İman tazelemek

Cenâb-ı Hak Nisa Sûresi’nin 136. âyetinde “Ey İman edenler! Allah’a iman edin” buyuruyor.

Bu âyetin hakikatini anlamak için hadislere başvurduğumuzda Peygamber Efendimiz’in (asm), “İmanınızı Lâ ilâhe illâllah ile yenileyiniz.” beyanını görüyoruz.

Bu beyanın hikmet sırlarını öğrenmek için Risale-i Nur’a başvurduğumuzda Üstadımızın 26. Mektubundaki veciz izahlarıyla karşılaşıyoruz. “İnsanın hem şahsı, hem âlemi her zaman teceddüd ettikleri için, her zaman tecdid-i imana muhtaçtır” diyen Üstadımızın insanın ömür seneleri, günleri, saatleri adedince ferdleri hükmünde olduğunu anlatan bir hakikatten bahsettiğini okuyoruz. Her bir ferdin manen çok ferdleri olduğunu belirten Üstadımız, bir insanın hayatında geçen yıllar, günler, saatler adedince birer ferd hükmüne geçtiğini, insan hayatı zamana tabi olduğundan o tek ferdin bir model hükmüne geçmesiyle her gün bir diğer ferd şeklini giydiğini anlatıyor. Bu hakikati her şeyin her an ‘Kün Feyekkün’(ol der oluverir) emrine musahhar oluşuyla da anlayabiliriz. Esasen kâinatta kayyumiyet sırrıyla her an bir yaratılma söz konusudur. Meselâ insan vücudunda her dakika otuz milyon hücre ölüyor, yerine yenileri geliyor. Altı ayda beyin hücreleri hariç tamamen değişen bir biyolojik kanuna vabesteyiz. Altı senede bir defa ise beyin hücreleri de dahil tamamen değişen bir yapıda yaratılmışız. Öyleyse yenilenen her bir zerremizi iman nuruyla nurlandırmak, imanımızı tekrar tazelemek gerekmez mi?

Ayrıca İman, kalbin bir amelidir ve kalbin nurlanmasını sağlar. Evet öyle bir lâtifemiz vardır ki hem imanın mahalli ve hem manaların çıktığı bir yer. Peki kalbimizin her zaman sırat-ı müstakimde ilerleyebilmesini sağlamak için imanımızı tazelendirmek ve tahkiki surete terakki ettirmek lâzım gelmez mi? Zira insandaki gafletten istifade ederek nefis, heva, heves, vehim ve şeytan şüphe ve vesvese yaralarını kalpte bırakarak günah kepenklerinin açılmasına sebebiyet verdiğinden her an müdakkik olmalı, kalbimizdeki imanı ‘La ilahe illallah’ kelimesiyle tazelendirmek suretiyle onu her zaman bu girdaplardan korumaya gayret göstermeliyiz. Bununla beraber Hucurat Sûresi’nin 14. âyetinde “Bedevîler ‘inandık’ dediler. De ki: Siz iman etmediniz, ama ‘İslâm olduk’ deyin. Henüz iman kalplerinize yerleşmedi” buyrularak imanın hakikî bir şekilde kalpte yerleşmesine ve akla, ruha bütün lâtifelere sirayetinin gerçekleşmesinin ehemmiyetine vurgu yapılır.

Özellikle ahir zaman insanı şu asırda devamlı dışarıdan gelen olumsuz tesirlere maruz bir halde olduğundan duygu ve düşünce dünyasında erozyonlara sebep olan faktörlerden kendini muhafaza edebilmesi için imanını taklitten tahkiki bir halete terakki ettirmelidir. Bu da iman hakikatlerini dem ve damarlarına karışacak bir şekilde hazmetmekle mümkündür, işte bu iman hizmetini yapan Risale-i Nur eserleri temel kaynaklarımız arasında yer aldıkça ve onu okuyup yaşadıkça tecdid-i iman hareketini gerçekleştirmiş oluruz İnşallah.

YAZDIR

BENZER KONUDA MAKALELER:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*