Kuddüs isminin tecellisi: Kar

Beyaz olur gelinlikler. O beyaz rengi, temizliğin ve masumiyetin bir simgesidir. Kuddüs isminin renkteki tecellisidir.
Sayfalar da öyledir meselâ. Hep beyazdır. Biz kirletiriz yazılarımızla. Kar da beyazdır. Kaplayınca her yeri, biz kirletiriz adımlarımızla. İnsan işte. Karda yürürken, kimsenin basmadığı o temiz yerlerden yürürüz. Sonra dönüp bakarız attığımız adımlara. Nasıl kirlettiğimize şahit oluruz. Ve buna çoğu zaman aldırmadan devam ederiz yola. Halbuki ne mânâlar gizli o beyazlarda… İşte kar da âkupâk olduğundan o Kuddüs ismine mazhardır. Mânevî olarak da çok mânâları o beyaz perdesinin altında barındırır, Cenâb-ı Hak da onu çok vazifelerde çalıştırır.

Meselâ, Ehl-i fennin dediğine bakılırsa; insan sağlığına musallat olan mikropçuklar ve mikroorganizmalar, kar yağdırılınca ölüyorlar ve bir kısmı da donuyorlar. Yani hayatlarına hatime çekiliyor ya da muvakkaten hayatları onları terk ediyor. Kışın o zahiri soğuk yüzünde hakikî ve küllî bir şefkat mânâsı gizleniyor. Soğuk kış şartlarında hayatlarını devam ettirmekte zorlanan o küçük mikropcuklar terhis edilmekle ferah buluyorken, onların musallat oldukları zihayatlar da onlardan kurtulmalarıyla rahat ediyorlar. Ve bu ehemmiyetli vazifede istihdam olunan karlar sanki o Emr-i İlâhî ile şevke gelerek rüzgârların da muavenetiyle her bir yere girmek için yarışıyorlar. Hatta nasıl ki insan bedeninde akyuvarlar, beyaz önlükleriyle doktorlar gibi ciddî çalışıyorlar; büyük insan olan dünyamızdaki beyaz kar taneleri de, küre-i arzımıza musallat olanlardan mikroplara karşı savunuyorlar.

Karın manevî hayatımıza hizmeti ise, hem daha ehemmiyetlidir. Zamanın ve mekânın, insan tabiatı üzerinde ciddî tesiri olduğu gibi, iklim şartlarının da etkileri var. Meselâ soğuk iklim şartlarında insanın ruhunda acip inkılâplar meydana gelir. İnsanda kuvve-i şeheviye bir derece kırılır. O insanın hayvanî yönleri yavaş yavaş törpülenir. Bütün rezaletin yuvası olan lezzetperestlik dahi sıcak zamanlardaki kadar insanda tesir gösteremez. Şeytanın ofisçiği olan Lümme-i şeytaniyede sıkışıp sanki orada mahfuz kalıyor. Daha eskisi gibi tesir edemiyor. İşte Kuddüs ismi Rahmet burcunda tecelli ederken en büyük istifade de yine Hüda üzere yaşayanlara nasip oluyor. Ehl-i heva ise bu kar nimetinin birkaç cihetinden lezzet alsa da diğerine hiçbir cihette yetişemez.

Hatta içtimaî hayatımıza bakan bir neticesi dahi; meselâ ekser zamanlarda ekser halk tesettüre pek riayet etmiyorlar. Hevaperestane, gafletkârane ve Emr-i İlâhiye kafa tutarcasına ömür geçiriyor. Fakat ne zaman ki kar yağar, şiddetli kış hiddet eder; zehirli yılanlar mağaralarında sıkışıp gizlendiği gibi, o zehirli yılanlar hükmündeki nefsî arzular da sıkışıp çıkamıyorlar. Kış uykusuna yatıyor. Biçare beşeri daha zehirleyemiyor. İçtimaî hayat bir nebze korunuyor. Hatta farkında dahi olmadığı halde bir nevi tesettüre mecbur oluyorlar. “İsteyerek veya istemeyerek buyruğuma gelin”1 Âyet-i Celilesini maddeten tefsir ediyor. Bu beyaz prens bize tebessümüyle müjdeliyor ve öyle bir ferman okuyor ve bize diyor ki;

“Ey Ben-i Âdem ve Ey Âlem-i İslâm ve Ey Kırmızı kitapların âşıkları olan Nurcular, İşte Sizin Rabbiniz beni böyle ehemmiyetli vazifelerde istihdam ettiriyor. Sizin nevinizin kirlerini bana temizlettiriyor. Küllî bir rahmetini benimle sizlere hediye ediyor. Ben de kemal-i ciddiyetle ona boyun eğmişim. Öyleyse siz de ciddî çalışmakla ve sebatlı gayretlerinizle vazife-i hilkatinizi icra ediniz. Biz temizlediğimiz gibi siz dahi süslendiriniz. Kıymetlendiriniz. İsm-i Kuddüse müteveccih olunuz ve ta ki ona mazhar olursunuz.”

Ali Yücesoy

BENZER KONUDA MAKALELER:

İlk yorumu siz yazın

Yorum yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir.


*