İslamiyet, istikbalde maddeten de hükmedecek mi?

Müjdeler onu gösteriyor ki, ‘Bize parlak bir istikbal, ecnebilere müşevveş bir mazi düşmüş.’

Hutbe-i Şamiye’de Bediüzzaman, İslamiyet’in istikbalde de maddeten hükmedeceğinin tespitini; ‘Alem-i İslam’ın şahs-ı manevisinin kalbinde, gayet kuvvetli ve kırılmaz ‘Beş Kuvvet’ içtima ve imtizaç edip yerleşmiş.’ tespitini yapıyor ve ‘Kur’ân’ın, peygamber mucizelerini zikretmesiyle, beşerin istikbalde o mu’cizatın nazirelerini terakki ile vücuda getireceğini beşere ders verip teşvik ediyor.’ diyerek, tespitini şöyle delillendiriyor; “Haydi çalış, bu mu’cizatın numunelerini göster. Süleyman (as) gibi iki aylık yolu bir günde git! İsa (as) gibi en dehşetli hastalığın tedavisine çalış! Hazret-i Musa’nın asası gibi taştan ab-ı hayatı çıkar, beşeri susuzluktan kurtar! İbrahim (as) gibi ateş seni yakmayacak maddeleri bul, giy! Bazı enbiyalar gibi Şark ve Garpta en uzak sesleri işit, suretleri gör! Davut (as) gibi demiri hamur gibi yumuşat, beşerin bütün sanatına medar olmak için demiri bal mumu gibi yap! Yusuf Aleyhisselam ve Nuh Aleyhisselamın birer mu’cizesi olan saat ve gemiden nasıl çok istifade ediyorsunuz; öyle de sair enbiyanın size ders verdiği mu’cizelerden dahi o saat ve sefine gibi istifade ediniz, taklitlerini yapınız.’

Kur’ân, her cihetle beşeri, maddi manevî terakkiyata sevk etmek için ders veriyor, üstad-ı küll olduğunu ispat ediyor.

Peki, İslamiyetin maddi terakkiyatı ve istikbaldeki hakimiyetini kuvvetli gösteren ‘Beş Kuvvet’ neler içeriyor?

Birincisi, bütün terakkiyatın üstadı ‘Hakikat-i İslamiyet’tir. O İslamiyet ki, milyarlarca nefisleri bir tek nefis hükmüne getirebilmiş, hakiki bir medeniyetle ve müspet ve doğru fenlerle teçhiz edilmiştir. Onu hiçbir kuvvet kıramayacaktır.

İkinci Kuvvet: Medeniyetin ve sanatın üstadı olan şedit bir ihtiyaç ve belimizi kıran tam bir fakirlik, öyle bir kuvvettir ki; susmaz ve kırılmaz.

Üçüncü Kuvvet: Hürriyet-i şer’iye, yüksek şeylere müsabaka suretinde beşere yüksek maksatları ders veriyor, o yolda çalıştırıyor; istibdadı parça parça ediyor, ulvi hisleri heyecana getiriyor ve gıpta ve haset ve kıskançlık ve rekabetle ve tam uyanmakla ve müsabaka şevkiyle ve teceddüt meyliyle ve temeddün meyelanıyla teçhiz ediliyor. Hürriyet-i şer’iye ile, yani insaniyete layık en yüksek kemalata olan meyil ve arzu ile cihazlanmış olmak.

Dördüncü Kuvvet: Şefkatle cihazlanmış şehamet-i imaniyedir. Yani tezellül etmemek, haksızlara zalimlere zillet göstermemek, mazlumları da zelil etmemek. Yani hürriyet-i şer’iyenin esasları olan, müstebitlere dalkavukluk etmemek ve bîçarelere tahakküm ve tekebbür etmemektir.

Beşinci Kuvvet: İzzet-i İslamiyedir ki, i’la-i kelimetullahı ilan ediyor. Ve bu zamanda i’la-i kelimetullah, maddeten terakkiye mütevakkıf ve medeniyet-i hakikiyeye girmekle i’la-i kelimetullah edilebilir. İzzet-i İslamiyenin iman ile kat’i verdiği emri, elbette âlem-i İslam’ın şahs-ı manevisi o kat’i emri istikbalde tam yerine getireceğine şüphe edilmez.

Evet, nasıl ki eski zamanda İslamiyet’in terakkisi, düşmanın taassubunu parçalamak ve inadını kırmak ve tecavüzatını defetmek, silahla, kılıçla olmuş; istikbalde, silah yerine hakiki medeniyet ve maddi terakki ve hak ve hakkaniyetin manevî kılıçları düşmanları mağlup edip dağıtacak.

Bizim muradımız, medeniyetin mehasini ve beşere menfaati bulunan iyilikleridir. Yoksa medeniyetin günahları, seyyiatları değil ki, ahmaklar o seyyiatları, o sefahetleri mehasin zannedip, taklit edip, malımızı harap ettiler. Ve dini rüşvet verip, dünyayı da kazanamadılar. Medeniyetin günahları iyiliklerine galebe edip, seyyiatı hasenatına racih gelmekle, beşer iki harb-i umumi ile iki dehşetli tokat yiyip, o günahkâr medeniyeti zirüzeber edip öyle bir kustu ki, yeryüzünü kanla bulaştırdı. İnşallah, istikbaldeki İslamiyet’in kuvvetiyle, medeniyetin mehasini galebe edecek, zemin yüzünü pisliklerden temizleyecek, sulh-i umumiyi de temin edecek. Neden, dünya herkese ve ecnebilere terakki dünyası olsun da, yalnız biçare ehl-i İslam’a neden tedenni dünyası olsun.

Madem meylü’l-istikmal (tekamül meyli) kâinatta fıtrat-ı beşeriyede fıtraten derç edilmiş; elbette, beşerin zulüm ve hatasıyla başına çabuk bir kıyamet kopmazsa, istikbalde hak ve hakikat, âlem-i İslam’da nev-i beşerin eski hatalarına kefaret olacak bir saadet-i dünyeviyeyi de gösterecek, inşallah.

Zaman hatt-ı müstakim üzerine hareket etmiyor ki, mebde ile müntehası birbirinden uzaklaşsın. Belki küre-i arzın hareketi gibi, bir daire içinde dönüyor. Bazen terakki içinde yaz ve bahar mevsimi gösterir, bazen tedenni içinde kış ve fırtına mevsimi gösterir. Her kıştan sonra bir bahar, her geceden sonra bir sabah olduğu gibi, nev-i beşerin dahi bir sabahı, bir baharı olacak, inşallah.

Hakikat-i İslamiyetin güneşi ile, sulh-i umumi dairesinde hakiki medeniyeti görmeyi rahmet-i İlahiyeden bekleyebilirsiniz.

Sebahattin Yaşar

YAZDIR

BENZER KONUDA MAKALELER:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*