Kemalistler Sadabad’a, Demokratlar Bağdat’a

altKomşularımızla Orta Doğu’da yaşadıklarımız, Kemalistlerin akıllarına Sadabad’ı getirince, medyada Sadabad konuşulur oldu.

Bahsedeceğimiz Sadabad, Şair Nedim’in Sadabat’ı değil, İran Şahı’nın Tahran’daki Sadabad Sarayı. 1937’lerde; Afganistan’ın da içinde olduğu komşularla İran ve Irak ile, Tahran’da İngilizlerin denetiminde bir anlaşma yapılmış. Sınırların korunması, çeşitli yollarla birbirlerini rahatsız etmemek, bölgedeki etnik yapıları komşularına karşı kullanmamak vs… Mevcut statüyü korumaya yönelik bu anlaşma, bilhassa bugünlerde Neoconların bölgede aktif hale getirdikleri “Barzani” meselesi ile birlikte konuşuluyor. Hâlbuki mevsim, Sadabat yerine Bağdat’ı konuşmayı gerektiriyor.

1955’de, Türkiye’nin girişimiyle bölgesel bir işbirliği paktı kurulmuş. Anlaşmadan ziyade, istikbale matuf yeni bir ittifak… Pakistan’ı, İran’ı, Irak ve Türkiye’yi kapsayan bu ortaklığa İngiltere de dâhil olmuştur. Bu coğrafyadaki ırkçılığı; demokrasiye giden bir işbirliği süreci içinde bitirmek, halka musallat olmuş cehalete karşı bölgesel tedbirler almak, fukaralık ve zaruretle mücadele ederek Asya’yı zaman içinde teknolojide Avrupa ile entegreye yönelik bir işbirliğidir bu…

Bir ayağı Avrupa’da, gövdesi Asya’da olan Türkiye’nin; başta Hint olmak üzere Farsın, Arabın ve Kürdün bir teknede yoğrulmasına ön ayak olması, Ön Asya’nın kaderini değiştirecek bir girişim olmalıydı.

1937 Sadabad Anlaşması statükoyu devam ettirmek ve çatışmayı önlemeye matuftu. Halbuki Bağdat ile bölge; muasır medeniyete aday olduğunu, Avrupa’nın cehaletimizden istifade ederek depreştirdiği ırkçılık, yoksulluk, Avrupa medeniyetini ecnebilik gibi manileri aşmak üzere bir teşebbüste bulunuyordu. Dünya barışına kast edenlerin bölgede kullanabilecekleri problemleri bu anlaşma çerçevesinde barış içinde ilim ile çözmekle; yalnız bölgenin barış ve medeniyetini değil, bütün İslâm dünyasının, Hıristiyanlık âleminin ve dolayısıyla dünya barışının temel taşları konulmuştu buraya: Hürriyet, demokrasi, fukaralıkla mücadele, barış, ırkçılığı bitirecek bir medeniyet projesi…

KEMALİSTLERLE NEOCONLAR BAĞDAT’A DÜŞMANDIRLAR

Bağdat anlaşmasının şu önemli zamanlarda konuşulmamasının sebebi yalnızca cehalet midir? Bizce hayır… AKP Hükümetini destekleyen bazı medya mensuplarını bilmiyor kabul edebiliriz. Fakat Kemalist geçinen gazeteciler Bağdat’ın mahiyetini bildiklerinden ona düşmandırlar. Ademe mahkûm ediyorlar… Bağdat anlaşmasını imzalayan ülkelere, o zamanın global dinsizlik cereyanı çok büyük cezalar vermişti. Avrupa’da henüz İngilizlerin sesi çıkıyordu, 1955’lerde ise Avrupa Birliği filiz dönemini yaşıyordu. Düşünce olarak, Avrupa’daki bu barış ve demokrasi projesini aynı misyonuyla Asya’ya taşınmasıydı, Bağdat Paktı veya CENTO… İngilizler günümüzde olduğu gibi o günlerde de kuvvetli bir Avrupa Birliği’ne karşıydılar. Siyasetini entegre ettikleri global dinsiz ihtilâlciler ve onları finanse eden Rotschild grubu gibi sermayedarlarla ittifağın yolunu kesecek barış işbirliklerinden hep kaçtılar. Onlar sıkı tutsaydı işi, elbette ihtilâlciler Türk Demokratlarını asamaz, İran hükümetini deviremez, Pakistan’ı Bangladeş’ten ayıramaz ve ev sahibi Faysal Hanedanı’nı beşikteki bebeğine kadar katledemezlerdi.

ANAP’lı ve AKP’li Türkiye’nin yardımıyla 1990’lardan itibaren Bağdat’ı işgale yönelen günümüz Neoconlarıyla o günün komünist ihtilâlcileri arasındaki işbirliği, gördüğünüz üzere devam ediyor.

BAĞDAT PAKTI AYNI ZAMANDA DEMOKRASİ PAKTIYDI…

Demokrasi, barış ve medeniyet karşıtları elbette Sadabad’ı konuşacaklar. Onların vatan, millet ve Türklük sevgilerinde hürriyet, demokrasi ve barış yoktur. Amerika’nın petrol adamı George W. Bush gibi gericiliklerini tarihe tescil ettirenlerin 2003’te 500 bin askeri Bağdat’a insanlığı katletmek üzere getirirken kullandığı tek sloganı demokrasi idi (!).

Bağdat’ı demokratlar konuşabilir, istibdat taraftarları ise yok sayarlar.

Bağdat’ı ırkçılığa, fukaralığa, cehalete ve düşmanlığa bayrak açmış olanlar konuşabilirler…

Bağdat’ı vatan, millet ve İslâmiyet uğrunda bedel ödemeyi göze alanlar konuşabilirler…

Bağdat’ı demokrasi içinde bütün insanları birinci sınıfa yükseltmek, Asya ile Avrupa’nın arasında kalıcı barışı inşa etmek ve hakikî medeniyete insanlığı ulaştırmak isteyenler konuşmak zorundadırlar.

Demokrasiyi dünyanızda yaşamıyorsanız, Avrupa Birliğine de, Batı felsefesi ile Kur’ânî ilimlerin barışmasına da, İslâm ortak paydasındaki bölgesel ittifaka da CENTO’nun, Asya’da bir medeniyet projesi olarak dalgalanmasına da ve nihayet doğu ile batının barışına da karşı duracaksınız.

Avrupa Birliği’nden ayrılmış İngiltere ile gizlice iş tutmayı, Makron ve Merkel ile bir olup orta oyunu kurmayı, Neoconlara 2002’de verdiği söze sadık kalarak Suriye’de barışı engellemeyi ve Amerika ile vize tiyatrosunu oynayarak demokrasinin sıkıştırdığı neoliberal ittifağa zaman kazandırmayı vazife bilenler elbette Bağdat yerine Sadabad’ı tercih edeceklerdir.

Bu arada AKP Hükümetinin mevcut iç ve dış politik çizgileriyle Menderes’e ihanet ettiği gün gibi ortadadır. Bundan böyle istismarını gören Demokratlar, yuh çekmelidirler.

ÇAREYE GELİNCE

Bağdat Paktı, çözümün çekirdeğini oluşturmaya devam ediyor. Yeni şartlar; Suriye ve Rusya’yı da bölgeye katabilir. 11 Eylül’ün çokça istismar ettiği Pakistan’ın dışarıda bırakılması, işbirliğini kısırlaştıracaktır. Ancak, Avrupa ve Amerika adına yeni oluşumda yalnız AB olacaktır. Zira emperyalist Amerika ve İngiltere’nin ateşinden kaçan mazlûmların yüzde doksanı AB’ye iltica ettiler. Amerika yine müşahit kalabilir. Birlik için mekân önemli değildir. Bağdat olmasa Şam olabilir. Hazırlanacak birliğin anayasasında demokrasi mutlaka esas alınmalı. Türkiye’nin böyle hayırlı bir teşebbüsteki rolü, yine önden gitme tarzında olacaktır. Fakat mevcut hükümetin bir an evvel kendisine çekidüzen vermesi şartıyla… Bağdat’ın bedelinden korkanların, zillet içinde tarihe gömüleceklerini üzülerek hatırlatmaya devam edeceğiz…

YAZDIR

Almanya İslam Konseyi Din Şurası Sözcüsü / Eğitimci - Yazar

BENZER KONUDA MAKALELER:

4 Comments

  1. Demokrasiye inanmayanların Bağdat’a yönelmeleri çok kolay değil. Hem de işin içinde cezalandırma da var.Statükoculara nasıl olsa kimse dokunamaz.

  2. Bu önemli yazının,ülkemizde ve Alem-i İslamda ,statikoculuğun bitirilip,düşünce ufuklarımızın açıldığı,fikir ve proje peşine düştüğümüz döneme girmemize vesile olmasını ve Cenab-ı Allahın milletimize intibah vermesini temenni ederim.

  3. Bu on beş senede öyle bir cehalet saçtılar ki bu süfyan çarpıkları,millette bu konuları anlayabilme takati bırakmadılar… Yine de ümitlenelim. Başarı dualarımızla.

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*