Komünizm mi, deizim mi?

Doğu veya Batı

Dünyamız küçüldükçe küfür nifağa mı bürünüyor? İnsanlar, cereyanlar ve dolayısıyla fikirler,  bilinen menfî kimliklerini „Yeni!“ kimliklerle değiştirme yoluna gidiyorlar. Özde ve esasta eski halleriyle kaldıkları halde, birçok dinsizlik cereyanı mensubu „değişim!“ diyerek yeni kimliklerini gösteriyor, bize…

Bediüzzaman’ın hayatı ve mücadelesi, daha çok Kuzey Avrupa’dan çıkan „semavî dinlere düşman!“ dinsizlik cereyanlarıyla mücadele ile geçmiş. Hatta onu yakından tanıyan Osmanlı Orduları Başkumandanı ve devrin Şeyhülislam’ının  tavsiyesiyle, Avrupa’dan gelen dinsiz felsefî hücumlara karşı Darül hikmetil İslamiyye denilen ve Meşihat ile koordineli çalışan akademiye tayin edilmiş.

Kur’an-ı Azimüşşan´ın manevî tefsiri ile manen vazifelendirilmiş üstadın, „bütün mesaimi iman üzerine teksif ediyorum“ ifadesi, karşısındaki en büyük düşmanının „imanın erkânına hücum eden“ kızıl tehlike olduğunu, yine eserlerinden okuyoruz. O günün Avrupa dinsizleri adına Bediüzzaman’ı zindana atıp mahkemelere çıkaranlara karşı; “Risale-i Nur sizinle mübareze etmiyor, çatışmıyor. Bizim hedefimiz otuz – kırk, belki elli yıl sonra gelecek nesillerin imanlarını kurtarmaktır. Efendiler! Bizimle uğraşmayınız, bizi serbest bırakınız!“ derken, belli ki günümüzde Avrupa’dan çıkıp, tüm dünyayı teknoloji ile tehdit eden dinsizlik ve ahlaksızlık cereyanlarına karşı Kur´ân´ın ayetlerini tefsir ettiğini bize haber vermek istiyor.

İMAN İLE KÜFRÜN ORTASI YOKTUR…

Münafık dinsizler, deizm gibi felsefî tartışmalarla bizi baştan sona bataklık olan labirentlerine çekmek istiyorlar. Şeriatın bu hususta belirlediği kesin ve belli kaideler; şu boş, lüzumsuz ve zararlı tartışmalara yanaşmamıza müsaade etmiyor. İman bir bütün olduğuna göre, parçayı kabul etmeyen bütünden de mahrum kalır. Kur’ân’ın yüzlerce ayeti ve onları tefsir eden Peygamberimizin (s.a.v.) hadisleri, aradaki keskin çizgiye Müslümanların nazarlarını on beş asırdır çekiyor olmalı ki; dinin pratiklerini, yani amel ve ibadet tarafını kabul etmeyeni İslam dini Müslüman olarak vasıflamaz. Nefisleri Nemrut ve Firavun gibi yaratıcı önünde eğilmek istemeyenler, kendilerince dini değiştirebileceklerini zannediyorlar. Hem içkisini içecekmiş, hem de haccına gidecekmiş! Sapıklıkta, yanlış ve dalalette, yollar sayılmayacak kadar çoktur… Fakat, İslamiyetin Cadde-i Kübrası (büyük caddesi) tektir. İmanın tüm şartlarını kabul edip, peygamberin ortaya koyduğu ibadet ve amelleri inkar etmedikten sonra, yanlış yapanlara kimsenin bir şey söylemediği İslam toplumlarındaki yaşayışlarından da belli olmuyor mu?

Dinsiz felsefenin, okumuş gençliğin enaniyetini okşayan tartışmaları durup dururken gündeme getirmesi, elbette tesadüf değildi. 28 Şubat’tan bu yana, bilinçli bir şekilde Türk Gençliği´nin gündeminden uzak tutulan “imanî hakikatlerden” çocuklarımızın mahrum bırakılmaları, elbette dehşetli bir boşluk oluşturacaktı. Siyasal İslamcıların milletimizi bunca senedir slogan ve vaatlerle uyutmasının da acı bir neticesi olmalı.

AKP hükümetinin beceriksizliği, ihmalkârlığı ve dini basit siyasetlerine ve adi menfaatlerine alet etmesi, ayrı bir konu olmalı. Fakat global dinsiz cereyanlar bilsinler ki, bu millet uyumuyor, çocuklarımızın imanlarına doğru uzanan zehirli yılanların farkındadır  ve ileri teknoloji ile gençliğimizin ahlakını tahrip ederek onları sefih, tembel, hedefsiz ve hatta hedonist yapmak isteyen cereyanları çalışmalarını dikkatlice izliyor.

HANİ KOMÜNİZM ÖLMÜŞTÜ?..

İsimlerin değişmesiyle hakikat değişmiyor… Dinsiz cereyanlar, deizimin arkasına saklanarak inkâr-ı uluhiyet yolunda mesafe almaya çalışacaklar. Anadolu insanı, felsefeden gelen dinsizlik ve ahlâksızlığı komünizm ile vasıflandırmıştır. Halkımızın zihnindeki komünizm resminde, yalnızca bolşeviklik yoktur. Allah’ı, imanın esaslarını, insanî değerleri ve temel ahlakı kabul etmeyen her türlü düşünce, onların nazarında komünizm olarak adlandırılır. Risale-i Nur’da, inkâr-ı uluhiyetçileri şeytandan daha maskaraca hallere düşüren çok imanî bahisler vardır. Risale-i Nur Talebelerinin ihtisas sahası olan bu imanî bahisler, siyaset rüzgarlarıyla Türk Gençliğinden uzaklaştırılınca, Komünizm Anadolu’ya yeniden dirilme çabasına giriyor. Zaten ölmemişti. Kemalizm ile ikizce yaşayan sosyalizm ve komünizmin  12 Eylül’de öldüğünü propağanda edenler, yine gizli komünistlerdi. 12 Eylül öncesinde aldıkları fikrî darbelerden yaralanmış ve işledikleri cinayetlerden dolayı kendilerini millete unutturmak istedikleri için, ihtilâli kendilerine karşı yapılmış olarak propağanda ettiler. Halbuki ihtilâl, Demokrat Müslüman Anadolu halkına yapılmıştı. Sovyet rejimiyle aynîleştirilen komünizm 12 Eylül´den sonra kimlik değişimine gitti. Önce sosyal ve iktisadî kimliğini değiştirdi. Hürriyet ve demokrasilerin durdurulamayan yükselişleri ile birlikte, o da özde marksistliğin tüm değerlerini muhafaza eden Neoliberalizme dönüşüverdi… Septik, kapital merkezli ve insani değerlerden uzaklaşan bir yeni kimlik.

Eski marksistlerin „dünya vatandaşlığı“ fikrini, globalleşme ve multikulti ile değiştirdiler.

Troçki ve Lenin’in “kesintisiz ihtilal“ emirlerini „Yeni Muhafazakârlık“ örtülerine sararak Batı´daki enstitülere taşıdılar. Buralarda; Dünya haritasını önlerine alarak “Yeni Dünya Düzeni” üzerinde çalışmaya başladılar. Hem de büyük devletlerin millî bütçeleri ve ordularıyla… Hürriyet, demokrasi, muhafazakârlık, serbest ticaret, sanat, milliyet ve tarih gibi insanlara hoş gelen tabirlerin arkasına gizlenen „Yeni komünistlerin“ bir yeni dini olarak “deizmi” kabul edebiliriz.

Deizmin hedefi elbette Hristiyanlık değildir. Çünkü Hristiyanlıkta emirler ve nehiyler yoktur. Hazreti İsa (a.s)’ın belli bir şeriatı olmadığından, orada haram ve helal de yoktur. Yeni dinin inananlarının hürriyetini kısıtlayacak ve hayvanî keyiflerini kaçıracak bir pratik söz konusu değildir. Mesele dönüp dolaşıp Müslümanlara geliyor. Belki de yakında deizme “Yeni İslam“ ismini de takabilirler. Dinin pratiğini öğreten en büyük Öğretmen olan Kâinatın Efendisi’nin sünnetini kabul etmeyen yeni bir sapıklık… Komünistlerin kaide, prensip, temizlik ve kanunlara bağlı yaşamaktan nefret ettiğini unutamayalım.

image_pdf
Şükrü Bulut

Almanya İslam Konseyi Din Şurası Sözcüsü / Eğitimci – Yazar

BENZER KONUDA MAKALELER:

3 Yorum

  1. Gençlerin durumu gerçekten çok zor. Biçare gençler derken herhalde bu durumu anlatmak istemiştir Üstad hazretleri. Devletimiz çok acil projeler geliştirmek için kolları sıvamalı. Risale-i Nur okuyanlarda projeler hazırlayıp teklif etmeli. Özellikle eğitimden anlayanlar iman hakikatlerini gençleri en fazla istifade edebileceği yeni yeni yaklaşımlar geliştirmeli. Belki de hakiki isevilerle ortak hareket etmeli. Yoksa hep aynı şeyleri söyleyip durmanın pek bir tesiri yok sanıyorum.

  2. Tamamen katılıyorum. Komünistler yeni bir yola girmişler,Türklerin haberi yok. Şu Siyasal İslamcıların terranelerinden duymak kolay olmuyor,galiba..

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*