Kılıca dayanarak hutbe okumak

Ramazan ayı içerisinde, gazetemiz Yeni Asyada bir haber çıkmıştı. “Asırlardır kılıçla hutbe okuyorlar” başlıklı bu haberi okuyunca, biraz kendime kızdım. Bazen, işte tenbelliğimizden midir, işlerimizin yoğunluğundan mıdır nedir, yazmayı düşündüğümüz şeyleri zamanında yazamıyoruz. Gazetemizde çıkan bu haber, bizim o zaman yazamadığımız yazının şimdi yazılmasına sebeb teşkil etti.

Bundan iki-üç sene önce bir arkadaşım, işi icabı Çanakkale taraflarına gideceğini, benim de kendisine yol arkadaşı olmamı istemişti. Ben de kabul ettim ve beraberce Bursa’dan yola çıkarak, Marmara’nın o güzel beldelerine uğrayarak Çanakkale’ye vâsıl olmuştuk. Günlerden Cuma idi, namazımızı kılacağımız yeri de düşünüyorduk. Gelibolu’ya da geçecektik. Namaz vakti de epey yaklaşmıştı. “Feribotla karşıya, Gelibolu’ya geçsek yetişebilir miyiz?” düşüncesi ve de “inşâallah yetişiriz” diye vapura atladık ve doğru Gelibolu’ya geçtik. Tam indiğimiz anda ezan okundu biz de hemen aceleyle sahile yakın, Gazi Süleyman Paşa Camii’ne doğru gittik. Camiye yaklaşınca, askerleri ve top arabasını gördük. Camiye, bir şehid cenazesi geldiğini düşündük. Fakat öğrendik ki, emekli bir subay ölmüş, onun cenazesiymiş. İçeri girdik ve minberin hemen önünde yer bulup oturduk. İç ezan okunduktan sonra imam minbere çıktı, baktık eline bir kılıç aldı. İçimden “her halde cenaze namazı kılınacak subayın kılıcı bu” dedim. Ama yine de bir mânâ veremedim. Yanımda bulunan bir gence doğru eğilerek, kulağına yavaşça “bu ne kardeş, cenazenin kılıcı mı?” dedim. Genç biraz tebessüm ederek “yok, burası Süleyman Şahın Gelibolu’yu fethettikten sonra yapılan camiidir. Ecdat, kılıçla fethettiği yerlerdeki camilerde hep kılıca dayanarak hutbe okumuş. O gelenek burada hâlâ devam etmektedir.” dedi. Şaşırmıştım, şimdiye kadar ne böyle bir şey görmüş ve ne de duymuştum.

Namazdan sonra biz de kılıcı elimize alıp bakmıştık. Arkadaşımla da bu mevzuyu konuşarak geldik. O da ilk defa böyle bir şey gördüğünü ve şaşkınlığını ifade etti. Gerçekten ikimiz de şaşırmıştık. “Büyük ecdad, sen neymişsin öyle!”  dedik.

YAZDIR

BENZER KONUDA MAKALELER:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*