Hz. Adem, yasak meyve ve Kuran’daki şecere kavramı

Giriş

Cenab-ı Hak dünya yüzünde yarattığı her hayat sahibi canlı mahlukatını üreme ve çoğalma kanuna tabi tutmuş. Bütün canlılar bu yolla nesillerini devam ettirirler. Bitkiler, ağaçlar, böcekler, sinekler, kuşlar hayvanlar… Ve nihayetinde insanlar da aynı kanun ile ürerler. Bütün bu canlıların üreme yolları ise farklı şekilde tezahür eder. Bazısı yumurta, bazısı tohum, bazıları bölünme, bazıları da sperm ve yumurtalıktaki döllenme suretiyle gerçekleşir. Canlılardaki bu üreme şekilleri her ne kadar farklı olsa da tüm canlılarda ortak bir yön vardır, o da şu: Tüm canlılar nesillerini genetik kot taşıma yolu ile devam ettirirler. Yani ortak olan temel özellikler çekirdek, yumurta ve sperm hücrelerindeki kromozomlar, DNA’lar ve genetik kotlardır. Bütün canlı üreme hücrelerindeki temel yazılım budur. Yani her canlı bir sonraki canlıya mevcut özelliklerini genetik kot yolu ile taşır. Nesilden nesile bu kotlar taşınarak yeni canlının temel programı olur.

Bu nedenle bir canlının, bir bitkinin, hayvanın, kuşun ve böceğin geriye doğru neslinin izini sürdüğünüz zaman ilk atasına ulaşırsınız. Yani her canlı türü nihayetinde bir dişi ve erkek atada son bulur. Demek ki, her bir hayat sahibi mahlukun bir ilk anne ve babası vardır. Veya ilk tohum ve yumurtası veya esas çekirdeği…

İşte insan nesli ve şeceresi da böyledir. Bu gün dünya yüzünde yaşayan altı milyar insan, baba ve annesinden geriye doğru soya ağacının ve şeceresinin izini takip ederek yola çıksa, bütün bu milyonlarca insan aynı noktada buluşur. Yani ilk anne ve babada… Biz bu insanlara Hz. Adem ve Hz. Havva diyoruz. Bu hakikat nedeniyle ki, bu gün dünya yüzünde yaşayan ve daha önceden yaşamış olan milyarlarca insanın tüm genetik kotları ilk anne ve babamızda bulunması gerekiyor. Yani şecere-i insan dediğimiz insan neslinin tohumları hükmünde olan sperm ve yumurtalıktaki tüm genetik kotların, insan neslinin ataları olan Hz. Adem ve Hz. Havva’ya yüklenmiş olması gerekiyor. Bu günkü kalıtım ve gen bilimi bize bunu söylüyor.

Genetik kotların insanlığın atalarına yüklenmesi hadisesi

Peki tüm insanlığın genetik kotları Hz. Adem ve Hz. Havva’ya nasıl yüklendi?

Kuran bize Hz. Adem ve Havva’nın yaratılış sürecinin diğer canlı mahlukattan farklı olduğunu bildiriyor. Bitkiler, hayvanlar, böcekler, sinekler, bakteriler ve diğer canlı türleri ilk olarak bu dünya yüzünde yaratılmış iken, insan ilk olarak cennete yaratılmış. Muhtemelen Cenab-ı Hak dünya yüzünde yarattığı mahlukatının üreme hücrelerine doğrudan o türün tüm neslini ihtiva eden genetik kotları yazdı ve o türün nesli o kotların açılması ile devam etti. Yani bir incir çekirdeği kendinden sonra gelen tüm incilerinin yazlımını bünyesinde barındırır. Ya da bir tavuk yumurtası ve hayvanlardaki sperm ve yumurtalık hücreleri. Hepsi de ilk tohum ve hücrede gelecek olan neslin tüm kotlarını ihtiva etmekte.

Ancak insanın ilk yaratılışı diğer canlı türünden farklı olduğu gözüküyor. Zira insanın ilk yaratılışındaki vücudu cennet hayatına uygun bir vücut idi. Cennette “yasak meyve” denilen ve insan şeceresini ihtiva eden; yani insan neslinin tohumları hükmünde olan genetik kotlar yendikten sonra vücut yapıları dünya şartlarında yaşamaya müsait hale geldi. Demek ki, ilk insanın vücudu cennet hayatı şartlarına göre yaratılmış.

Bu durumu Taha Suresine geçen şu ayetlerden anlıyoruz:

“117 – Biz de (Âdem’e) şöyle demiştik: “Ey Âdem! Şüphesiz bu (İblis) sana ve eşine düşmandır. Sakın sizi cennetten çıkarmasın, sonra bedbaht olursun (sıkıntı çeker, perişan olursun).”
118 – “Doğrusu senin acıkmaman ve çıplak kalmaman (ancak) cennettedir. ”
119 – Ve sen orada ne susarsın, ne de güneşin sıcağında kalırsın”

Bu ayetlerde Cenab-ı Hak, Hz. Adem babamızı şeytanın desiselerine karşı uyarıyor. Ve cennete nasıl bir vücuda ve hayata sahip olduğunu konusunda ikaz ediyor. Yani cennet hayatında acıkmayan ve susamayan ve ısı ve ışıktan etkilenmeyen bir vücut yapısına sahip olduğunu açıkça ona bildiriyor.

Demek ki, insanlığın ilk ataları cennette bu dünya yüzündeki vücut yapısından çok daha yüksek bir mahiyetteki beden ve cisme sahip idiler.

Hz. Adem ve Havva’nın dünya şartlarına hazırlanması

Peki ne zaman dünya şartlarına uygun bir vücut yapısına sahip oldular?

Tüm insanlığın DNA, kromozom ve genetik şifrelerini taşıyan “yasak meyve” diye tabir edilen ve esasında “şecere,” yani insan neslinin tohumları hükmünde bir mahiyet arz eden genetik kodlar yenildikten sonra. Yani “yasak meyve” adeta Hz. Adem ve Havva’nın vücut yapısını değiştiren bir işlev gördü. Öncesinde “nurani” bir vücut yapısına sahip iken, “yasak meyvenin” yenmesi sonucunda maddi vücutları tüm çıplaklığı ile ortaya çıktı. Ve ayıp yer denen cinsiyet ve üreme organları teşekkül etti.

Bu hususa Araf Suresinde şöyle dikkat çekilir:

22 – Böylece onları aldatarak aşağı sarkıttı (önceki mevkilerinden indirdi). Ağacı(n meyvesini) tadınca, çirkin yerleri kendilerine göründü ve cennet yapraklarını üst üste yamayıp üzerlerini örtmeğe başladılar. Rableri onlara seslendi: “Ben sizi o ağaçtan men etmedim mi ve şeytan size apaçık düşmandır, demedim mi?”

İşte böylece Hz. Adem ve Havva’nın vücut yapısı insan neslinin üreyebileceği bir mahiyete bürünmüş oluyordu. Bu hadiseden hemen sonra ise dünya yüzüne inilecek ve insanlık nesli hayat sahnesine gelmiş olacaktı.

“Yasak meyvenin insan neslini ihtiva eden bir özellik olması” hadisesini doğru anlamanın sırrı ise “şecere” kelimesinde saklı. Zira Kuran bize bu konuda sadece “şecere” kelimesi üzerinden bilgi veriyor.

Kuran’daki Şecere kavramının tanımı

Peki “şecere” nedir?

Şecere kelimesinin aslı, yani kök anlamı her kesimin bildiği üzere ağaç demek değildir. Ağaç kavramı şecere kelimesinin manası içine dahil edildiği için şecerenin türetilmiş bir manası olarak Arapça dilinde ağaç olarak kullanılmış.

Şecere, bazı alimler tarafından şöyle tanımlanıyor:

“Şecere” toplama, “huld” da bir şeyi son sınırına kadar götürmek demektir. Ağaç, yaprakları, dalları ve meyveleri kendinde topladığı için Arap ona “şecere” demiş. Soy şeceresi (soy ağacı) da tüm geçmiş soyumuzu topladığı için “soy ağacı” olmuş…

İfadeye göre şecere toplama anlamına geliyor. Yani bir şeyi kendi bünyesinde ihtiva eden bir özellik. Ağaç olarak kullanılması ise, ağacın toplayıcı özelliğinden ileri geliyor. Yani ağaç bir bütün olarak şecere manasına geliyor, yani dalları, yaprakları ve meyveleri kendinde toplayan demek.

Benzer tarzda insanın nesli için de, bir bütün olarak ele alındığında “şecere” kelimesi kullanılıyor. Şecere-i insaniye tabiri tüm insanlığın fertlerini ihtiva eden soy ağacı, soy kütüğü manasını içinde barındırıyor.

İşte bu noktada, Kuran’da ifade edilen ve Hz. Adem ile Havva’nın yaklaşması yasaklanan “şecere” kavramının da bir ağaçtan çok, insan neslini, yani “şecere-i insaniye” diye tabir edilen ve tüm insanlığın tohumları hükmünde olan genetik kodlarını temsil ettiği tez ve düşüncesi, akla daha yatkın bir ifade şekli olarak gözüküyor.

Şecere kelimesinin kök anlamı olan toplama, çekip çıkarma, bir araya getirme gibi manaları dikkate alındığı zaman, şöyle ilginç ve latif bir husus ortaya çıkar: Cenab-ı Hak insan neslinin tohumları mahiyetinde olan genetik kodları hükmündeki zürriyetini toplayıp çıkardı ve onlara hitap etti.

Bu husus Araf Suresi 171. ayette şöyle bildirilir:

Hani Rabbin (ezelde) Ademoğullarının sulplerinden zürriyetlerini almış, onları kendilerine karşı şahit tutarak, “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” demişti. Onlar da, “Evet, şahit olduk (ki Rabbimizsin)” demişlerdi.

İşte toplanan bu zürriyetin yasak meyve olarak ifade edilen ve Hz. Adem’in yaklaşmaması istenen “şecere” kavramı içine yarleştirilmiş olması hikmete çok daha uygun gözüküyor. Zaten “şecere” de asıl kök itibari ile toplama manasına geliyor. Aynı zamanda nesil anlamı da taşıyor.

Yani kısaca “şecere=insan nesli” tabiri oldukça makul ve kabul edilebilir bir tabirdir.

Araf Suresi 10 ve 11. ayetler bu hususu açıklar mahiyettedir.

10 – Doğrusu Biz sizi yeryüzünde, yerleştirdik, orada size geçimlikler verdik; ne kadar da az şükrediyorsunuz!
11 – Sizi yarattık, sonra size biçim verdik, sonra da meleklere: “Âdem’e secde edin” dedik; hepsi secde ettiler, yalnız İblis, secde edenlerden olmadı.

Bu ayetler tefsir alimleri tarafından çok farklı bir şekilde yorumlanmıştır. Bilhassa 11. ayetteki mana üzerine çok tartışmalar olmuş. Farklı izahlar yapılmış. Tefsir alimleri kıssanın temel bütünlüğüne dair bir mana ile izah etmekte de oldukça zorlanmışlar.

Halbuki 11. ayet aşağıdaki gibi bir mana ile yorumlansa bir çok düğüm çözülmüş olur.

Şöyle ki:

“11- Sizi (genetik düzeyde, DNA ve kromozomlar tarzında tohumlar gibi) yarattık ve sonra (genetik düzeyde) size biçim verdik.(Sonra sizin genetik kodlarınız hüknde olan neslinizi taşıyacak olan Adem’i yarattık ve) sonra da meleklere: “Âdem’e secde edin” dedik…”

İşte Araf Suresindeki 171 ayet ve 11. ayet ile bir arada düşünüldüğünde böyle bir mana ortaya çıkması akıl ve hikmet cihetinde makul ve kabul edilebilir bir mana olarak gözüküyor. Elbette ki bu bir görüş ve yorum. En doğrusunu bilen ise şüphesiz Allah’tır.

Mezkur ifadeler ışığında, “şecere kavramı” doğrudan insan neslini tanımlayan bir özellik olarak gözüküyor. Bu noktada insanlık neslini ihtiva eden “o şecere” içinde ise, başta Peygamberimiz (asm) ve diğer Peygamberler ve sahabeler, evliyalar, şehitler, salihler de olduğu için; Hz. Adem’e yapılan secde, bir ölçüde tüm insanlığa yapılmış gibi bir mana da ortaya çıkıyor. Elmalılı Hamdi Yazır tefsirinde bu mühim hususa dikkat çekiyor.

Şeytan insan neslini nereden biliyordu?

Aynı zamanda kovulmuş Şeytanın Allah’tan insan soyunu saptırmak için mühlet istemesi de, yine “şecere kavramının” tüm insanlığın tohumu mahiyetindeki DNA yazılımlarını ihtiva ettiği açıkça görülür:

Zira, Araf Süresi 16. ve 17. ayetin haberine göre Şeytan şöyle yemin ediyor.

16 – “Öyleyse, dedi, beni azdırmana karşılık, and içerim ki, ben de onlar(ı saptırmak) için senin doğru yolunun üstüne oturacağım.”
17 – “Sonra (onların) önlerinden arkalarından, sağlarından sollarından onlara sokulacağım ve sen, çoklarını şükredenlerden, bulmayacaksın.”

Bu noktada Şeytan sadece Hz. Adem’e secde etmediği halde, bütün insan neslinden bahsetmesi, Şeytanın bile “şeceredeki” insan neslini bildiğini ayetteki ifadelerden anlamak mümkün.

Yasak meyve konusunda en ilginç olan husus ise böyle bir tabirin, yani meyve tabirinin Kuran’da yer almadığıdır. Yani Kuran’da doğrudan “yasak meyve” tabiri geçmez.

Yasak meyvenin geçtiği iki ayet şöyle:

Araf Suresi 22. ayet:

22 – Böylece onları aldatarak aşağı sarkıttı (önceki mevkilerinden indirdi). Ağacı(n meyvesini) tadınca, çirkin yerleri kendilerine göründü ve cennet yapraklarını üst üste yamayıp üzerlerini örtmeğe başladılar. Rableri onlara seslendi: “Ben sizi o ağaçtan men etmedim mi ve şeytan size apaçık düşmandır, demedim mi?”

Ve Taha Suresi 121. ayet:

121 – Bunun üzerine ikisi de o ağaçtan yediler. Hemen ayıp yerleri kendilerine açılıp görünüverdi. Ve üzerlerine cennet yaprağından örtüp yamamaya başladılar. Âdem Rabbinin emrinden çıktı da şaşırdı.

Bu iki ayette de meyve tabiri geçmez. Araf suresinde “zaiga şecere” tabiri geçiyor. Yani doğrudan ağacı tattılar deniyor. Taha Suresinde ise “Ekelee minha” deniliyor. Yani ondan yediler manası. İşte tefsir alimleri bu iki tabiri meyve olarak yorumlamışlar. Sanki bir ağaç var ve onun meyvesinden yenilmiş gibi bir anlam vermişler. Halbuki Kuran’da meyve tabiri hiç geçmez.

Öyle ise ondan yediler tabiri ne şekilde yorumlanabilir?

Şecere manasına uygun olarak şöyle bir yorum yapmak mümkün: Hz. Adem kendi payına düşen, Hz. Havva da kendine ait olan payı yediler. Ayette geçen “minha” kelimesi bu hususa işaret ediyor olabilir. Çünkü Arapçada “min” kelimesi parça ve pay anlamına da gelir. Yani ondan birazı gibi. Bu noktada şeceredeki, “insanlık neslini ihtiva eden genetik kotların” dişilik tarafının Hz. Havva’ya, erkeklik tarafının da Hz. Adem’e yüklenmiş olması bu günkü genetik bilimi açısından makul bir görüş olarak kabul edilebilir.

Bu fikirler ışığında diyebiliriz ki:

“Yasak meyvenin bizzat kendisi bize Kuran’da bildirilen “şeceredir”. Yani insan neslini ihtiva eden “şecere-i insaniye” diye tabir edilen şey bizzat meyvenin kendisidir.

Bütün bu görüşler elbette ki bize ait görüş ve yorumlardır. İşin aslını tüm keyfiyeti ile ile bilen ise şüphesiz kainat ağacını ve onun meyvesi olan insanı yaratan Allah’tır.

Risale-i Nurda şecere kavramının tanımı

Sual: Yasak meyvenin insan tohumu hükmünde olan genetik şifrelerimiz olduğuna işaret eden Risale-i Nurda geçen bir tabir var mıdır?

Cevap: Evet… Çünkü Risale-i Nurda “şecere” ile ilgili bir araştırma yaptığınız zaman bu kelimenin ekseriyetle, yaratılış ağacı ve insan nesli ile ilgili manalarda kullanıldığını görürsünüz. Bu konuda bir çok tabir var.

İşte birisi bu:

“Fakat insan, hayat-ı mâneviye-i ubudiyet cihetinde âmâlinin dalları ebede uzanmış bir şecere-i bâkiyenin makinesi ve şu şecere-i kâinatın bir münevver meyvesidir.(Nurun İlk kapısı, s.36)”

Bir diğeri de böyle:

Evet, Üstadım, nasıl ki, Fahr-i Âlem (sallâllahü aleyhi ve sellem) Hazretleri şecere-i kâinatın hayattar çekirdeği, enbiya ve mürselîn o şecere-i mübarekin dalları olup, dalın iptidasından müntehasına kadar, kat’î bir alâkayla daimî birbirlerini götürüyorlar. Bu sır için, Hazret-i Âdem Safiyyullah kokladığı ve hissettiği nur-u Muhammed (aleyhissalâtü vesselâm) hakkında demiş: “Yâ Rab, benim alnımda bir çığırtı var, nedir?” Cenâb-ı Kibriya hazretleri buyurmuş: “Nur-u Muhammed’in (aleyhissalâtü vesselâm) tesbihidir.” (Barla lahikası, s.396)

Bu konuda pek çok ifade vardır Risale-i Nurda. Biz “http://www.risaleinurenstitusu.org” sitesinden “şecere” kelimesi ile bir arama yaptık iki yüzden fazla bir sonuç çıktı. Ve bu ifadelerin bir çoğunda “şecere” kavramı ağaç yerine, yaratılış sürecinin tanımı manasında kullanılıyor. Daha detaylı bilgi için değerli okuyucuyu kısa bir araştırmaya davet ediyoruz.

12. Mektupta geçen bir ifade ise insanlık tohumu hükmünde olan “şecere” tabirine şöyle işaret ediyor:

BİRİNCİ SUALİNİZ: Hazret-i Âdem’in (a.s.) Cennetten ihracı ve bir kısım benî Âdem’in Cehenneme idhali ne hikmete mebnidir?
Elcevap: Hikmeti, tavziftir. Öyle bir vazife ile memur edilerek gönderilmiştir ki, bütün terakkiyât-ı mâneviye-i beşeriyenin ve bütün istidâdât-ı beşeriyenin inkişaf ve inbisatları ve mahiyet-i insaniyenin bütün esmâ-i İlâhiyeye bir âyine-i câmia olması, o vazifenin netâicindendir. Eğer Hazret-i Âdem Cennette kalsaydı, melek gibi makamı sabit kalırdı; istidâdât-ı beşeriye inkişaf etmezdi.

İfadede geçen “Eğer Hazret-i Âdem Cennette kalsaydı, melek gibi makamı sabit kalırdı; istidâdât-ı beşeriye inkişaf etmezdi” tabiri doğrudan yasak meyve diye tabir edilen şeceredeki insanlık nesline işaret ediyor. Çünkü Hz. Adem Cennette kalsa insanlık neslinde bulunan tohumlar şeklindeki kabiliyetler inkişaf edip ağaç şeklini almayacaktı. Bu cümleyi şöyle açabiliriz: Hz. Adem cennette kalsa melek gibi olur, Cennette yaratılan yasak meyve içindeki insan nesli ise inkişaf etmez, atıl bir vaziyette kalırdı.

İşte Hz. Adem ve Havva yasak meyve denilen insan soyunu ihtiva eden o “şecereyi” yemek suretiyle insan neslini alıp yeryüzüne indiler ve böylece insanlığın kabiliyetleri inkişaf edip tezahür ederek Allah’ın insanı yaratmaktaki hikmeti maksadı tecelli etmiş oldu.

“Yasak meyveyi” izah etmek iftira mıdır?

Sual: “Yasak meyveyi insan genetiği olarak tanımlamak Hz. Adem’in hatırasına bir iftira anlamına mı gelir?

Cevap: Hayır… Çünkü bu konu bir çok tefsir alimi tarafından yorumlanmış. Bazısı yasak meyveye elma, üzüm, buğday gibi manalar yüklemişler. Hatta öküz ciğeri diyenler bile var. Biz de insanlığın genetik şifreleri manasındaki sperm ve yumurtalık hücreleri diyoruz. Bu bir hata bile olsa ilmi bir hata olur. Onun ötesinde hiç kimse için bir hakaret niyeti taşımaz.

Sual: Allah bize bir faydası olsa bu yasak meyveyi doğrudan açıklardı?

Cevap: Kuran’da bazı hükümler açıkça, bazıları da işaret nevinden açıklanmıştır. Bilhassa ileride meydana gelecek teknik ve teknolojik gelişmeler neticesinde ortaya çıkacak buluşlar misal ve işaret yolu ile anlatılmış. İşte bu “yasak meyve” de böyle bir durumu ihtiva ediyor. DNA ve genetik biliminin daha bu yaşadığımız asrın ortalarına doğru gün yüzüne çımaya başladığı göz önüne alınır ise, yasak meyvenin de ancak işaret ve misal yolu ile anlatılacağı açıktır. Şimdi Kuran 1400 yıl öncesinden “İşte yasak meyve sizin neslinizi ihtiva eden DNA’larınız, kromozomlarınız ve genetik kot yazılımlarınızdır” dese idi, o zamanki insanlar bunu anlamayacak, belki de inkar edeceklerdi.

Hz. Adem kıssası ile ilgili iki surede geçen ayetleri nazarlara sunarak konuyu bitiriyoruz.

Kuran’dan iki kıssa

Araf suresi:

10 – Doğrusu Biz sizi yeryüzünde, yerleştirdik, orada size geçimlikler verdik; ne kadar da az şükrediyorsunuz!
11 – Sizi yarattık, sonra size biçim verdik, sonra da meleklere: “Âdem’e secde edin” dedik; hepsi secde ettiler, yalnız İblis, secde edenlerden olmadı.
12 – (Allah) buyurdu: “Sana emrettiğim zaman, seni secde etmekten alıkoyan nedir?” (İblis): “Ben, dedi, ondan hayırlıyım; beni ateşten yarattın, onu çamurdan yarattın.”
13 – (Allah) buyurdu: “Öyleyse oradan in, orada büyüklük taslamak senin haddin değildir. Çık, çünkü sen aşağılıklardansın.”
14 – (İblis) dedi: (Bari) bana (insanların) tekrar diriltilecekleri güne kadar süre ver.”
15 – (Allah) buyurdu: “Haydi sen süre verilmişlerdensin.”
16 – “Öyleyse, dedi, beni azdırmana karşılık, and içerim ki, ben de onlar(ı saptırmak) için senin doğru yolunun üstüne oturacağım.”
17 – “Sonra (onların) önlerinden arkalarından, sağlarından sollarından onlara sokulacağım ve sen, çoklarını şükredenlerden, bulmayacaksın.”
18 – (Allah) buyurdu: “Haydi, sen, yerilmiş ve kovulmuş olarak oradan çık. And olsun ki,onlardan sana kim uyarsa, (bilin ki) sizin hepinizden (derleyip) cehennemi dolduracağım.”
19 – (Sonra Allah, Âdem’e hitab etti): “Ey Âdem! Sen ve eşin cennette durun, dilediğiniz yerden yeyin; fakat şu ağaca yaklaşmayın, yoksa zalimlerden olursunuz.”
20 – Derken onların, kendilerinden gizli kalan çirkin yerlerini kendilerine göstermek için onlara fısıldadı: “Rabbiniz, başka bir sebepten dolayı değil, sırf ikiniz de birer melek ya da ebedî kalıcılardan olursunuz diye sizi şu ağaçtan men etti.” dedi.
21 – Ve onlara: “Elbette ben size öğüt verenlerdenim.” diye de yemin etti.
22 – Böylece onları aldatarak aşağı sarkıttı (önceki mevkilerinden indirdi). Ağacı(n meyvesini) tadınca, çirkin yerleri kendilerine göründü ve cennet yapraklarını üst üste yamayıp üzerlerini örtmeğe başladılar. Rableri onlara seslendi: “Ben sizi o ağaçtan men etmedim mi ve şeytan size apaçık düşmandır, demedim mi?”
23 – Dediler ki: “Ey Rabbimiz! Biz kendimize zulmettik, eğer bizi bağışlamaz ve bize rahmetinle muamele etmezsen muhakkak ziyana uğrayacaklardan oluruz!”
24 – (Allah) buyurdu: “Birbirinize düşman olarak inin, sizin yeryüzünde bir süreye kadar kalıp geçinmeniz gerekmektedir.”
25 – “Orada yaşayacaksınız, orada öleceksiniz ve yine oradan (dirilip) çıkarılacaksınız!” dedi.

Taha suresi:

115 – Doğrusu bundan önce Âdem’e (bu ağaçtan yeme diye) emrettik, fakat unuttu ve biz onda bir azim (bir kararlılık) bulmadık.
116 – Bir vakit meleklere: “Âdem(e hürmet) için secde edin” demiştik; İblis’ten başka hepsi secde etmiş, o çekinmişti.
117 – Biz de (Âdem’e) şöyle demiştik: “Ey Âdem! Şüphesiz bu (İblis) sana ve eşine düşmandır. Sakın sizi cennetten çıkarmasın, sonra bedbaht olursun (sıkıntı çeker, perişan olursun).”
118 – “Doğrusu senin acıkmaman ve çıplak kalmaman (ancak) cennettedir.”
119 – Ve sen orada ne susarsın, ne de güneşin sıcağında kalırsın”
120 – Nihayet şeytan ona vesvese verdi. Şöyle dedi: “Ey Âdem! Sana sonsuzluk ağacını ve çökmesi olmayan bir saltanatı göstereyim mi?”
121 – Bunun üzerine ikisi de o ağaçtan yediler. Hemen ayıp yerleri kendilerine açılıp görünüverdi. Ve üzerlerine cennet yaprağından örtüp yamamaya başladılar. Âdem Rabbinin emrinden çıktı da şaşırdı.
122 – Sonra Rabbi, onu seçti de tevbesini kabul buyurdu ve ona doğru yolu gösterdi.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*