İzzetini, dâvâsına feda edebilmek

İnsan, mukaddes bildiği değerler uğruna çok şeyini fedâ edebilir. Bir zamanlar vatansever bir aşık, “Sevgilim için canımı, vatanım için sevgilimi feda ederim” demiş. Böylece yüreğindeki vatan sevgisini dile getirmek istemiş.

Kudsî bir dâvânın içinde ve Ahirzaman Müceddidinin izinde giden hizmet fedailerinin de bir takım değerlerini dâvâlarına feda etmeleri gerekmektedir. Kuru kuruya “Ben bu dâvâya gönül vermişim” demekle dâvâ adamı olmak mümkün değildir. “Bu yolda ne kadar fedakârlıkta bulundum, nelerden vazgeçebildim?” diye kendini sorgulayan insan, ne kadar hizmet ehli olduğunu daha iyi idrak eder.
Bir kardeşimizin maddî durumu iyidir. Allah kendisine bol miktarda mal mülk ihsan etmiş, o da bunların bir kısmını hizmet için infak etmiştir. Bu durum güzel bir davranış ve büyük bir fedakârlıktır. Zira insanın malı arttıkça, şeytan o insanın hırsını da arttırmak ister. Nefis de cimriliğe teşvik eder. Nefis ve şeytanı dinlemeyen ve malından fedakârlık eden bir insan, takdirle karşılanır.

Maldan fedakârlık kolay değildir, ama daha zor olan bir fedakârlık vardır ki, o da candan fedakârlıktır. İnsanın mukaddesleri uğruna canını feda etmesi, ona şehadet makamını kazandırır. Allah şehitler için, “Allah yolunda öldürülenlere ‘ölüler’ demeyin. Bilâkis onlar diridirler, lâkin siz anlayamazsınız” (Bakara Suresi: 154) buyuruyor.

Peki, insan canından daha ileri tuttuğu değerlerini feda ederse, acaba nasıl bir makama ulaşır? Veya, canından daha değerli bir şeyini feda eden insan, Allah katında ne kadar büyük bir değer kazanır? Böyle bir fedakârlık ise, çok az kimseye nasip olur. Bu azlardan birisi de, Bediüzzaman Hazretleridir.

Bediüzzaman, öyle bir dâvânın sahibidir ki, dâvâsının hatırı için dünyasını feda ettiği gibi, ahiretini de feda etmeye hazır olduğunu söylemiştir. Belki bundan daha önemli olan ve feda edilmesi daha zor olan haysiyetini feda etmiştir. Evet, insan rahatını, huzurunu, hayatını belki kolaylıkla feda eder, ama izzet ve haysiyetini feda etmek, haysiyet sahibi bir insan için kolay vazgeçilecek bir şey değildir. Hele de Bediüzzaman gibi haysiyetine çok düşkün, tahakküme tahammülsüz bir insan için bu çok daha büyük bir fedakârlıktır. Böyle bir fedakârlık, her babayiğidin kârı değildir.

Bediüzzaman, bir ömür boyu dâvâsının üzerine titremiştir. Bu dâvânın en önemli vasıtalarından birisi de uhuvvet olduğu için, kardeşler arasındaki uhuvvete ve muhabbete çok büyük bir önem vermiştir. Bu uhuvvetin bozulmaması, muhabbetin ve samimiyetin sarsılmaması için kendi izzetini feda etmeye hazır olduğunu bildirmiştir.

“Kardeşlerimden ricâ ederim ki: Sıkıntı ve ruh darlığından veya nefis ve şeytanın desiselerine kapılmaktan ya da şuursuzluktan dolayı arkadaşlardan sudûr eden fena ve çirkin sözlerle birbirine küsmesinler ve ‘Haysiyetime dokundu’ demesinler. Ben o fena sözleri kendime alıyorum. Damarınıza dokunmasın, bin haysiyetim olsa kardeşlerimin mabeynindeki muhabbete ve samimiyete fedâ ederim.”

Üstad Hazretlerinin bu fedakârlığını bildikten sonra, bir kardeşimizin küçük bir hatası yüzünden ona küsmek, onunla ilişkiyi kesmek acaba ne kadar büyük bir cinayet olur diye düşünmek gerekiyor. O kardeşimiz “nefis ve şeytanın desiselerine kapılarak” bize hakaret etmiş bile olsa, aramızdaki uhuvvete zarar gelmemesi için o hakareti sineye çekmek gerekmez mi? “Haysiyetime dokundu” diyerek ona küsmek ve onunla ilişkiyi kesmek, nefsini dâvâsına tercih etmek olmaz mı?

Haysiyetimize dokunan bir durum söz konusu olduğunda, evvelâ haysiyetimizin dâvâmız karşısındaki değerini bir düşünmemiz gerekir. Acaba bizim izzet ve haysiyetimiz, Üstad Hazretlerinin haysiyetinden daha mı yüksek ki, onu feda etmekten çekiniyoruz? O Hazret, “Bin haysiyetim olsa feda ederim” derken, bizlerin “Haysiyetime dokundu” diyerek birbirine küsmesi, darılması, büyük bir haksızlık ve insafsızlık değil midir?

Kardeşliğin esası, muhabbettir. Yani kardeşini hiçbir menfaat gözetmeden, Allah rızası için sevmektir. İnsan cân ü gönülden sevdiği birisi için, canını feda eder. Bir de iman dâvâsı söz konusu ise, izzet ve haysiyetini de seve seve feda etmekten çekinmez. İşte o zaman kardeşler arasındaki uhuvvet ve muhabbet yıkılmaz bir kale olur. O dâvâ Allah’ın izni ile başarıya ulaşır.

Mehmed Âkif’in dediği gibi: “Girmeden tefrika millete, düşman giremez / Toplu vurdukça yürekler onu top sindiremez”

Bediüzzaman Hazretleri de, kardeşler arasına tefrika girmesin, uhuvvet bozulmasın, dâvâmıza zarar gelmesin diye izzet ve haysiyetini feda ediyor. Uhuvvete zarar verecek çirkin sözler sudur etmişse, “Ben o çirkin sözleri üzerime alıyorum” diyerek haysiyetini dâvâsına kalkan yapıyor.
Bizler de dâvâ adamı olduğumuzu dâvâ ediyorsak, aramızdaki uhuvvet ve muhabbetin bozulmaması için izzetimizi dâvâmıza feda edebilmeliyiz.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*