İslam güncellenir mi?

altSual: “İslâm güncellenir mi? Bu ne demektir?

Tecdit İhtiyacı

İslâm’ın güncellenmesi meselesi kamuoyunda çabuk alıcı buldu ve tartışmalar birbiri peşi sıra geldi. Görüldü ki, bu meselede kafalar karışık. Güncelleme ne demektir? Reform mudur, tecdit midir?

Dinde reform olmayacağı konusunda, şükür ki, hemen herkes hemfikir. Bu güzel. Bu hayra alâmettir. Âyet ve hadislerin metinlerine ilişmenin çare olmadığını kamuoyu biliyor ve teslim ediyor. Demek son yüz yıldan beri, kimi aktörlerin, “camilere kiliselerdeki gibi sıra koyalım, ezanı Türkçe okuyalım, namazı Türkçe kılalım” yollu reform zorlamalarına göre, aslında bu gün iyi yerdeyiz. Bunu bir teslim edelim.

Kamuoyunda meselenin tecdit ihtiyacı olduğu kanaati dile getiriliyor. Öyle ki tecdit ihtiyacı her asırda söz konusu olmuş ve hemen her asırda mücedditler dini tecdit etmişler. Çünkü her asırda dine sokulmaya çalışılan batıl fikirler ve hurafeler eksik olmamış. Bu batıl fikirlere karşı mücedditler gelmişler, çağın yanlışlarının savletinden Müslüman’ı korumuşlar ve İslâm’ı aynı âyet ve hadisleri yeni bir yaklaşımla ele almak suretiyle, yeniden söz konusu asrın idrakine sunmuşlar.

Tecdit Dinin Dinamik Yapısının Bir Gereğidir

Tecdit kurumu İslâm’ın durağan değil, dinamik bir yapıda olduğunu, her asrı kuşattığını ve kucakladığını, âyet ve hadislerin her çağa hitap ettiğini, her çağda âyet ve hadislerin çağa uydurmadan, semavî bir perspektifle yeniden yorumlanabilir özellikte olduğunu gösteriyor. Bu işi âlimler yapıyor. Bu âlimlere müceddit deniyor.

Fakat bu mesele öyle bir hocanın yanlış anlaşılan sözleri üzerine ihtiyaç görülecek kadar sathî bir mesele değildir. Hocalar her zaman konuşurlar. Yanlış da ederler, doğru da ederler, sürç-ü lisan da ederler. Onlar da insandırlar. Tartarsınız; yanlışlarını almazsınız, doğrularını alırsınız. Öyle işi diyanete ve ilahiyatlara yıkarak dini resmîleştirip adına güncelleme veya tecdit derseniz, başta din bundan zarar görür. Bu tehlikelidir.

İlahiyatlar bu meseleleri müzakere etsinler tabiî ki. Bundan memnun oluruz. Diyanet de bu meseleye sahip çıksın. Bu da güzeldir. Ama bu gün kimi ilahiyatçılardan hadislere yaklaşım konusunda problemli söylemler işitiyoruz. Ezberci bir yaklaşımla hadislerin rastgele toplandığını öne sürerek, hadis usûlünü yok sayıp, ‘Kur’ân bize yeter’ anlayışıyla tecdit değil, güncelleme değil, ancak deformasyon yapılır. Hadis- leri yok saymayacaksınız, dört mezhep fukahası gibi hadisler konusunda hadis usûlünü hakem yapacaksınız; işte o zaman yeni çözümler üretebilirsiniz.

Cemaat veya Tarîkat Düşmanlığı Yol Değildir

Bu noktada cemaatlere veya tarikatlara çatarak veya itibarsızlaştırarak bir arpa boyu yol alınmaz.

Çünkü onlar sırf Allah rızası için çalışırlar. Hedefleri dünyayı mamur etmek veya devletin idaresine talip olmak değildir ve olmamalıdır da.

Böyle bir hedefe evrilen varsa, yolundan sapmış demektir. Siz de buna itibar etmeyin, hep beraber etmeyelim.

Ama yanlışa sapanlardan hareket edip, genelleyici suçlamalarla cemaat veya tarikat düşmanlığı kotarmak doğru değildir. Bu fitne olur.

Şüphelerin Yaşandığı Bir Çağdan Geçiyoruz

Tecdit ciddî bir ihtiyaçtır. Tecdit kurumu görevli bulunduğu asırlarda İslâm’ı ciddî handikaplardan kurtarmıştır. Asrımızda da İslâmiyet çok ciddî handikaplar geçirmiştir. Kur’ân’ın Allah kelâmı olmasından tutun, bizzat tevhid inancına kadar iman esaslarının hemen hepsi ile ilgili olarak bizzat Müslüman’da çok ciddî şüphelerin ve gevşemelerin yaşandığı bir çağdan geçiyoruz. Fen ve felsefeden gelen inkâr-ı ulûhiyet fikrinin, hürriyet perdesi altında peygamberi ve dini inkâr faciasının bir fırtına gibi Müslüman evlâdını sarstığı ve çarptığı bir çağdan geçiyoruz.

Böyle bir çağda bir âlimin çıkıp, bütün bu meseleleri bürhanlarla, delillerle işlemesi ve çağımız insanının din algısını tamir etmesine neden şaşılsın?

Böyle bir âlim var mı?

İnşallah yarın devam edelim.

Günün Duâsı

Allah’ım! Biz ahir zaman ümmetini batıl fikirlerden, bidatten, hurafeden, dalâletten koru! Sana ulaşan dosdoğru yolda istikamet ver! Ayağımızı kaydırma! Âmin.

image_pdf

BENZER KONUDA MAKALELER:

Süleyman Kösmene

1963 Mersin Gülnar doğumlu olan Süleyman Kösmene, ilköğrenimini doğduğu köy olan Yarmasu köyünde yaptı. 1981 Mersin İmam-Hatip Lisesi; 1986 Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi mezunu. Milli Eğitimin çeşitli kademelerinde öğretmenlik ve idarecilik yaptı. Yeni Asya Gazetesi Fıkıh Günlüğü köşesinde günlük yazılar yazmakta olan yazarımız, İstanbul’da yayın yapan Bizim Radyo’da ve EuroNur.tv’de programlar yapmaktadır. Evli ve üç çocuk babasıdır.

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*