Hz Adem ve o zamanki Cennet’in mahiyeti

Hz. Adem’in yaratıldığı yer ve Cennete yerleştirilmesi hususu İslam alimleri arasında ciddi müzakerelere sebep olmuştur. Bu konuda farklı görüşler beyan edilmiş. Bir kısım ulema Hz. Adem’in Cennette yaratıldığı ve ilk kez de cennette iskan edildiği ve yine yasak meyvenin yenmesi ile bu Cennetten yer yüzüne indirildiği görüşünü savunmuşlardır. Ayet ve Hadis-i şeriflerden delillerle bu hususu ispat etmeye çalışmışlardır.

Diğer bir kısım ulema ise bu Cennetin hakiki ve nihai cennet olmadığını, Cennetin aynı zamanda güzel bir bahçe anlamına geldiğini ifade ederek, Hz. Adem’in yeryüzünde yaratıldığı görüşünü dile getirmişlerdir. Hatta bu bahçenin Filistin veya Fars bölgesinde olduğunu ifade etmişler. Bu alimleri bu görüşe sevk eden husus da, Cennete girdikten sonra tekrar geri dünyaya inilmeyeceği veya dönülemeyeceği düşüncesi olmuştur. Ancak genel kanaat birinci görüş doğrultusundadır. Yani Hz. Adem’in Cennete yaratıldığı ve oradan yasak meyvenin yenmesi sonucu dünyaya indirildiğidir.

Bu noktada Risale-i Nurdaki bilgiler istikametinde tartışmanın özüne ışık tutacak bazı izahlar yapmak zarureti gözüküyor. Belki de bu durumda iki farklı görüş doğru bir noktada birleşmiş olur.

Öncelikle 12. Mektuptan bir sual ve cevap:

“Birinci Sualiniz: Hazret-i Âdem’in (a.s.) Cennetten ihracı ve bir kısım benîâdem’in Cehenneme ithali ne hikmete mebnidir?
Elcevap: Hikmeti, tavziftir. Öyle bir vazife ile memur edilerek gönderilmiştir ki, bütün terakkiyât-ı mâneviye-i beşeriyenin ve bütün istidâdât-ı beşeriyenin inkişaf ve inbisatları ve mahiyet-i insaniyenin bütün esmâ-i İlâhiyeye bir âyine-i câmia olması, o vazifenin netâicindendir. Eğer Hazret-i Âdem Cennette kalsaydı, melek gibi makamı sabit kalırdı; istidâdât-ı beşeriye inkişaf etmezdi. Halbuki, yeknesak makam sahibi olan melâikeler çoktur; o tarz ubudiyet için insana ihtiyaç yok. Belki hikmet-i İlâhiye, nihayetsiz makamâtı kat edecek olan insanın istidadına muvafık bir dâr-ı teklifi iktiza ettiği için, melâikelerin aksine olarak, muktezâ-yı fıtratları olan malûm günahla Cennetten ihraç edildi.
Demek, Hazret-i Âdem’in Cennetten ihracı ayn-ı hikmet ve mahz-ı rahmet olduğu gibi, küffârın da Cehenneme ithalleri haktır ve adalettir.(Mektubat,s. 47)*”

Mezkur ifadede geçen, “Cennetten ihracı, Eğer Hazret-i Âdem Cennette kalsaydı, Cennetten ihraç edildi, Hazret-i Âdem’in Cennetten ihracı ayn-ı hikmet” tabirlerine göre Bediüzzaman Hazretlerinin de, Hz. Ademin Cennette yaratıldığına ve ilk önce orada yaşamaya başladığına dair görüşleri kabul ettiği görülür.

Peki bu Cennetin mahiyeti nasıldır? Bu Cennet tam inkişaf etmiş bir Cennet midir, yoksa çekirdek mahiyetinde, sakinleri tam olarak yerleşememiş ve inkişaf etmemiş bir Cennet midir?

Bu ve benzeri soruların cevabı ise yine Risale-i Nurun bir çok yerinde gerek bir konu olarak, gerekse satır aralarında bir hatırlatma olarak izah edilmiş ve bu ilk Cennetin çekirdek mahiyetinde daha tam inkişaf etmemiş bir cennet olduğu nazarlara sunulmuştur.

Mesela 29. sözde geçen bir tabir:

“Mâdem âlem-i bekà, şu âlem-i fenâdan yapılacaktır; elbette anâsır-ı esâsiyesi bekàya ve ebede gidecektir Evet, Cennet-Cehennem, şecere-i hilkatten ebed tarafına uzanıp eğilerek giden dalın iki meyvesidir ve şu silsile-i kâinatın iki neticesidir ve şu seyl-i şuûnâtın iki mahzenidir ve ebede karşı cereyan eden ve dalgalanan mevcudâtın iki havzıdır ve lûtuf ve kahrın iki tecellîgâhıdır ki, dest-i kudret bir hareket-i şedîde ile kâinatı çalkaladığı vakit, o iki havuz münâsip maddelerle dolacaktır(Sözler, s.490).”

Bir diğer tabir de Yirmi Dördüncü Mektubun İkinci Zeylinden:

“Cennetten getirilen Buraka dair, Mevlit yazan Süleyman Efendi hazin bir aşk macerasını beyan ediyor. O zat ehl-i velâyet olduğu ve rivayete bina ettiği için, elbette bir hakikati o suretle ifade ediyor. Hakikat şu olmak gerektir ki:
Âlem-i bekanın mahlûkları, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın nuruyla pek alâkadardırlar. Çünkü, onun getirdiği nur iledir ki, Cennet ve dâr-ı âhiret, cin ve insle şenlenecek. Eğer o olmasaydı, o saadet-i ebediye olmazdı ve Cennetin her nevi mahlûkatından istifadeye müstaid olan cin ve ins, Cenneti şenlendirmeyeceklerdi; bir cihette sahipsiz, virane kalacaktı. (Mektubat, s. 293)”

İşte Hz. Adem babamızın ilk yerleştiği Cennet çekirdek mahiyetinde, daha güzellikleri tam olarak inkişaf etmemiş; onun kapısını tam olarak açacak olan Zat-ı Resul-u Ekrem münevver bir meyve olarak şehadet alemine girmemiş; peygamberler, veliler, sıddıklar, müminler daha tespih, ibadet ve taatleri ile cenneti inşa etmemiş; saadet-i ebediyenin kapıları tam olarak açılmamış bir Cennet idi. Zaten Hz. Ademin de yasak meyveyi yiyerek dünyaya gönderilmesi bu ebedi Cennetin tam olarak inkişaf etmesinin, saadet-i ebediyenin kapısını açacak olan kainatın çekirdeği ve en nurlu meyvesi olan Resul-u Ekremin(asm) şehadet alemine teşrifi içindir. Zaten bir ölçüde her bir mesele, maddi ve manevi olarak, Resul-u Ekrem ile doğrudan veya dolaylı alakalıdır. İşte yukarıda naklettiğimiz iki görüş sahibi Risale-i Nurdaki bilgiler ışığında bir noktada buluşurlar.

* Bir hatırlatma:

Değerli okurlar!..

Bizlerin bu köşelerde yayınlanan yazılarındaki Risale-i Nur alıntılarının kaynağı http://www.risaleinurenstitusu.org internet adresindeki Risale-i Nur kitaplarıdır. Sayfa numaraları yine mezkur sitedeki sayfa düzenine göre verilmiştir. Verdiğimiz sayfa kaynaklarının çeşitli baskılardaki Risale-i Nur kitaplarından farklı olabileceği hususuna dikkat çekmek için bu hatırlatmayı uygun bulduk.

İlk yorumu siz yazın

Yorum yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir.


*