İçimde kanayan bir yara var

Bediüzzaman ile Denizli hapsinde kalan Ahmed Köroğlu 1903 yılında Kastamonu’nun İnebolu İlçesinin Çeşme Mahallesinde dünyaya gelir. Baba adı Hasan, anne adı Şerife’dir.*

Ahmed Nazif Çelebi’nin yakın dostudur. Risale-i Nur’u ilk kez ondan işitir. Birçok kez Bediüzzaman’ı ziyaret eder. Soyadı Köroğlu’dur. Üstadla tanıştıktan sonra gönül gözü açılır. Kendini hizmete verir. Mesleği şoförlüktür. Sebze, meyve taşır. Yoldan, yolcudan, maldan anlar. Üstadla tanıştıktan sonra Risale-i Nur’un sahabe yolu, Bediüzzaman’ın o yolun başyolcusu, Nur Talebelerinin en güzel kervan olduğunu anlar. O günlerde Risaleler elle yazılmakta, el altından gizli gizli dağıtılmaktadır. Kelle koltukta, kefen koyunda yaşanan yıllardır. Risaleler ilk kez Barla’da yazılmış, bayrağı Santral Sabri almış, atına atlamış, gece gündüz, kar kış, yağmur çamur demeden köy köy dağıtmıştır. Şimdi İnebolu, Nur Postacısı Santral Sabri’sini aramaktadır. Ahmed bu iş için biçilmiş kaftandır.

Kastamonu’da bir Kale: Bediüzzaman

Ahmed’in mayası sağlamdır. Köroğlu’nun soyundandır. Atası gibi kahramandır. Köroğlu, Bolu Beyi’ne kafa tutmuş, zulmünü yüzüne vurmuştur. Zaman Köroğlu olma zamanıdır. O gün Bolu Beyi vardır bu gün avaneleri. Ahmed görevi üstlenir. Kılıcı kuşanır. Zamanın Köroğlu’su, İnebolu’nun Santral Sabri’si olur. Köroğlu, Bolu Beyine, Ahmed İnebolu polisine kafa tutar. “Ne yapacak bana! Beni mi yiyecek!” diye mertçe tavır koyar.

Ahmed’in lâkabı Zembilli Ahmed’dir. Bunun ilginç bir hikâyesi vardır. Polis, Ahmed’in ne yaman biri olduğunu bilmektedir. Her seferinde kamyonunu didik didik arar. Ahmed bu sıkı takibata karşı bir plan geliştirir. Risaleleri yem torbalarının ve zenbilin içine koyar. Üstünü saman ve arpayla doldurduktan sonra karoserin dışına gözle görülecek şekilde asar. Polis bu kadar kıymetli evrakın (!) göz önünde bulunabileceğini akledemez. Zenbili açma ihtiyacı duymaz.

Ahmed kontağı açar. Ver elini Kastamonu. Kastamonu’da atası Köroğlu’nu hatırlatan Kahraman Bediüzzaman vardır. O ‘kale’ gibi adamdır. İnsanlar anlamasa da dağlar, taşlar, kayalar, kaleler anlar. Kastamonu Kalesi’nin yavuklusudur. Sık sık aşığını görmeye gider. Âyetü’l Kübra ve Münacaat Risalesi adını taşıyan mektupları burada yazar. 1943 yılında Kastamonu’dan ayrılır. Kale çıldırır. Göğsünü paralar. Ev gibi parçalarını aşağı atar.

Ahmed, o kaleden farksızdır. O da Üstada her şeyiyle bağlıdır. Sık sık Bediüzzaman Kalesi’nin kapısına dayanır. Bre Üstad! Bre Üstad, diye haykırır. Kale kapıları açılır. Üstad kapıda görünür. Ahmed vazifesini yapmış olmanın huzur ve heyecanıyla Risaleleri terkisinden çıkarır, kutsal bir emanet gibi Üstadın kucağına bırakır. Üstad teşekkür eder; duâlar, iltifatlar eder. Bu durum kutsal bir tören havasında defalarca tekrarlanır. Her seferinde ilk günkü heyecan vardır.

Aşk İlahi bir hâldir

Aşk rüya ve tevafuklar üzerine yürür. Ahmed o celâlli halleri içinde çok güzel bir kalp taşır. Üstada delicesine âşık, velicesine sadıktır. Üstad, ona “Köroğlu Ahmed” diye hitap eder. Nazif’in arkadaşı olarak anar. Hafız Ali ile birlikte hatırlar. Ahmed’teki ihlâs ve kahramanlık onu Hafız Ali’nin sadâkatindeki keramet lem’alarına yaklaştırır. Bir gün bir rüya görür. Üstada anlatır. Ehemmiyetli bir memurun Üstadın yanına geldiğini söyler. Üç saat sonra rüya gerçek olur. Bahsedilen memur içeri girer.

Üstad tevafuklara çok önem verir. Risalenin yolunu güçlendirdiğini belirtir. Mektuplarında, konuşmalarında sık sık gönderme yapar. Bunlardan birisi de Ahmed’le ilgilidir. Ahmed bir gün Üstadı ziyaret eder. Aynı anda ikisi şehirden, ikisi köyden dört Ahmedçıkagelir. Üstad hem teberrük, hem de tayin olarak bir miktar yoğurdu Köroğlu Ahmed’e uzatır. O anda kapı çalar. Hilmi’nin oğlu Ahmed içeri girer. Köroğlu Ahmed’e verdiği kadarlık yoğurdu Üstad’a uzatır.

İki yanı keskin bıçak: Ahmed Nazif Çelebi ve Ahmed Köroğlu

Ahmed… Köroğlu’nun ta kendisi. Ahmed Nazif Çelebi… Dadaloğlu’nun ta kendisi. İkisi iki yanı keskin bıçak. Bir tarafta Köroğlu, bir tarafta Dadaloğlu.

1943 yılıdır. Aylardan Ramazan, vakitlerden sabahtır. Nazif çoğu kere en beklenmedik zamanda kapıyı çalar, Üstada götürmesi için Risaleleri Ahmed’e teslim eder. O gün seher vakti kapı çalınır. Nazif olmalı, diyerek kapıya koşar, açar. Şaşırır. Dâvetsiz misafirler (!) gelmiştir. Karşısında İnebolu Beyi’nin (!) adamları üniformalı şekilde durmaktadır.

Ahmed bir deli küheylan… Özgür ruh…

Sen de Bedüzzaman’ın adamıymışsın, deyip bağlarlar. İnebolu Hapishanesi’ne koyarlar. Bütün tanıdıklar oradadır. Anlaşılan bu günkü ders Medrese-i Yusufiyede yapılacaktır. Karşısında dağ gibi zamanın Dadaloğlu’su durmaktadır: Nazif! Kardeşim! Evde ararken damda buldum seni, ne güzel, ne güzel…

Hapiste günlerini duâlarla, niyazlarla ihya ederler. Üç ay sonra Denizli Hapsine sevk edilirler. Üstad, Denizli’de dört gözle onları beklemektedir. İnebolu Fedakârları geldiğinde kibrit kutusu içinde ‘HOŞGELDİNİZ’ mesajı gönderir.

Olmasa mektupların, yazdıkların olmasa

Üstad ve Nur Talebeleri Denizli’de on iki kez mahkemeye çıkarlar. Son olarak 15 Haziran 1944 tarihinde mahkeme heyeti toplanır. Olayda suç unsuru olmadığı belirtilerek başta Üstad olmak üzere bütün Nur Talebelerinin oy birliği ile beraatına karar verilir. Tahliyeden sonra Üstad talebelerinin memleketlerine dönmesini ister. Ahmed de İnebolu’ya döner.

Yıllar geçer. 1960 yılında Üstad ahiret atına biner, Cennete gider. Ahmed, Üstad’a Risaleler taşıdığı kamyonu satar. Her şey yerinde ve zamanında güzeldir. Üstad olmayınca kamyonun da tadı yoktur. Ağır bir hüzün çöker üstüne. Bu hâl 1965 yılına kadar sürer. İyi insanlar, iyi atlara binip gitmiştir. Ahmed, İnebolu Limanı’nda yalnız kalmıştır. Dostu Ahmed Nazif de bir yıl önce yükünü sarmış, Üstada varmıştır. Gayri buralarda durulmaz. Gayri bu dünyada yaşanmaz.

İçindeki ses gün geçtikçe azalır. Üstada, Ahmed Nazif’e ve Hafız Ali’ye özlemi arttıkça artar.

Üstad’ımın bir atı olsa binse de gelse.

Ahmed Nazif’in yelkeni olsa açsa da gelse.

Hafız Ali yollarımı bilse de gelse.

Uçanda kuşlara malûm olsun.

Ben Üstadımı özledim.

Hem Üstadımı, hem Nazif’i.

Ben Hafız Ali’yi özledim.

Gün gelir, Üstad atına biner, İnebolu Limanına gider. Ahmed Nazif yelkeniyle yanaşır. Hafız Ali, Denizli’den çıkar, gelir.

Derunî bir ses kaplar İnebolu’yu:

Yolun sonuna geldik Şoför AhmedKöroğlu.

Şu atan Köroğlu’ndan miras ata bin de gidelim sonsuzluk ülkelerine…

Ahmed Köroğlu… Bir deli Küheylan… Artık vakit tamam…

Atını mahmuzlar. Ver elini Cennet ülkesi…Kim tutar seni…

Allah rahmet eylesin. Amin.

*İhsan Atasoy (İnebolu Kahramanları)

Mustafa Oral

YAZDIR

BENZER KONUDA MAKALELER:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*