Kabir sıkması ve meleklerin öfkesi

Ölüm sonrası yaşanacak hayat tamamen izafi bir hayattır. Yani kişi bu dünyada nasıl yaşamış, neye ve niçin inanmış, hangi fiilleri yapmış, ne gibi iyi ve kötü ameller işlemiş ise onun hakiki mahiyeti ile karşılaşacak ve öyle de muamele görecek. Ölümden sonra nasıl bir hayat yaşayacağımız şimdiye dek yaşadıklarımızla doğrudan alakalı. Kabrin önüne büyük bir ayna koyalım. Öyle ki, bu ayna doğumdan ölüme kadar yaşadığımız tüm zamanları içine alsın. İşte ölüm ötesinde, cennet ve cehenneme uzanan o uzun yolda yaşayacağınız hayatın tüm şifreleri, hakiki mahiyeti itibari ile, o aynanın içinde gözüken hal ve fiilleriniz olacak. Yani kişi nasıl yaşamışsa ölüm sonrasında öyle bir muamele görecek, ebedi alemin ilk durağı olan kabrinde ya saadete erecek, ya da azaplarla yüzleşecek. Yani kabir ya cennet bağlarını seyretmeye doyamayacağınız büyük bir sinema salonu, ya da cehennemdeki dehşetli halleri seyredeceğiniz üç boyutlu bir korku filmine dönüşen azap mekanı olacak. İşte insanı cennete bağlayan yol iyi amelleri olduğu gibi, cehenneme düşüren ise kötü amelleridir. Bu kötü amellerin hakiki mahiyeti ile ilk olarak kabirde yüz yüze geliriz. Zaten kabirde çekilecek olan azap da bu kötü amellerin hakiki mahiyeti ile karşılaşmak neticesinde olur. Yani her bir kötü ve çirkin fiilin ahirete dönük hakiki bir mahiyeti vardır.

“Bazı ehl-i Cehennemin bir dişi, dağ kadar olması,” cinayetinin büyüklüğüne bir mikyas olarak haber verilmiş” (1) ifadesine göre insanın işlediği her bir günah ahiret alemlerinde, günahın cinsine göre, bir suret ve şekil almaktadır. Mesela nasıl ki gıybet edildiği zaman bazen rüyanızda size mundar et yedirirler, kabirde de aynı şekilde, eğer tövbe edilmemiş ise, yine ölü eti yemeye devam edersiniz. Faiz gibi bir günah ise karnını ateş doldurmak anlamına gelir ve yine tövbe etmemiş iseniz kabirde ve ötesinde ateş yemeye devam edersiniz. Yani her bir günahın kabir aleminde ve ötesindeki alemlerde kendine göre bir neticesi var. Bu nedenle insanın karşılaşacağı azap ve sıkıntı da yine kendi kötü amelinin hakiki mahiyetidir. Yoksa Adalet-i İlahiye insana durduk yere sıkıntı veriyor değildir. Rahmet-i İlahiye kimseye zerre miktar haksızlık yapmaz. Kişi bu dünya hayatında ne ekiyor ise, ahiret alemlerinde de onu biçecektir. Bu husular ise İslam alimlerinin kitaplarında çok geniş bir şekilde izah ve şerh edilmiş.

Daha geniş bilgi için ulemanın kitaplarını havale ederek, bu konuda çokça merak edilen iki husus üzerinde durmak istiyoruz. Bunlardan birincisi kabrin her bir insanı sıkması, diğeri ise kabirdeki meleklerin öfkesi.

Kabrin her insanı sıkması meselesi:

Her insanın ölüm sonrasında karşılaşacağı ilk hal budur. Yani kabir her bir insanı sıkacaktır. Bazılarını şefkatle daha az sıkarken, bazılarının da kaburga kemiklerini birbirine geçirir derecede şiddetli olacaktır bu durum.

Bu hususta iki hadis şöyledir: “Muhakkak kabrin bir sıkması vardır ki, eğer ondan kimse kurtulacak olsaydı Sa’d b. Mu’âz kurtulurdu.”

“Ey Aişe, Münker ve Nekir’in sesleri mü’mine, gözdeki sürme gibi gelir. Kabir sıkması da mü’mine, şefkatli bir ananın yavrusunun başını okşaması gibidir. Ama ya Aişe, şakilere (âsi olanlara) yazıklar olsun ki, onlar kabirlerinde düz ve sert taş üzerine yumurtanın çarpıldığı gibi sıkıştırılacaklardır.”(2)

Demek ki her bir insan istisnasız bu sıkma hadisesine maruz kalacak. Belki bazıları çok az sıkıntı çekerken, bazıları da çok şiddetli bir şekilde daralma hissedecekler. İşte burada da yine kişinin ameli ön plana çıkıyor. Yani iyi amele sahip olanlar kabrin dar geçidinden süratle geçip giderken, kötü amel sahipleri belki de sıkışıp kalacaklar.

Sual: Hindistan gibi bazı bölgelerde insanların cesetlerini yakıp, küllerini bir yerlere döküyorlar. Bu insanların cesetleri kabre girmediğine göre nasıl bir hal oluyor? Hem de kabre bakıyoruz ki ne bir sıkma var, ne de bir daralma, toprak olduğu yerde duruyor. Bu halde nasıl bir kabir sıkıştırması olabilir?

Cevap: Kabir sıkıştırması ile ilgili hadislerin bu dünyaya bakan yüzü mecazi bir anlam taşır. Hakikat ise ahirete bakan yüzdedir. Bu nedenle ölümü tadan her kişi bu sıkıştırma hakikati ile yüzleşecek. Çünkü kabrin sıkması cesede uygulanan bir hadise değil. Ölüm yolu ile melekut alemlerine çekilen, ervah alemine giden ruhun karşılaşacağı bir durumdur. Onun için kişi ister yakılsın, ister suda boğulsun, isterse bir balık tarafından yutulsun, isterse toprağa konsun bu durum ile karşılaşacak. Bu da doğrudan ölümün mahiyeti ile ilgili. Şayet ölümün hakiki mahiyeti bilinse bu durum da açıklığa kavuşmuş olur.

Şöyle ki:

İnsan kainatın bir meyvesi hükmündedir. Yani kainatta ne var ise küçük bir mahiyet itibari ile insanda da o vardır. İşte kainatta yıldızların mezarlıkları diye adlandırılan bir büyük hakikat keşfedilmiştir: Kara delikler. Bunlara kara delik tünelleri de denir. Hatta solucan delikleri diye de isimlendirenler vardır. Kara delikler ise kıyametin en büyük habercileri olduğu gibi, adeta galaksilerin ve yıldızların da büyük bir “kara kabri” hükmündedir. Bu delikler ışık dahil her şeyi yutarlar. İşte ölüm hadisesi de insanın kendi “kara delik tüneline” çekilmesidir. Yani kabir dediğimiz şey insanın şahsi tüneldir. Bu tünel kara delik tüneli gibi insan ruhunu kendine çeker ve yutar.

Bu husus Nurlarda şöyle ifade edilir:

“Ve keza, kader muhitinde uçan tayyare-i ömre veya hayat dağları arasında açılan uhdut ve tünellerinden şimşekvâri geçen zamanın şimendiferine bindirerek ebedül’âbad memleketinin iskelesi hükmünde olan kabir tünelinin kapısına sevkeden Hâlık-ı Rahmânü’r-Rahîmden medet istiyorum.” (3)

Mezkur ifadede geçen “kabir tünelinin kapısına” tabiri kabrin bir ölüm tüneline, yani her bir insana ait kara kabir tüneline giriş olduğunu ifade eder. Zaten Azrail’in (as) insan ruhunu kabzetmesi bu tünel yolu ile olmaktadır. Yani kabzetmek, doğrudan insan ruhunun tünele çekilip soğurulması veya emilmesi halini tanımlamakta. İşte insan öldüğü zaman bu tünele çekilir ve artık tünelin dünyaya bakan yönü ve ucu kapanmış olur ve sadece haşre bakan yönü açık kalır. Zaten Azrail (as) de ruhu kabzettikten sonra, yani ruhu tünel içine aldıktan sonra bu tünelin ucunu gider İsrafil’e (as) teslim eder. İsrafil(as) de sura ikinci defa üfleme zamanına kadar bu tüneli muhafaza eder. Ardından haşirde ikinci kez sura üflendiğinde insan haşir meydanına çıkar ve artık berzah ve kabir hayatı da sona ermiş olur. Bu durumda, şu anda ölmüş olan tüm insanların kara kabir denilen tünellerinin ucu İsrafil’in (as) uhdesindedir ve üflemesine hazır bir şekilde beklemektedir. Emr-i İlahi gelip de sura ikinci kez üflendiğinde artık ebedi ahiret hayatı başlamış olacaktır.

Peki kabir sıkması nasıl gerçekleşiyor?

İnsanın kara kabir denilen kara delik tüneli ruhun ebedi alemin ilk kapısı olan ruhlar alemine geçiş yapacağı bir kapıdır. Ruh bu şehadet aleminden, melekut alemine, yani maddi alemden manevi alemlere geçiş yapar. Bu geçiş ise çok dar bir kapıdan olacaktır. Bu gün ilim bize maddenin en küçük boyutunun Planc boyutu olduğunu ifade ediyor. Bu ise 10 ^-35 metre gibi çok küçük, çok dar bir boyuttur. İşte bundan ötesi bilme göre soyut alemdir. Yani bizim manevi alemler dediğimiz alemler. İşte ruh da böylesine dar, yani 10 ^-35 metre gibi dar bir geçitten geçecektir. Kabrin sıkması da işte bu anlama gelmektedir. Bu ise gittikçe daralan bir kuyuya çekilmek gibidir. Ya da iğne deliğinden geçmek gibi bir olay. Bir mübarek zat ölüm esnasında bunu keşfetmiş ve yanındakilere, “Şu an sanki ruh tüm zerrelerinden çekiliyor ve sanki bir iğne deliğinden geçiyormuşum gibi sıkıntı çekiyorum” demiştir. İnsan ruhu da 10 ^-35 metre gibi dar bir iğne deliğine benzeyen maddenin en küçük mesafesinden geçerek manevi alemin o geniş meydanına çıkar. İşte her insanın karşılaşacağı kabir sıkması bir yönü ile bu hakikate işaret eder. Mümin insan sonunda ulaşacağı yeri bildiği için daha az sıkıntı çeker iken, kafir inançsızlığı ile dehşetli bir azaba ve kabir sıkmasına maruz kalır.

Sekizinci sözde geçen şu misale dikkat ediniz:

“Ve o ejderha ağzı bahçe kapısına inkılâb etmesi ise işarettir ki, kabir, ehl-i dalâlet ve tuğyan için vahşet ve nisyan içinde zindan gibi sıkıntılı ve bir ejderha batnı gibi dar bir mezara açılan bir kapı olduğu halde, ehl-i Kur’ân ve iman için, zindan-ı dünyadan bostan-ı bekàya ve meydan-ı imtihandan ravza-i cinâna ve zahmet-i hayattan rahmet-i Rahmân’a açılan bir kapıdır.” (4)

Bu ifadede geçen “ejderha batnı” kabrin bir tünel olduğuna işaret eder iken, “zindan-ı dünyadan bostan-ı bekàya” açılan tabiri ise bu tünelin çapının mümin için çok geniş, belki cennete kadar genişleyebilen bir özellikte olduğunu ifade eder. Yani kabir ya bir cehennem çukurudur, ya da bir cennet bahçesidir. İşte bu noktada Risale-i Nur bilim ile dini birleştirerek önümüze çok güzel manalar ifade den bir hakikati çıkarıyor.

Kabirdeki meleklerin öfkesine gelince:

Elbette ki, bir kafir veya bir münafık kabir aleminde meleklerin öfkesine maruz kalacaklardır. Çünkü bir inançsız kişi ömür boyu hem uluhiyeti inkar etmiş hem de meleklerle sürekli alay etmiş. Ve sonunda kabre gittiği zaman meleklerden okkalı bir dayak yemeye hazırlanacak. Tabi ki melekler de inkarlarından ve küfürlerinden dolayı münkirlere esaslı bir dayak çekecektir. Öyle ki bu hususta da söylenen, “…Sonra onun (kâfir veya münafığın) ense köküne öyle bir vurulur ve o (o vuruşun acısıyla) öyle bir feryad eder ki, onun feryadını, insan ve cinler hariç, kendisine yakın olan her mahluk duyar”(5) hadis-i şerifi tam da bu hakikati ifade eder.

Dipnotlar:
1. Sözler, Onuncu Söz, s.123
2. Sorularlaislamiyet.com
3. Mesnevi-i Nuriye, s. 145
4. Sözler, Sekizinci Söz, s.68
5. Sorularlaislamiyet.com

image_pdf

BENZER KONUDA MAKALELER:

1 Yorum

  1. Kabir ve Haşir hakikatini kalplerimizde hissetsek de,
    Gırtlaktan öteye geçiremesekte
    Bu kati bir gerçek..

    Şimdilerde bakıyorum tek dert tasa
    Kariyer olmuş
    Para olmuş
    Makam olmuş..

    Ne Garip..

    Bizi Kesinlikle terkedeceğini bildiğimiz bir diyarı Sonsuza tercih ediyoruz..

    Tek gündem tek tasa Madde oluyor,
    Dünya oluyor..

    Imtihanın Çetinliği burdan geliyor belki,

    Hazırdaki Yalancı faniliklerin gidici olduğunu bilip Bâki olana yönelmek..

    Yani
    Tam aklımızı çalıştırmamız gerek,
    Öleceğimizi tam anlamak için..

    Ve Peygamber Aleyhisselam’ın dediği gibi
    En akıllılar, Ölüme Ve Ötesine Ciddi çalışanlardır..

    Mevlam Bizleri en akıllılardan,
    Ebedi Hayatımızda Cennetul Firdevse varanlardan eylesin..

    Dostluğuna Kavuştursun..

    Selametle..

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*