Kucağınızda ölmesin!

Kucaklamak kulağa hoş geliyor.

Birinin elinden tutmak gibi, annenin çocuğunu kucaklaması gibi. Ama kucaklarken tekniğini bilmezseniz, kucakladığınıza zarar verirsiniz. Anne çocuğunu kucaklar ve sıkı sıkıya sarılarak nefes almasını engellerse, Allah korusun kendi evlâdının katili olur. Sonra da, ben çocuğumu çok, ama çok sevdiğim için sıkı sarılmıştım dese hiçbir işe yaramaz.

Öte yandan anne çocuğunu kucaklamakta bencil davranırsa, başkalarının kucaklamasına fırsat vermezse, bu defa çocuk başka kucak ve şefkatlerden mahrum olacaktır. Topluma uyum sağlamakta zorluk çekecektir. O halde bencil bir yaklaşımın getireceği bir fayda varsa, götürdüğü ise yüzlerdir. Bir fayda kazanacağım diye yüz zarara sebep olmak hiçbir şekilde akıllıca değildir.

Şimdi dâvâlar ve topluma mâl olmuş şahıslar da, temsilde hata olmasın çocuklar gibidir. Onların da kucaklanıp sevilmesi ve sağlıklı bir şekilde büyütülmesi lâzımdır. Dâvânızı herkesle beraber kucaklayabilirseniz, herkesle paylaşabilirseniz büyüme ve gelişmesine yardım etmiş olursunuz. Hele de bu bir iman hizmeti ise. Üstadımızın; “Herkesin muhtaç olduğu en önemli mesele ise. Herkesin, iman mukabilinde, bu zemin yüzü kadar bağlar ve kasırlarla müzeyyen ve bâki ve daimî bir tarla ve mülkü kazanmak veya kaybetmek dâvâsı başına açılmış. Eğer iman vesikasını sağlam elde etmezse kaybedecek.” dediği dâvâ ise.

Dâvâsı bu derece büyük olanlar ve asrın Müceddidine arkadaş olanların unutmaması lâzım olan mühim şeyler vardır. En başta ihlâs ve uhuvvet düsturları, bu büyük dâvânın olmazsa olmazlarıdır. Böylesine muazzam bir meseleyi muhtaç olanlara yetiştirmek için, nefsin pespaye istek ve arzularına boyun eğmemek ve adeta nefis ve şeytana meydan okumak şarttır. Yoksa bunu yapamayıp da hizmet arkadaşlarına meydan okumaya kalkarsan, kaybetmeye namzetsin demektir. Ne gariptir ki; kendine meydan okuyamayanlar bazen dünyaya meydan okumaya kalkıyorlar. Bu da ahir zamanın bir çıktısı olsa gerek.

“Ey ehl-i hakikat ve tarikat! Hakk’a hizmet, büyük ve ağır bir defineyi taşımak ve muhafaza etmek gibidir. O defineyi omuzunda taşıyanlara ne kadar kuvvetli eller yardıma koşsalar daha ziyade sevinir, memnun olurlar. Kıskanmak şöyle dursun, gayet samimî bir muhabbetle o gelenlerin kendilerinden daha ziyade olan kuvvetlerini ve daha ziyade tesirlerini ve yardımlarını müftehirâne alkışlamak lâzım gelirken, nedendir ki rekabetkârâne o hakikî kardeşlere ve fedakâr yardımcılara bakılıyor ve o hal ile ihlâs kaçıyor?” diye Üstadımızın tesbit ettiği bir hastalığa yakalanmamak için ve dahası onun haklı olduğunu âleme göstermek için gayret etmeliyiz.

Bencillikten kurtulamayanlar paylaşamazlar ve kucakladıkları dâvâ ya da şahıslara büyük zarar verirler. Eğer bu hastalıktan kurtulamazsanız, dâvânın esas sahibi olan Cenâb-ı Hak onu sizden alır ve istediğine verir. “Eli hamur karnı aç” misali kalakalırsınız. O halde Üstadımızın; “Mümkün ise nefsinize bir hodgâmlık gelmemek için istemeyen bir arkadaş ile yaptırması hoşunuza gitsin. Eğer “Ben sevap kazanayım, bu güzel meseleyi ben söyleyeyim.” arzunuz varsa çendan onda bir günah ve zarar yoktur. Fakat mabeyninizdeki sırr-ı ihlâsa zarar gelebilir” ikazına kulak vermemiz gerekiyor.

Allah bizleri ihlâsla hizmet-i imaniyede istihdam etsin, nefis ve şeytanın tehlikeli tuzaklarına düşürmesin. Ehl-i imanın birlik beraberliğine vesile kılsın. Âmin.

Sabahattin Boyacı

 

image_pdf

BENZER KONUDA MAKALELER:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*