İkinci yolun siyasî fitneleri

Mehdi’yi tanımak, ahirzaman fitnelerinin tuzağına düşmemek için olmazsa olmazıdır. Zira onu tanımayan, süfyaniyetin mahiyetini bilmez ve onun damına düşer. Dinsizlik kuvvetine bilmeyerek yardım eder.

Nasıl olur denilirse; “Böyle istidraclı ve şanlı ve tali’li ve muvaffakıyetli ve kurnaz bir kumandanı bulunduğundan gizli ve dehşetli olan mahiyetine bakmayarak kahramanlık damarıyla onu alkışlar, başına kor, seyyielerini örtmek ister.”

İşte bu zaaflarımızdan istifade ile aldatmakla iş gören Süfyan; suret-i hak’tan görünüp ehl-i imanı iğfal ediyordu.

Said Nursî dinsizlikle durdurulamadı, tarikat ve dindarlarla da durdurulamadı. 28 sene her türlü işkence, sürgün, baskı ve zehirlemeler de para etmedi. O halde tek bir yol kaldı, siyaset…

Tek parti diktatöryası dünya kamuoyunda yer bulamıyordu artık. NATO’ya girmek için çok partili hayata mecbur edilmiş ve 1946 seçimleriyle yeni bir döneme geçilmiş oluyordu. Açık oy gizli tasnife rağmen DP’nin 60 milletvekili almasıyla siyasî fitneler de başlamış oluyordu böylece.

SİYASAL İSLÂM TUZAĞI

Madem Said Nursî CHP’ye karşı “Demokrat Parti’yi, Kur’ân ve vatan ve İslâmiyet namına muhafazaya çalışıyorum” dedi. O halde onun karşısına İslâmcı siyasete prim verilmeliydi ki cemaatine nifak sokulmuş ve Demokratlar zayıflatılmış olsun.

Fahrî Başkanı Fevzi Çakmak başta olmak üzere, milliyetçi ve muhafazakâr bilinen bir grup 28 milletvekili, Demokrat Parti’den ayrılarak, 19 Temmuz 1948’de Millet Partisi’ni kurdular. Demokrat Parti ortadan ikiye bölünmüştü.

Hem de Eşref Edip gibi zatların eski dostluğundan Said Nursî’yi rezerv görüp, Afyon hapsi çıkışı sonrası hazırlık yapıyorlardı.

Bediüzzaman ise; “Evet büyük kusurlarımdan bir tek suçum: Vatan ve millet ve din namına mükellef olduğum büyük bir vazifeyi -dünyaya bakmadığım için- yapmadığımdan, hakikat noktasında afvolunmaz bir suç olduğuna ve bilmemek bana bir özür teşkil edemediğine şimdi bu Afyon hapsinde kanaatım geldi.”

Bu yeni dönemin işaretiydi.

23 sene siyasete bakmayan Bediüzzaman, Risale-i Nur’un tamamlanması sonrasında siyasetle hizmet değil, ancak, tanzim vazifesinin kendisinde olduğunu gösteriyordu bu çıkışla.

3. SAİD DÖNEMİ

1950 seçimlerine bir ay kala Fevzi Çakmak’ın ölümü planları alt üst etmişti. “Yeter söz milletindir” diyen millet, beyaz ihtilâlle Demokratları iktidara getirmiş, siyasal İslâma prim vermemişti.

Millet Partisi’nin kapatılması sonrasında 1951’de; Demokrat Parti’ye karşı İslâm Demokrasi Partisi’ni kurdular.

Partinin kuruluşunda Bediüzzaman’ı ziyaret ediyor ve destek istiyorlardı.

“Büyük Doğu”cuların bu fakiri kendi zümrelerine katmak hususundaki tekliflerine: “Büyük Doğuculuk siyasî bir teşekkül müdür?” diye sordum. “Evet” dedikleri için, “Sizin yalnız imanî ve Kur’ânî mesaildeki müşkillerinizi ve izahını arzu ettiğiniz noktaları Risale-i Nur’un yardımı ile halle çalışırım. Benim mesleğim ihtiyar ve şuurum taalluk etmeden Risale-i Nur dairesinde istihdamdan ibarettir. İman ve Kur’ân mes’elelerinize hemfikrinizim. Fakat siyasetle iştigal edemem” mealinde cevab verdim.

Bediüzzaman siyasal İslâm teşebbüslerine; “Yalnız Sebilürreşad, Doğu gibi mücahidler iman hakikatlarını ehl-i dalâletin tecavüzatından muhafazaya çalıştıkları için, ruh u canımızla onları takdir ve tahsin edip onlarla dostuz ve kardeşiz, fakat siyaset noktasında değil” diyerek bu oyunu da bozmuş oluyordu.

YA İHTİLÂL, YA SİYASAL İSLÂM

Garip bir tevafuktur; hep Demokratların en güçlü olduğu dönemlerde siyasal İslâm, kendini hep Medine’de zannedip derinlerin dine olan refleksini tahrik ediyordu. “İrtica hortladı, şeriat gelecek ve sol hareketin boykot, yürüyüş gibi bahaneleriyle de Demokratlar, ihtilâllerle durduruluyordu. (Bknz: 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat evveli)

Demokrat Parti’nin iktidarında Ticaniler ve Tan gazetesi patlaması gibi hadiseler ihtilâle zemin hazırladı ve 1960’ta üç demokrasi şehidin idamıyla neticelenen o meşum 27 Mayıs darbesi geldi.

Nurculara baskın ve hapislerle, bastırılan ve sindirilen dindarlara korkular salındı.

Zübeyir Ağabeyin Hz. Ebubekir misâli cemaati derleyip ve toparlaması neticesinde Nurlar memleketin her köşesinde çiçekler açtırdı. Nurlar’ın neşrinde muvaffakiyet, Demokratlara da istinad noktası oldu. Demokrat Parti çağrışımı yapan “Demir-kırat”lı Adalet Partisi yüzde 50’lerle iktidara geldi ve bu dönem (ekonomistlerin beyanıyla 1965-1971); demir-çelik ve sanayi kalkınmalarıyla devrin en hızlı büyüyen bir Türkiyesi oldu.

Süfyaniyet durur mu?

Hak geldi batıl zail oldu..

YAZDIR

BENZER KONUDA MAKALELER:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*