Isparta halısı, nakışlar ve Sicim Teorisi

altIsparta deyince akla gül gelir. Gül suyu, gül yağı, gül kokusu hep Isparta ili ile birlikte anılır. Burada yetişen gül bitkisinin önemi çok büyüktür. Zira bu güzel kokulu gül dünyanın başka bir yerinde yetişmez. Sadece bu ilimize ait bir özelliği vardır. Öyle ki, her hac mevsimi öncesi Kabe Isparta’dan giden gül ile yıkanır ve hacılar o mis gibi koku içinde tavaf ederler.

Isparta’nın gülü kadar halısı da meşhurdur. Ülkemizde ve dünyada aranan halı tipidir bu halılar. Bu gün bile ciddi bir gelir kaynağıdır, bölge insanı için. Bir çok dokuma tezgahında ilmik ilmik, nakış nakış halılara çok çeşitli motifler verilir. Analarımızdaki, bacılarımızdaki ince sanat duygusu dantel dantel nakşedilir her bir halı üstüne. Rengarenk yüzlerce metre iplik güzel motiflere dönüşür o güzel ellerde.

Isparta deyince gül kokulu mis gibi tevhidi hakikatleri ihtiva eden ve nakış nakış işlenmiş Kur’an’ın nurani atkı iplerinden dokunmuş Risale-i Nurlar da akla gelir hiç kuşkusuz. Zira Nurların en önemli eserleri bu ilimiz sınırları içinde yazılmıştır. Yine Isparta ve civarındaki kasaba ve köylerde el yazısı ile çoğaltılarak tüm vatan sathına yayılmıştır. Bu nedenle Risale-i Nur hareketi içinde Isparta ilinin ayrı bir önemi ve değeri vardır.

Isparta’nın iki önemli özelliği olan gül kokusu ve halı dokusu Nurlara doğrudan yansımış iki mühim özelliktir. Nurlardaki iman ve İslam hakikatleri gül-ü Muhammedi (asm) gibi ruhlara büyük bir huzur ve zevk verirken, halı dokusu da bazı mühim hakikatleri izah etmek için kullanılmıştır. Zira Üstad Bediüzzaman kainatı ve dünyayı bir halıya benzetir. Esma-ü Hüsnanın mahlukattaki tecellisini de nurani atkı iplerine. İşte kainat ve dünya da bu atkı iplerinden dokunan nakışlarla işlenmiş bir ilahi ve canlı halıya benzetilir. Bu nedenle Risale-i Nurda “nakış” kelimesi çok sık zikredilen kelimelerin başında gelir. Zira kainat nurani atkı ipleri ile nescedilmiş ve nakış nakış işlenmiş bir halı gibidir.

İşte Sözlerde geçen ifadelerden ikisi:

“Evet, rahmetin vücudu ve tahakkuku, güneş kadar zâhirdir. Çünkü, nasıl merkezî bir nakış, her taraftan gelen atkı ve iplerin intizamından ve vaziyetlerinden hâsıl oluyor; öyle de, bu kâinatın daire-i kübrâsında bin bir ism-i İlâhînin cilvesinden uzanan nuranî atkılar, kâinat simasında öyle bir sikke-i rahmet içinde bir hâtem-i Rahîmiyeti ve bir nakş-ı şefkati dokuyor ve öyle bir hâtem-i inâyeti nescediyor ki, güneşten daha parlak kendini akıllara gösteriyor. Evet, şems ve kameri, anâsır ve maâdini, nebâtat ve hayvânâtı, bir nakş-ı âzamın atkı ipleri gibi o bin bir isimlerin şuâlarıyla tanzim eden ve hayata hâdim eden ve nebâtî ve hayvânî olan umum validelerin gayet şirin ve fedakârâne şefkatleriyle şefkatini gösteren ve zevilhayatı hayat-ı insaniyeye musahhar eden ve ondan rububiyet-i İlâhiyenin gayet güzel ve şirin bir nakş-ı âzamını ve insanın ehemmiyetini gösteren ve en parlak rahmetini izhar eden o Rahmân-ı Zülcemâl, elbette kendi istiğnâ-yı mutlakına karşı, rahmetini ihtiyac-ı mutlak içindeki zîhayata ve insana makbul bir şefaatçi yapmış.” 1

“Eğer bütün küre-i arza giydirilen ve nev’imiz gibi bütün hayvânat ve nebâtâtın yüz binler envâından rengârenk atkı ve iplerden kemâl-i hikmetle dokunan ve dikilen gömleği ve yeryüzüne serilen ve yüz binler zîhayat envâından nesc olunan ve gayet nakışlı bir surette icad edilen haliçeyi yapacak ve her vakit kemâl-i hikmetle tecdid edip tazelendirecek bir kudret ve hikmet sende varsa—”2

Benzer ifadeler daha bir çok bölümde geçmektedir.

Kainatın ve dünyanın, “ bin bir ism-i İlâhînin cilvesinden uzanan nuranî atkılar” ve nurani ipçiklerle dokunan bir haliçe, bir halı ve dokumaya benzetilmesi çok ilginç bir benzetmedir. Bu misal aynı aynı zamanda son devrilerde ortaya atılan sicim teorisine de işaret ediyor.

Sicim teorisi nedir?

Bu konuda internette bir çok bilgi var. Bir arama motoruna “ sicim teorisi” yazarsanız bir çok sitede size çeşitli bilgiler sunulur.

Çok kısa olarak özet verilirse: Tüm maddelerin temel yapısı atomlardır. Atomlar ise proton, nötron ve elektrondan yapılmışlardır. Çekirdekte bulunan proton ve nötronların ise temel yapısı kuarklardır. İşte elektron ve kuarkların temel yapıları ise sicimler, yani “on bir boyut içine saklanmış olan ipçiklerdir” diyor, sicim teorisi.

Yani sicim teorisine göre kainat ve dünya 11 boyutlu ipçiklerden dokunmuş bir nakıştır, bir dokumadır, bir halıdır.

İşte Nurlarda da benzer ifadeler bulunuyor. Daha ileri boyutlara işaret ediliyor. “Çünkü, nasıl merkezî bir nakış, her taraftan gelen atkı ve iplerin intizamından ve vaziyetlerinden hâsıl oluyor; öyle de, bu kâinatın daire-i kübrâsında bin bir ism-i İlâhînin cilvesinden uzanan nuranî atkılar,” gibi ifadelerle meselenin daha ileri boyuttaki hakikatine dikkat çekiliyor.

Bu ve benzeri ifadelere dikkat edilirse, Risale-i Nurda geçen temsili ifadelerin altında bir çok ilmi ve fenni gerçeğin yattığı açıkça görülebilir.

Dipnotlar:
1. Sözler, s.33
2. a.g.e, s.810

YAZDIR

BENZER KONUDA MAKALELER:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*