Kahraman hizmet erlerine selam olsun

Sanırım lise son sınıftayız. Her sabah okula varınca sınıfın önünde benden erken gelen bir sınıf arkadaşım vardı: Mehmet Yavuz.
İlk işim Mehmet’e selâm vermekti.

‘’Selâmunaleyküm, Mehmet.’’

‘’Aleykümselâm, Atilla.’’

‘’Nasılsın Mehmet?’’

‘’Berbat. b…’’

‘’Sen nasılsın Atilla?’’

“Elhamdülillah. Allah’a şükür Mehmet.’’

Bu nakarat her hafta, her sabah aynen bu şekilde devam eder.

Allah ebediyen ondan razı olsun. Kunduracı dükkânları vardı Mehmetlerin. Maddî durumu iyiydi. Beni sürekli kantine götürmek ister, çay, simit söylerdi.

Gurbette olduğum için, bende de her zaman para olmadığından dolayı, Mehmed’in ısrarlı dâvetlerini geri çevirirdim, ayıp oluyor diye.

Ama o, bu durumu bildiği için çok ısrar eder. Çay, simit ısmarlardı. Aynısını Mihmail Çakmak’ta yapardı. Can dostlarım benim.

Bir gün sabah, aynı konuşma aramızda geçince; Mehmet birden hiç beklemediğim bir tepki verdi. Öfkelendi.

‘’Atilla sen neye şükrediyorsun. Hangi haline şükrediyorsun. Gurbettesin, hısım akraban yok, paran yok, kız arkadaşın yok, âlemin yok. Bak, benim param var, pulum var. Her gün her hafta sonu kızlarla pikniklerde, âlemlerdeyim. Ben mutlu değilim. İçimde sıkıntı var. Huzurum yok. Hayattan zevk almıyorum. Ama sen bu halinde şükrediyorsun’’ dedi.

Mehmet’in koluna girdim. Pencerenin önüne götürdüm. Trabzon Lisesi’nin arka bahçesinde kocaman bir çınar ağacı vardı. Ve onun arkasından sahil görünüyordu masmavi.

Dedim ki:

‘’Mehmet; bak şu çınar ağacı da olabilirdim. Şu bulutta olabilirdim. Duygusuz, hissiz, akılsız bir varlıkta olabilirdim. Ama bak, insanım, canlıyım, nefes alıp veriyorum. Sağlığım yerinde, aklım yerinde. Buna şükrediyorum. İnsan olmak bile şükretmek için yeterli bir sebep değil mi? Hem insana huzursuzluk veren; lezzetlerin son bulması, lezzetlerin sürekli olmamasıdır. Bu lezzetlerin hiç son bulmayacağı bir âlem var, ahiret var. Oraya hazırlanmak gerekmez mi?’’

Bu mealde uzunca bir sohbet ettik, ders zili çalana kadar.

Mehmet beni dikkatle dinledi. Düşündü, düşündü…

‘’Evet, doğru söylüyorsun. Haklısın Atilla. Elhamdülillah’’ dedi.

Mihmail’den öğrendiğime göre; Değirmendere taraflarında karşıdan karşıya geçerken trafik kazasında vefat etmiş can dostum Mehmet. Allah’ım gani gani rahmet eylesin.

Ayrıca Mehmet’i Zümrüt Apartmanındaki dersaneye götürmüşlüğüm de çok olmuştur. Rahmetler olsun ona.

***

Trabzon Lisesi önünde, hafta sonu, dersaneye Risale-i Nur derslerine katılmak için toplanan pansiyon öğrencilerine yaklaşan Ülkü Ocaklarından bir grup; bekleşen öğrencilere;

‘’Haydi gençler ocağa gidelim’’ derler.

Öğrenciler:

‘’Biz Nur Ocaklarına gidiyoruz.’’

Nur Ocaklarına gidiyoruz diyen öğrenciler, Stad dersanesine yeni yeni katılan öğrencilerdir.

Kısa bir ağız münakaşası olur aralarında. Ve pansiyon öğrencileri, kendi tabirleriyle ifade ettikleri, ‘Nur Ocaklarına giderler.’

Trabzon Lisesi’nin pansiyonunda kalan öğrencilerle ilgilenen arkadaşlar, o yıllarda fırtına gibi esen cevval Nur talebeleridir.

Nurettinler, Temeller, Selahaddinler, Yunuslar Trabzon Lisesinin unutulmaz kahramanlarıdır. Buradan o yiğitleri yürekten selâmlıyorum.

***

1976-80 arası bir dönemdeyiz. O yıllar Trabzonspor’un şampiyonluk dolu seneleridir.

Stad Dersanesi’nin karşısında, meşhur Avni Aker Stadı her maç sonrası, ‘’Şam-pi-yon Ti-rap-zon’’ sloganlarıyla inlemektedir.

Trabzonspor’un as futbolcularıyla ilgilenen, Necip Küçükterzi’yi buradan rahmetle ve minnetle anıyorum.

Avni Aker’in önünde gece geç saatlere kadar futbolcu arkadaşlarla yol boyu yapar, sohbetler ederdi. Üç-beş kez benimde katıldığım sohbetlerini hatırlıyorum.

Arada bir de, şampiyon ekipte yer alan bazı futbolcularla, Stad Dersanesi’nde özel sohbetler yapardı.

Cevval, cesur, atılgan ve hizmet eri Necip kardeşimiz genç yaşında dâr-ı bekaya irtihal eyledi. Rabbim gani gani rahmet eylesin.

Babası Trabzon’un tanınmış doktorlarından olan Necip kardeşimiz; Nurları yeni tanıyacak olan, elit tabakaya mensup öğrencileri, evlerinde birkaç gün misafir eder, sonra dersaneye götürürdü. Bir nevi alışkanlık ve ön hazırlık devresini yerine getirmiş olurdu.

Rahmetler olsun Nur’un yiğit dâvâ adamına…

***

1975-80 arası, 9-10 civarında dersane açmış olan Trabzonlu kahraman ağabeyler; Müslüm ve Ramiz Selçuklar, Mustafa ve Ali Dinçerler, Efendioğulları, Galeri Mobilya Yılmaz Er ve ortağı, Kunduracı Mehmet Salihler, Niyazi ve Raşit Ağabeyler, gazetemizi dağıtan Yılmaz Erdoğanlar, Cafer Akçaylar ve rahmetli muhterem babaları Bilal Ağabeyler ve adını sayamadığım daha niceleri; Nur talebelerine öncülük ederlerdi.

Tiftikler, Farisler, Sivaslı Bedri’ler, Vanlı Bahri’ler, Malatyalı Abdurrahmanlar, Karslı Mehmet Akkuşlar, Hicabiler; Diyarbekirli Veyseller, Yetişler, İzmirli Ali Aylar, Nazillili Hüseyinler, Mümtazlar, Kahramanmaraşlı Hasanlar, Hüseyinler, Halitler, Seyfi Nurlar, Özcanlar, Hartaviler; Artvinli Cihatnurlar, Ankaralı Bilaller, Samsunlu Oğuzlar (Zeynelabidin), Ekremler, Trabzonlu Efendioğulları, Bolulu Kudretler, Haruniyeli Donbaloğulları, Erzurumlu Hüsnüler, Haydarlar, Salihler, Rizeli Ömerler; Anadolu’nun her şehrinden onlarca kahraman Nur Talebeleri; Kürt, Türk, Abaza, Çerkez Anadolu’nun yiğit evlâtları; Nur dâvâsının ihlâs havuzunda, enelerini, nefislerini, kavmiyetlerini, kabilecilik duygularını eriterek, Nur’un bayrağını KTÜ’nün ve Eğitim Enstitüsü’nün burçlarında dalgalandırıyorlardı.

Hangi diyarlarda ve hangi hallerde olurlarsa olsunlar; selâm olsun o yiğitlere, selâm olsun o hizmet erlerine.

***

Malûm o seneler sağ-sol kavgalarının ve anarşinin kol gezdiği senelerdi. Nice canların yandığı, nice ocakların söndüğü senelerdi o seneler.

Devrimciler büyük bir yürüyüş düzenlerler. Ülkücü öğrencilerle, devrimcilerin alan mücadelesi kıyasıya devam etmektedir.

Devrimciler, sahil boyundaki yürüyüşe geçtiklerinde, polis ve asker yürüyüşe müdahale eder ve devrimci öğrenciler denize doğru kaçmaya başlarlar.

Kaçışan devrimcilerden birisi; arada bir Stad dersanesine gelen, ama devrimcilerle de irtibatı olan bir öğrencidir. Risalelerden etkilenmekle birlikte, henüz devrimcilerin tesirinden kurtulamamıştır.

Araştırmacı ve tahkik ehli birisi olan bu delikanlı, polis tarafından yakalanarak nezarethanede bir hafta kalır. O nezarethane; Risale-i Nur sohbetlerine arada bir gelen bu arkadaşın Nur’un dünyasına açılmasına bir vesile olur. Karanlık odakların yüzünü daha da yakından görmüştür artık.

Devrimci kavgalardan uzaklaşan bu delikanlı artık kendisini Risale-i Nurları anlamaya ve yaşamaya adayarak hayatın gerçek gayesini keşfetmiştir.

Selâm olsun, Nur’un ihlâslı, sadâkatli talebesi Enver kardeşime.

Selâm olsun Nur’un yiğit kahramanlarına.

Selâm olsun bütün dostlara.

Atilla Yılmaz

BENZER KONUDA MAKALELER:

İlk yorumu siz yazın

Yorum yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir.


*