Kör olma gördüğüne kör olma körlüğüne!

Image
Görmek ve gördüğünü bilmek mi daha müferrah eder kalbi yoksa gördüğünü zannetmek mi?
Sadece bakmak ve görmek arasındaki derin uçurum farkındalığını farkettirmez insana.

Gaflet; Bazen körlüğünün haberinden yoksun olmak, bazen gördüğüne kör kılmak kalbi,
ve dahi bazı da körlüğüne bile kör kalıp bakışını derinleştirmek, görüşünü zenginleştirmek için çaba sarf eylememektir…
Bir şair zikreder der ki görüşümüzü gösterircesine;
‘‘Bir bakışın kudreti bin lisanda yoktur.
Bir bakış bazen şifa bazen zehirli oktur.’’
Bin tane ifade bir bakışla tefessüh ederken ya gönlü müferrah kılar yada gama boğar…
Hakiki görüş; Bakışın gördüğüne hakikat giydirmesi Hak’kın haklını gözleriyle göstermesi…
Görmekle bakmak arasındaki o ince çizgi yani;
Bizi nehiyden nehyeden, güzelle çirkin arasında, kısa ile uzun arasında, iman ile küfür arasında, cennet ile cehennem arasında gaibane bir derinlikte ‘sır’ eylenmiştir.
Hakikatten yoksun olan insan kadar bahtsızı ‘var’ mıdır… Boşluğa gözlerine garaib derecesinde dikip boşluğu izlemekten daha tuhaf bir hal… Veya Hak’tan mahrum kalan kadar yalnızı… Yok olmak yada var kılınmak bir bakışta da saklanabilmiştir. Varlık, nazar eylediklerinde nazarını sabit kılanı izlemek yokluk ise nazarını çevirenin bilgisinden habersizce varlığının bile anlamını bilememek… Yok saymak Seni var edeni… Yok bilmek sana varlık giydireni… Ve yok saydığın için tefekkür sayhalarında sadalardan mahrum etmek aklı, ruhu ve kalbi… Yokluk çukurlarına itmektir kendini… Ve kendi sessizliğini sessizce, ‘var’ kılınanlardan habersizce dinlemek… Zengin ve umumi bir ikramdan kendi kendini ‘yoksun kılmak’ yani varlığını ‘yok’ kılmak değil midir?
Hakiki görmenin sırrı, Hakikati görmekten geçer…
Hakkı göremeyene ‘kör’ der ‘gör’meyi bilenler…
Zahiren gözü kapanan gönüller gözünün açık olduğunu sananlardan ziyade görebilirler…
Görmek için yetmez insanoğluna iki kapakçık
Körlük öze inice göz körlüğe yetmez
Körlüğün özüne inene ise göz yetmez…
Hakiki görmeyi bilen ise göz ile iktifa etmez…
Mevlana Celaleddin Rumi bakalım ne diyor görmeyi nasıl biliyor…
‘‘İki parmağının ucunu iki gözüne koy
Bir şey görebilir misin dünyadan…
Görememek ayıbı, gösterememek kusuru uğursuz nefsin parmağına ait işte…
Parmağını gözünden kaldır ilkin, sonra gör dilediğini böyle…
Göz ise ancak Sevgiliyi görene denir…’’
‘Göz ise ancak sevgiliyi görene denir.’
Ne güzel söyletmiş Hakkı bilen gözlere görmeyi….
Sevgiliyi görmek, perdeyi indirmek, pervazı sıyırıp temaşa eylemek
Ve gözdeki ‘yük’ü kaldırıp gönlü agah eylemek…
Zulmü ve karanlığı nura çevirirken
Kendinden öte yolculukta ‘öte’leri izlemek…
Bir çiçeğin nazenin yaprağından Şems-i Ezeliyi seyretmek
Ve bu seyirle tefekkür bahçesinde sevap defterini ciltlemek..
Yüreğimizin içine her neyi yerleştirdiysek
Onu buluruz baktığımız her ‘şey’de
Hakkı bilen gözlere, hakikatli görene göre ise
Herşey O’nun şe’nindedir ve her ‘şey O’nun izninde
Görmek işte budur bakışını çevirdiğinde O’nun izini bilmek her yerde her şekilde…

Benzer konuda makaleler:

image_pdfimage_print

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*