vakti gelmiştir. Dâvete icabet eder. Bir bulut kümesi halinde göklere yükselir. Varlığı pay edilir. Ruhu Üstadına, cesedi Hastaneüstü Kabristanı’na kalır. Hz. Ebubekir ruhlu İnebolu kahramanlarına kavuşur.

Kabrine vardığında Hz. Ebubekir (ra) ve Hz. Ömer (ra) ile karşılaşırsan şaşırma…

Ruhuna Fatiha…

Mustafa Oral

Dipnotlar:
1- İhsan Atasoy (İnebolu Kahramanları)

YAZDIR

BENZER KONUDA MAKALELER:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*