İttihad-ı İslâm ve bazı şartları

altBediüzzaman Hazretlerinin hayatında önem verdiği dört ana ideali ve amacından birisi de İTTİHAD-I İSLÂM konusudur.

İslâm âleminin ve ülkemizin hali hazırdaki durumunda bu konunun ne kadar önemli ve zarurî olduğu da bütün çıplaklığıyla ortadadır. Risalei Nur Külliyatı’nın bazı bölümlerinden çıkardığımız tesbit ve hakikatleri ihtiva eden bir çalışmanın bazı başlıklarını dostlarla paylaşmak istedik. Takdirlerinize.

“İTTİHAD-I İSLÂM olan İttihad-ı Muhammedî (aleyhissalâtü vesselâm) denildiği vakit, bütün mü’minlerin arasındaki bilkuvve veya bilfiil sabit olan ittihad murattır. İstanbul ve Anadolu’daki cemaat murad değildir. Bir damla su da, sudur. Bu ünvandan tahsis çıkmaz.”

“Tarif-i hakikîsi şöyledir:

Esas temeli, doğudan batıya, kuzeyden güneye uzanan, hedefi, tevhid-i İlâhî; peyman ve yemini imân olan. Kılıçları, berâhin-i kat’iyedir. Bahr-i Umman bir testide sığışmadığı gibi, İttihad-ı Muhammedî de Volkan idarehanesinde veya İstanbul’da sıkışıp kalmayacaktır.”

1. “Hedef ve maksat “i’lâ-yı kelimetullahtır.”

2. “Mesleği, kendi nefsiyle büyük cihâd, başkalarını irşad etmektir.”

3. “Bu yoldaki; kanun, emir ve nehiylerin kaynağı tam olarak doğrudan doğruya şeriattır.”

4. “Kılıcı, delil ve kati bürhanlardır.”

5. “Kulüp ve dernekleri, umum medreseler, mescidler, camiler ve zaviyelerdir.”

6. “Maksadı ittihad ve ilâ-yı kelimetullahtır.”

7. “Bütün teşebbüs ve hareketleri ibadettir.”

8. “Mânevî hakikatte ittihadın esas gayesi uhrevî duygu ve dinî bir cemaate intisapla şereflenmektir.”

9. “Merkezi Haremeyn-i Şerifeyndir.”

10. “Meşrebi muhabbet olup, mü’minler arasındaki uhuvvet ve muhabbet çekirdeğini hayattar bir şecere-i tubaya döndürüp sürdürmektir.”

11. Meşrûtiyetin (demokrasi ve hürriyetin) devamı, ruhu, dayanak noktası ve mürşidi asıl milliyetçilik olan İslâmiyettir.

12. “Gayr-i müslimler bu ittihaddan ürkmemeleri, aksine takdis ve takdir etmeleri lâzımdır.”

13. “Din muhabbetiyle meydana gelen bütün cemaatler iki şartla tebrik ve ittihad edilir. Birincisi; Hürriyet-i şer’iyeyi ve âsâyişi muhafaza etmektir. İkinci şart: Muhabbet üzerinde hareket etmek, başka cemiyete leke sürmekle kendisine kıymet vermeye çalışmamaktır.”

14. “İmana ne kadar kuvvet verilse, hürriyet de o kadar kuvvet bulacaktır.”

15. “Nizamnamesi, sünnet-i Ahmediyedir. (asm)

16. “O cemiyetin değişmeyen şaşmaz naşir-i efkârı, başta Kur’ân ve tefsirleri (ve bu zamanda bir tefsiri, Risale-i Nur) ve umum kütüb-ü İslâmiyedir.”

17. “i’lâ-yı kelimetullahı hedef ve maksat eden umum dinî ve müstakim ceraiddir.”

18. “O büyük hakikatın küre-i arzın yarısında altın damarları gibi bir köşesini keşif ile tecellî etmiş yeni bir şu’le vardır.”

19. “Peyman ve yemini imândır.”

20. “Hedefi, tevhid-i İlâhîdir.”

21. “Reisi Fahr-i Âlemdir.” (asm)

22. “Müntesipleri, umum mü’minlerdir.”

23. Anlayışı: “Sâni-i Âleme abd ve hizmetkâr olan, halka tezellüle tenezzül etmemelidir.”

24. “Kötü medeniyetin ahlâksızlığına ve süfli hissiyâtına tabi ve taraftar olmamaktır.”

25. İslâm milletini çok çark ve dolapları bulunan bir fabrika suretinde görmek. O fabrikanın bir çarkının geri kalması yahut bir arkadaşı olan başka bir çarka tecavüz etmenin, makinenin mihanikiyetini bozduğunu bilmek.”

26. “Taklit ile değil, tahkik ile hareket etmek.”

27. “Ürkütmenin cehaletten ve İslâmı bilmemekten geldiğini bilerek insanları İslâm’dan ürkütmemektir.

28. “İnsanlığa, ye’s değil, ümit vermektir.”

29. Bu yoldaki cihad ve faaliyetleri “Bir hakikat ve ibâdet olarak değil bir âdet olarak görmektir.”

30. “Bu ittihad ve cemiyetin gayesi, ayrışma ve tefrik değil, birleştirme ve tevhiddir.”

31. “İ’lâ-yı Kelimetullahın bu zamanda en büyük vasıtası olan maddeten ve mânen terakkiyata bir şevk ve âmir-i vicdânî ile sevk etmek olduğuna inanmak ve öyle amel etmektir.”

32. “Dini his noktasında havâs olan ilim tabakası ile avam denilen halk tabakası eşittirler ve terakkî yolunda münevverü’l-fikir gibidirler.”

33. “Fikir nurundan çıkan bütün bilgiler ve tam medeniyet bizde olmadığı için, nûru’n hakikisi olan İslâm dinini esas yapmak gerektir.”

34. “Gayr-i müslimlerin selâmetinin vatanın saâdetine bağlı olduğunu bilmektir.”

35. “Dini tebliğ ve dâvette medenîlere galebe çalmanın ikna ile olup, icbar ile olmadığına inanmaktır.”

36. “İslâmiyetin, mahbup ve ulvî olduğunu, emirlerine uymak ve fiil ve ahlâk ile göstermektir.”

37. “Zorlama ve düşmanlığın, vahşîlerin vahşeti olduğunu, İslâmiyette bunun olmadığını göstermektir.”

38. “Asıl mü’min hakkıyla hür olduğuna inanıp göstermektir.”

39. “Sâni-i Âleme abd ve hizmetkâr olanın, halka tezellüle tenezzül etmemesi gerektiğini göstermektir.”

40. “İmana ne kadar kuvvet verilse, hürriyetin de o kadar kuvvet bulacağına inanmaktır.”

41. “Mutlak hürriyetin, bir vahşet ve hayvanlık olduğunu, hürriyetin tahdid edilmesinin insaniyet nokta-i nazarından zarurî olduğunu idrak edip izah etmek ve anlatmaktır.”

42. “Şeriat dairesinden hariç olan hürriyetin, ya istibdat, ya nefsin esareti veya canavarcasına bir hayvanlık veya vahşet olduğunun farkında olmaktır.”

43. “Dinsizlik ve sefahet sahiplerinin kendilerini vicdan sahibi hiçbir ecnebinin bile sevmeyeceğini ve onlara benzemeyeceğini anlamaktır.”

44. “Mesleksiz ve sefihliğin hiçbir zaman sevilmeyeceğini bilmektir.”

45. “İttihad-ı İslâm cemaati, diğer cemiyet-i diniye ayrılıp parçalanamaz. Rekabet ve nefreti doğurmaz. Çünkü uhrevî hizmetlerde haset, zahmet ve münakaşa olmadığından, bu cemiyetlerden hangisi münakaşaya, rekabete kalkışsa, ibadette riya ve nifak etmiş olacağını bilmektir.”

46. “Bu ittihattan maksat; Hürriyet-i şer’iyeyi ve âsâyişi muhafaza etmektir.”

47. “Muhabbet üzerinde hareket etmek, başka cemiyete leke sürmekle kendisine kıymet vermeye çalışmamak; birinde hatâ bulunsa, müfti-i ümmet olan cemiyet-i ulemâya havale etmektir.”

48. “İ’lâ-yı kelimetullahı hedef-i maksat eden cemaat, hiçbir garaza vasıta olamaz. İsterse de muvaffak olamaz. Zira nifaktır. Hakkın hatırı âlidir, hiçbir şeye feda olunmaz.”

49. “İslâmın esası olan hakikat güneşine karşı; “püf, üf” edenin, divaneliğini ilân edeceğini bilmektir.”

50. “Bütün dinî cemiyetlerin maksatta ittihad etmeleri gerektiğini; Meslek ve meşreplerde ittihad mümkün olmadığı gibi, caiz de olmadığını iyi anlamaktır.”

51. “İbadet camiinde şah ve gedânın (bir köylü veya esirin) farkı olmadığını eşit olduğunu bilmektir. “

52. “Müsavatın yani eşitliğin hakikî düstur olduğuna inanmak ve kabullenmektir.”

53. “İmtiyazın yok olduğunu ve kaldırılması gerektiğine inanmaktır.

54. En ekrem ve değerlinin, en müttakî, en takva en mütevâzî sahibi olduğunu bilmektir. “

55. “Bir günah-ı kebire işleyenin hemen imandan çıkmadığı gibi; güneş batıdan doğmadıkça tevbe kapısının kapanmayacağını ve açık olduğuna itikat etmektir.”

56. “Kendi lekedar olan birisinin, imanının mukaddes olduğunu kabul etmektir.”

57. “Önemli olanın, sadece değil, ama ilk ve vazgeçilmez şartın iman bağı olduğunu unutmamaktır.”

58. Bu dinî heyet efradı, şarkta olsa, garpta olsa, cenupta olsa, şimalde olsa beraberiz.

59. İslâmiyet âşikâredir.

60. Hem de kuvve-i ittisâiyesi tazyik olunsa âleme zelzele verecek.

61. “Hile, terk-i hilenin doğruluk olduğu anlayışını kabullenmektir.

Bütün bu tesbitlerden sonra hülâsa olarak şu önemli tesbitleri de yine Bediüzzaman’dan ilâve etmek gerekiyor.

İttihadı İslâm konusunda asıl istenilen nokta, mü’minlerin teveccühleri ve teyakkuzlarıdır. Cumhurun teveccühünün tesiri inkâr edilmez. Böyle mübarek bir heyetin yüzde doksan dokuz himmeti siyaset değildir. Ancak yüzde biri, siyasiyunu irşad tarikiyle siyasete taallûk edecektir. Siyasetin gayrı olan güzel ahlâk, istikamet ve diğer meşrû maksatlara bağlıdır. Böyle bir vazifeye talip olan cemiyet ve cemaatler pek az, fakat kıymet ve önemi ise pek çoktur.

Asıl düşmanlarımız ecnebiler değil; bizi bu kadar düşürüp i’lâ-yı kelimetullaha mâni olan ve cehalet neticesi olan dinimize olan muhalefettir. Fakirlikten çıkan kötü ahlâk ve hareket, ihtilâf, onun mahsulü olan garaz, nifaktır ki, ittihadımız bu üç insafsız düşmana hücumdur. İslâmiyet vahşete karşı husûmet ve taassuba mecbur olduğu halde adalet ve itidalini muhafaza etmiş.

Hiçbir vakit engizisyon gibi etmemiş. Bu medenî zamanda ecnebîler medenî ve kuvvetli olduklarından, zararlı olan husûmet ve taassup yok olmuştur. Çocukluk tabiatı ile hevâ ve heves ile aldatıcı günahlar medeniyetin sevabı zannolunuyor.

Şu bilinmelidir ki: Medeniyetin hiçbir hakikatlı sevabı yoktur ki İslâmiyette açıkça, gizliden, veya iznen daha güzeli bulunmasın!

Bazı sefih ve lâübaliler hür yaşamak istemediklerinden, nefs-i emmarenin rezil esareti altına girmek istiyorlar. Ehl-i İttihad-ı İslâm olan cemiyetin fertleri mânen olduğu gibi sureten de intisap edenlerin ekserisi avâm, bir kısmının da halleri bilinmediğinden fitne ve ihtilâfı imâ ediyor olabilir, ama bu İslâmiyetin kendisinden değil yine cehalet ve bilgisizliktendir.

YAZDIR

BENZER KONUDA MAKALELER:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*