Kudüs meselesini ancak AB halledebilir

altArap milliyetçileri arasında Filistin, Siyasal İslâmcılarca Mescid-i Aksa olarak öne çıkartılan bu meselenin geçmişini biliyorsunuz.

Filistin veya Kudüs etrafında yapılan tartışmalardan ziyade, dikkatinizi iki önemli noktaya çekmek isteriz.

Önce, mağdur edilmiş ve vatanlarından sürülmüş bir halkın varlığından hareketle, bu konunun yalnızca Müslüman Arapları değil, bölgede yaşayan başta Hıristiyan olmak üzere, sair azınlıkları da ilgilendirdiğini ifade edelim. 68’li sol kuşağının veya genel ismiyle Marksizmin de çokça istismar ettiği bu meselede öncelikli söz sahipleri, elbetteki o topraklara ait olan mağdurlar olacaktır. Yahudi feylesoflarının semavî dinlere düşman düşüncelerinden beslenen materyalistlerin Yahudi düşmanlıklarının, yalnızca bu millete tersten bir yardım olduğunu bu arada belirtmiş olalım.

Filistin meselesi herhangi bir tarafgirliğe, ideolojik harekete alet edilmeseydi, bir avuç Yahudî çoktan inatlarından vazgeçmiş olacaklardı. Hem Marksist solun, hem de Arap ırkçılığının Filistin’i bugüne kadar istismar etmeleri, elbette Yahudîlerin faydasına olmuştur.

Diğer nokta ise; Filistin meselesinin dinî boyutlara indirgenmesidir. Çoğu kez; bu fevkalâde geniş ve bütün ehl-i kitabı alâkadar eden meselenin yalnızca Mescid-i Aksa´ya indirgenmiş olması da, İsrail ile Amerika’daki Yahudî teşkilâtlarının arayıp da bulamadıkları bir tutunma noktasıdır.

Siyasal İslâm’ın istismar ka-pasitesini ve metodlarını az çok biliyoruz. Hem Siyasal Şia´nın İran’daki Kudüs proğramları ve hem de İhvan üzerinden Türk ve Arap Siyasal İslâmcıların Mescid-i Aksa programlarını dikkatlice incelediğinizde, bu meselenin ne denli istismar edildiğini ve hatta Siyasal İslâmcılar için bir can simidi olduğunu rahatlıkla müşahede edersiniz.

Yukarıda da arz ettiğimiz üzere, Yahudîlerin kendilerini Hıristiyan Batı karşısında savunmasına Siyasal İslâmcılar imkân sağlıyorlar. Ayrıca buradaki provokasyonlar, şiddet hareketleri ve tuzak olayların yardımıyla İsrail; mağdur, haklı ve sahipsiz bir halkı Avrupa’da “terörist!” olarak propaganda edebildi, geçmiş zamanlarda…

Filistin meselesine halkların mağduriyeti noktasından bakıldığında, bu dâvânın Arapları çokça aştığı ortadadır. Avrupa Medeniyeti´nin hukukun üstünlüğü ve adalet noktalarında, dünyanın diğer coğrafyalarından ayrılarak ayrışıp inkişaf ettiğini Siyasal İslâmcılar pek kabul etmezler. Her ne kadar binlerce davasını Türkiye üzerinden AİHM´e götürmeleri, onların içine düştükleri tezadın da farkında değiller… Dünyada hukuk ve adaletle insanî ölçüler ortaya koyan AB’ye bunların aleyhtarlığının bir sebebi de; bu kesimin ellerindeki aletlerinin alınma korkusudur. İsrail idarecilerinin Siyasal İslâmcı siyasetçiler ve Hamas’tan daha çok AB´ye düşman olmalarının sebepleri üzerinde azıcık düşünen insan, Filistin meselesini çözecek esas aktörün AB olduğunu mutlaka anlayacaktır. Filistin halkının zulmüne bulaşan İsrailli idareci ve askerlerinin AB’ye seyahat edememeleri de buradan kaynaklanır. Devamlı tutuklanma korkusuyla dolaşırlar. Kaldı ki Avrupa, bu uğurda, başta İsveç Dışişleri Bakanı Anna Maria Lindt olmak üzere, bir çok evladını kaybederek bedel ödüyor.

Filistin meselesini bu politikalarda figüran olarak kullanan Siyasal İslâmcıların en büyük yanlışı; başta Ben-i İsrail ve diğer ehl-i kitap peygamberlerinin vatanı olan bu kudsî beldeyi tekellerine almaya kalkışmalarıdır. Beytü´l Makdis´in en önemli kapısına ortak paydamız olan Hz İbrahim Aleyhisselâm’ın ismini veren ecdadımızın bu hareketinin mânâsını da anlayamayanlar, Mesihîleri, Hz İsa Aleyhisselâm’ın doğup büyüdüğü topraklardan uzaklaştırmak istiyorlar. Ellerine imkân geçse bu cehaletle alûde insanlar, belki de ehl-i kitabı Beyt-ul Makdis´e sokmayacaklar. Cahil ve mutassıb Ortaçağ keşişlerinin Müslümanlar için düşündüklerini, bu zamanda gayr-ı müslimler için düşünme hatası, fanatik Yahudîlere ve bu oyunda mütemadiyen Mescid-i Aksa’yı kullanmak isteyen İsrail politikalarına kuvvet vermiştir.

Son olarak, şu noktaları da nazarınıza arz etmek isteriz: Kemalist ihtilalciler, Mescid-i Aksa ve Kudüs meselesinde Siyasal İslâmcılarla oynaya geliyorlar. (28 Şubat’ta Sincan’da Bekir Yıldız’ın düzenlediği Kudüs gecesi ve Çevik Bir gibi onlarca hadise…)

İran Siyasal İslâmı, bu konuyu 1979 devriminden sonra kullanmaya başladı… Filistin direnişini kırmak üzere İhvan ile birlikte İsrail’in de istediği HAMAS´ı kurdular. Hamas’ın öne çıkarılmasıyla (AKP, Katar, İhvan ve İran’daki siyasal Şia) Filistin meselesi, Hıristiyan dünyasındaki büyük desteğini kısmen kaybetti. Kaldı ki, tarih boyunca Hıristiyanlarla Yahudilerin düşmanlıkları ve Vatikan’ın genel tutumu ortada iken, sırf istismar için siyasal İslâm bunu yapıyor.

Bediüzzaman ve Talebelerindeki Filistin telakkisi, Siyasal İslâmcılardan çok farklıdır. Evvelâ Nur Talebelerinde mücerred bir Yahudî düşmanlığı yoktur. Antisemitizm meselesinde Avrupa’da Yeni Asya çizgisini takip eden Nur Talebelerine, bu güne kadar en küçük bir tenkidin gelmemesi de, Risale-i Nur’daki doğru metodu ortaya koyuyor.

Son söz olarak, şu günlerde yaşadığımız gelişmelere baktığımızda, Filistin’i İsrail’in işgalinden ve Mescid-i Aksa’yı bir kesim fanatiklerin su-i niyetlerinden kurtaracak kuvvetin AB´den geleceğini ümid ediyoruz. İnsan hakları, hukukun üstünlüğü, din ve fikir hürriyeti konusunda hassasiyeti olan AB, insanlığı tehdit eden bu konuda da gereken tavrı gösterecektir ve çözüm yolunu bulacaktır. Sair gruplar da onu takip edecektir.

Almanya İslam Konseyi Din Şurası Sözcüsü / Eğitimci – Yazar
YAZDIR

BENZER KONUDA MAKALELER:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*