| Babil Kulesi ve Kur’ân’dan süzülen Nurlar |
|
|
| Hasan Güneş tarafından yazıldı. |
| Perşembe, 23 Şubat 2012 00:00 |
Dünyaca meşhur Lübnanlı yazar Amin Maalouf bir romanında, Birinci Dünya Savaşı sonlarında Fransızlar tarafından işgal edilen Beyrut sokaklarından bir kesit takdim eder… Yazar roman kahramanını konuşturur: “Şu insanlar ne kadar acaip! Daha dün bu sokaklarda herkes Türkçe konuşuyordu, bugün ise Fransızca konuşuyor!”İşgalin Maraş sokaklarında ilk yaptığı başörtüsüne saldırmaktı. Beyrut sokaklarında ise altı yüz sene dünyaya hükmeden Osmanlı’nın dilini ve kültürünü yasaklamakla işe başladı. Başkaları bunları birbirinden pek ayırmamış, ama biz nedense ayrı düşünüyoruz, aralarında fazla irtibat kuramıyoruz. Ancak işgalin tutup tutmadığının mühim iki göstergesini göz ardı etmemek gerekiyor. Lübnan’da insanların önemli bir kısmının Fransızcaya hazır olmaları ve hemen kabullenmeleri belki de yaklaşık yüz senedir durmayan kanın izahında dikkate değer bir noktadır. Tarih boyunca kavgasız dövüşsüz bir arada yaşayan kavimler Batılılar gelince bir daha huzur bulamadılar. Onlar gittiler, ancak kavga bitmedi. Sebebi ise, giderken dillerini, kavramlarını, lügatlarını ve sözlüklerini de bırakıp gitmeleridir. Bıraktıkları sefih medeniyetlerinin yanında bunları da ihmal etmemek gerekiyor. Onların lügatlarında din başkadır, milliyet başkadır, kavim başkadır, ahlâk başkadır… Her bir kelime her bir kavram huzurun, tanışmanın, kaynaşmanın değil; fitnenin, kavganın, kargaşanın, bölünmenin, husûmet ve düşmanlığın adıdır, sebebidir, gerekçesidir. Bediüzzaman Hazretlerinin ilk yıllarda Osmanlıca el yazması Risâle-i Nur eserlerini Suriye, Lübnan, Hicaz ve Mısır’a göndermesi ilk bakışta garip gelebilir. Anlaşılan, Osmanlı dil olarak da medeniyetini bir süre daha devam ettirmişti ve Türkçe eserler oralarda da okunup anlaşılıyordu. Öyle ya İstanbul’da çıkan neşriyatı ve eserleri Beyrutlular, Beyrut’ta basılanları da İstanbullular asırlardır okumuş ve takib etmişlerdi. Osmanlıyı tamamen yıkmak isteyenler en sonunda Lübnan’da, Mısır’da fazla zaman kaybetmeden geldiler, tezgâhlarını Ankara’da kurdular. Türkçeye öyle bir suikast yaptılar ki, asırlardır Adriyatik’ten Çin seddine kadar birbirini anlayan, ticaret yapan, aynı medreselerin şubelerinde aynı kitaplarla ders gören, aynı hutbeleri dinleyen, aynı alfabeyle mektuplaşan insanlar, kısa zamanda “Babil kulesinde” gazaba uğramış kavim gibi yetmiş iki dile ve lehçeye ayrılıverdiler ve hâlâ kimse birbirini anlamıyor. Birbirimizle, bizleri ayıran Batılıların dilleriyle anlaşabiliyoruz ancak. Cezayir gibi memleketlerde mahallî olarak konuşulan Berberi lisanına geçme gerekçesiyle, güya milliyetçilikle Arapça horlandı. Mahallî dil ihtiyaçları karşılamayınca Fransızca konuşulmaya başlandı ve bin küsur yıllık Müslüman memleketinde resmî dil Fransızca oluverdi. Pakistan ve Hindistan gibi başka misaller de çoktur. Aslında Türkiye’de yapılmak istenen de budur. Plana göre Türkçe iyice bozulacak ve sürekli uydurulan kelimelerle kararsız ve anlaşılmaz hale gelecek. En sonunda uzun dönemde de okunmak ve anlaşılmak isteyen yazarlar, eserlerini İngilizce yazmaya başlayacak. Çünkü İngilizcenin bir kelimesiyle oynamak kimsenin haddi değildir. Ancak Risâle-i Nur bütün bu planları alt-üst etti, “dilde de imam olduğunu” gösterdi. Bugün İngilizce gibi dillerin dünya hâkimiyetinin en önemli sebeplerinden birisi teknolojidir, diğeri de dildeki çok sayıda Latince ve Yunanca kelime ve kavramlardır. Bunlar dili hem zengin hem de o iki dile aşina olan diğer milletler tarafından kolayca öğrenilebilir hale getirmiştir. İhtiyaç duyulan bütün kelimeler aynı dilden alındığı için Doğudan Batıya dil birliği bozulmamıştır. Osmanlı Türkçesi Adriyatik’ten Çin’e kadar ihtiyaç duydukları kelimeleri komşularından alsalardı veya uydursalardı, o kadar geniş bir coğrafyada anlaşılmaz hale gelecekti. Yeni kelimeler Arapça ve Farsçadan alınarak şarktan garba dil birliği muhafaza edilmiştir. Ayrıca Kur’ân-ı Kerim dili olan Arapçaya aşina olan toplumlar da Türkçeyi kolaylıkla öğrenmişlerdir. Evet, bir zamanlar İstanbul, Kahire, Beyrut, Tebriz, Buhara ve Taşkent birbirlerini anlıyorlardı. Şimdi onlardan geçtik, İstanbul’da dede torun birbirini anlamıyor. Ancak her ikisi de, Amerikalıyı veya Fransız’ı çok iyi anlıyorlar. Sebebi basit; dildeki sadeleştirme adıyla takdim edilen suikast… Malûm cumhuriyetin ilk dönemlerinde, bin yıldır günlük konuşmalarımızda da kullandığımız Farsça ve Kur’ân esaslı Arapça kelimelerin dilimizden atılması şeklinde yukarıda da bahsedilen uzun vadeli hedefleri olan bir saldırı başlatıldı. Atılan kelimelerin yerine, çoğunlukla terk edilen eski Türkçe ve Moğolca kelimeler, yeni tanışılan Fransızca, İngilizce ve hatta Ermenice kelimelerle ve en kötüsü de hiç bir esası ve kaidesi olmadan uydurulan kelimeler dile sokuldu. Sekiz on kelimenin yerine bir iki kelime ikame edilerek dil hem bozulmuş hem de iptidaî Afrika dilleri gibi fakirleştirilmişti. Dilin tahribindeki en önemli hedeflerden birisi de, İslâm medeniyetinin en parlak dönemlerinden olan Selçuklu ve Osmanlı medeniyetine ait kitapların anlaşılamaz hale getirilerek köksüz bir nesil yetiştirmek ve en sonunda da Batı medeniyetine yamayarak, kul ve köle yapmaktı. İşte Risâle-i Nur, böyle bir zamanda kaleme alındı. Elbette Risâle-i Nur’un hedefi dili kurtarmak değil, ehl-i imanın imanını kurtarmaktır. Ancak “dil ve beyan” Rahman Sûresi’nde ifade edildiği gibi en mühim nimetlerden ve vesilelerden biridir ve büyük bir önceliği vardır. Bediüzzaman Hazretleri, dili okullarda tahrip edilerek İslâm medeniyetine ve kavramlarına yabancı hale getirilmiş yeni bir nesil yetişmesine rağmen eserlerini aynı zenginlikteki lisan ile yazmaya devam etti. Risâle-i Nur, “yazıldı ya da kaleme alındı” diyoruz. Ancak inceleyenler onun bir sünûhat ve ilham eseri olduğunu hemen fark edecektir. Eserin müellifi olan Bediüzzaman Hazretlerinde her ne kadar muazzam bir ilim ve hikmet, deha ile ifade edilen bir zekâ, hafıza ve kabiliyetler olmakla birlikte, eserlerdeki ilim ve hikmet ve zamanımız insanının ihtiyacı olan geniş bir sahadaki derinlemesine vukufiyet ve izahlar beşer takatinin üzerindedir. Bediüzzaman Hazretlerindeki bütün bu hususiyetler sünûhat ve ilhama mazhariyet için parlak bir ayna olmaktan başka bir şey değildir. Şüphesiz, bin yıllık medreseleri, mektepleri, kültürü, medeniyeti, dili ve benzeri bütün değerleri ve müesseseleri yerle bir edilen bir millete ve bir nesle; elbette Risâle-i Nur gibi bir külliyat ile imdat etmek Cenâb-ı Hakk’ın rahmet ve hikmetinden uzak değildir. Bu sebeple Risâle-i Nur sadece okunup geçilecek bir kitap değildir. Bir medeniyettir, irfandır, kültürdür, medresedir, mekteptir, üniversitedir ve öğrenilenlerin yaşandığı hayattır. Kur’ân-ı Kerim’in tefsiri olduğu için, hem bir ilimdir, hem bir duâdır, hem bir fikirdir, hem bir zikirdir. Kur’ân-ı Kerim’in her tarafında geçen ve hakikat hazinelerinin bir anahtarı olan Esma-i Hüsna’nın bir talimidir. İki cihan saadetine vesile olacak ilimlerin tahsilidir. Bir mekteptir, bir medresedir, fakat zahirî olarak hocası, sınıfları, mertebeleri ve fakülteleri yoktur. Bu vazifeleri gören hususiyeti ise onun belirli bir silsileyle öğrettiği dilidir, üslûbudur, kavramlarıdır, Kur’ân’dan tereşşuh eden kelâmıdır, terkibleridir. Cemaatteki müzakere, feyiz ve hizmet ile kazandırdığı ihlâs, samimiyet ve sadakattır. Kelimelerin ve manaların hepsi el ile yakalanamaz: kimisi su, kimisi hava, kimisi de ışık gibidir… Risâle-i Nur’da güneş kelimesi çok yerde geçer. Ancak bir sûre ismi olan ve Kur’ân-ı Kerim’de defalarca geçen hatta dört-beş bin yıllık kazılardaki tabletlerde de geçen “şems” kelimesi de zikredilir. Yer kelimesinin yanında “Arz ve Sema’nın Rabbi” olarak ifade edilen hatta Batı dillerinde de, Arapça diyerek kimsenin atmayı düşünmediği “Earth” olarak kullanılan Arz kelimesi de çokça kullanılır. Kur’ân-ı Kerim’de çokça geçtiği ve diğer kelimeler gibi büyük bir derinliğe sahip olduğu için “sema” kelimesi zikredilir. Ancak bir de bakarsınız, ana dili Türkçe olanları bile hayrete düşüren bir kelimenin Sekizinci Söz’de “Kuyunun duvarında ‘göğermiş’ olan o ağacın iki kökü var.” şeklinde kullanıldığını da görürsünüz. Yunus Emre Türkçesindeki “gök ekin”den, gök ve yeşilin yakın manalarda kullanıldığı eski Türkçe’ye kadar gidebilirsiniz. Her kelimenin bir tarihi, bir mazisi ve bir kaynağı vardır. Misaller çoğaltılabilir. Bilindiği gibi Risâle-i Nur’da Kur’ân-ı Kerim’in harika üslûbu incelenir. Onun, küçücük çocukların bile ezberlemekte zorluk çekmediği ve usanmadığı, en ağır hastalara bile ağır gelmeyen okunuşu, ruhlara ve kalblere gıda olan tatlılığı ve harika nüfuziyeti; aynı zamanda serkeş nefis ve inkârcılara karşı ıslâh edici hitabı incelenir. Âyetlerin dizilişi, kelimelerin sıralanması, harflerin ses uyumlarına ve mahreçlerine kadar büyük bir hassasiyet, ilim ve hikmetle yerleştirilmesi gibi mu'cizelerinden bahsedilir. Bunları genç yaşında keşfeden, bilen ve hazmeden ve telifi anında yanında Kur’ân-ı Kerim’den başka bir eser bulundurmayan Bediüzzaman Hazretleri elbette Kur’ân tefsiri olan Risâle-i Nur eserlerindeki ifadelerde ve kelimelerde bu hususlara mazhar olmuştur. Risâle-i Nur’un her bir ifadesinin kalb, ruh akıl ve dimağın en ince zevklerine ve hassasiyetlerine göre kelime kelime, harf harf, nakış nakış dokunduğundan kimsenin tereddütü olmamalı. Her yaştan ve her meslekten milyonlarca insanın defalarca okumalarına ve dinlemelerine rağmen usanmamaları, her defasında yeni yeni şeyler öğrenmeleri Kur’ân-ı Kerim’in bu hususiyetinin tefsirinde de tezahür ettiğinin açık bir delilidir. |
|
Müstakbel cennet gençlerinin genç... |
|
Abdil Yıldırım |
|
|
28 Şubat ve Demirel |
|
Ahmet Said Akgül |
|
|
Önce İftira Ettiler, Şimdi İtiraf... |
|
Davut Şahin |
|
|
Atomların hareketi ve Kuantum Mek... |
|
Halil Akgünler |
|
|
Demokratların ahı mı tuttu? |
|
M. Nureddin Kutan |
|
|
Analarımızı anmak |
|
Mikail Yaprak |
|
|
Hakikat güneşi İslâm “bahane” kal... |
|
Nejat Eren |
|
|
Ayasofya zincirlerinden kurtulmay... |
|
Osman Zengin |
|
|
Futbol Hastalığı |
|
Prof. Dr. Mustafa NUTKU |
|
|
Riyanın mahşerdeki görüntüsü |
|
Süleyman Kösmene |
|
|
Bilmek cehaleti giderir mi? |
|
Şükrü Bulut |
|
|
Güzel düşünen hayatından lezzet a... |
|
Vehbi Horasanlı |
|
Sitede şuan 150 ziyaretçi var.
Önce Kur’ân-ı Kerim′le tanıştı, sonra 17 yaşındayken Müslüman oldu Annemin ve babamın hidayete ermesi için duâ edin
2011 yılı Ocak ayının sonlarıydı. ...Bediüzzaman′ın vefatının 52. yılı münasebetiyle 20 Mayıs Pazar günü Kars’ta “Bediüzzaman Said Nursî’nin Hayatı ve Hedefleri” konulu bir konferans ...
Hiç şüphesiz, peygamberler insanlık semasının yıldızlarıdır. Onlar gönderildikleri toplulukları imana dâvet etmiş, dünya ve ahiret saadetinin ...
“İman”, depolanabilen potansiyel bir enerji kaynağı gibidir. Barajımızın büyüklüğü, santralimizin sağlamlığı, modernliği, bakım ve onarımı çapında ...
“İnsan bir yolcudur; ruhlar âleminden, anne karnından, çocukluktan, gençlikten, ihtiyarlıktan, kabirden, haşirden ve sırattan geçen bir yolculuğu ...
Suriye üzerinde oyunlar devam ediyor. BM “barış plânı”da öngörülen “ateşkes”le yönetimin asker çekme ve muhaliflerin çatışmaları sona erdirme süresi ...
“Suriye’ye müdahâle” taraftarı ülkelerin temsilcilerinin İstanbul’daki toplantılarının sonucu beklenirken, müdahâle ve “tampon bölge”de başrolün ...
DİYANET İşleri Başkanı Mehmet Görmez, Batı’nın farklı dinlerin, kültürlerin birlikte yaşaması konusunda henüz çok tecrübesiz olduğunu belirterek, ...
Üstad Bediüzzaman Hazretlerinin Emirdağ Lâhikası’ndaki bir mektupta ifade ettiği gibi, “ibadete muhtaç veya marifete müştak veya huzur” isteyen ...
Risâle-i Nur Enstitüsü, Bediüzzaman hazretlerinin Rumeli seyahati vesiyesiyle Balkanları şereflendirmesinin ve hayatının gayesi edindiği ...
BOSNA-HERSEK ile Mekke arasındaki yaklaşık 6 bin kilometrelik yolu yürüyerek kat etmeyi hedefleyen Boşnak ekonomi profesörü Senad Haciç, Ankara’ya ...
Kur’ân Sempozyumu, beş masadan oluşmuş, katılımcılar serbestçe müzakerelerini yapıyorlar. Yani kuru kuruya bildiri sunup oturmak ya da gövde ...
Dünya Kuran okuma birincilerinden Abdurrahman Sadien ve İran / Dünya birincisi Ahmet Ebul Kasimi´den Gaziantep´te Esmâ-ül Hüsna düeti.
Güney Afrikalı Abdurrahman Sadien, Gaziantep'de Duha ve İnşirah Surelerini okuyor.
Herbir günah içinde küfre gidecek bir yol var. O günah, istiğfarla çabuk imha edilmezse, kurt değil, belki küçük bir mânevî yılan olarak kalbi ...
Bu kahraman milletin ebedî bir medar-ı şerefi ve Kur’ân ve cihad hizmetinde dünyada pırlanta gibi pek büyük bir nişanı ve kılıçlarının pek büyük ve ...
Ben nasıl sizin meziyetinizle iftihar ediyorum, o meziyetlerden ben mahrum kaldıkça, sizde bulunduğundan memnun oluyorum, kendimindir telâkkî ...
Evet, dünyada en yüksek hakikat, peder ve validelerin evlâtlarına karşı şefkatleridir. Ve en âli hukuk dahi, onların o şefkatlerine mukabil hürmet ...
Dünyada gerçek vahiy olma özelliğini koruyan bir tek kitap vardır, o da Kur’ân-ı Kerim’dir.
Nazil olduğu günden beri, onda ne bir eksiklik ...
Cemil Meriç, ancak hayatının ileri yaşlarında tanıyabildiği Said Nursî’yi böyle tarif etti. Onu, deccal karşısında imanın remzi, işareti; mü’minin ...
Üniversitenin konferans salonu yavaş yavaş dolmaya başlamıştı. Çoğunlukla “katılmazsak hoca yok yazar” korkusuyla gelen gençler, salondaki yerlerine ...
Burada iki gün peşpeşe okuyacağınız konuyu daha evvel "Günün Tarihi" vesilesiyle işlemiştik. Şimdi ise, aynı konuyu altı aydan beri sürdürdüğümüz ...
Asrımızdan itibaren kıyamete kadar olan bütün zamanları nurlandıran ve Kur’ân’ın manevî bir mu’cizesi olan Risâle-i Nur, bilhassa günümüz insanı için ...
Risâle-i Nur Külliyatı’nda dikkat çeken bahislerden birisi de ‘Yedinci Söz’dür.
Yedinci Söz, bir insan için en temel esaslar olan Allah’a ve ahirete ...
Sual: “Şuâlarda nelerden bahsedilir? Çok kısa şekilde özetlemek mümkün müdür?”
Şuâlar; Tevhid ve Vahdaniyet merkezli Risâle-i Nur eserleri içerisinde, ...
Hayatının son otuz beş senesini "eşedd–i zulüm ve istibdat" altında geçiren Bediüzzaman Said Nursî, aynı zamanda daimî bir tarassut ile takip ...
Bu seneki buluşmasını İstanbul’da gerçekleştirmeye hazırlanan Doğu-Batı Kardeşlik Platformunun geçen yaz Ankara’da yapılan toplantısında “Kürt ...
Hayat hızla akıp giderken hatıraları bırakıyor bizlere.
İşte Halil Alparslan Ağabey de bu hatıralar ile yaşayan bahtiyarlardan.
Küçük yaşlarda Üstadı ...
Bediüzzaman araştırmaları kapsamında, Şark bölgelerimizde yaptığımız seyahatler sırasında yolumuz Hizan’a düşmüştü.
Hizan, Bediüzzaman Hazretlerinin ...
Yapılması gereken, demokrasi ve özgürlüklerin geliştirilmesi
“KÜRTLÜK DÂVÂSI PEK MÂNÂSIZ BİR İDDİADIR”
Bediüzzaman 17 Mart 1920’de 461 ...
‘Türk pederlerimize kuvvet ve cesaretimizi hediye edelim’
“‘KÜRDÎ’ TÂBİRİ ADÂLETİ ŞAŞIRTMAK İÇİNDİR”
Çoluk-çocuk demeden, masum insanları acımasızca katleden Ermeniler, Bediüzzaman ve talebelerini görünce deliye dönüyorlardı.
“Kaçın… ...
-Bediüzzaman’dan Bir Eğitim Kuralı-
İnsanın en birinci üstadı ve tesirli muallimi,
onun validesidir.
Gözlerime inanamıyorum diye ...
Hayatı boyunca İslâm’ı ve İslâm’a hizmeti şiar edinen, 20. Asrın “Ekmeksiz yaşarım fakat hürriyetsiz yaşayamam” diyen özgürlükçü insan Bediüzzaman ...
DİCLE Üniversitesi Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Himmet Uç, Allah’ın Hz. Mevlânâ ve Bediüzzaman Said Nursî gibi sevdiği kulları seyahat ...
Arş-ı A’lâ titremişti yerinden
Bir ses çıktı “Nur” dedi, derinden.
Kur’ân ve İman için ne gelirse elinden
Sen Nurların fatihisin Üstadım.
İmanın ...
Hasretin çarpar yüreğime gizlice
Issız yollarından, yüce dağlarından
Bir selâm bekler mor ufuklarından
Yollara düşmüş Nur postacılarından
Yamaçta ...
Bir Said’i milyon Said eyledin,
Vicdanları Hakka âid eyledin,
Fıtratları Nura müsaid eyledin,
Seninle düzelir her türlü umur,
Mehdi-yi azamsın Risâle-i ...
Rabbim razı olsun “Yeni Asya”mı kuran Z. Gündüzalp’ten
Ben bu sayede Nurları pek çok sevdim cânı yürekten
Tanıdığım herkes 70’den beri “Yeni Asya”mdan ...
Elhamdülillah nasip oldu, bu hafta da yeni bir kitapla huzurlarınızdayız: “Said Nursî ve M. Kemal…”
Gazetemiz başyazarı ve genel yayın müdürü Kâzım ...
“Hakikî demokrasi” İslâm’da mevcuttur
Yanlış zanların aksine, “demokrasi”nin en saf ve problemsiz hâliyle İslâm’ın özünde var olduğunu gösteren, çok ...
Siz bir kitabı dokuz ayda üç defa okudunuz mu hiç?
Abdurrahman Ağabeyin (Üstadın yeğeni) yazdığı Üstadın küçük tarihçesini, Eşref Edip’in yazdığı ...
“BAHAR dalı, sümbül, gelincik, menekşe, çiğdem, nergis, zambak, leylak, açelya, şebboy, nur-u saadet… Veya güzelliği, zarafeti, asaleti, ihlâsı, ...
Lütfen imla kurallarına uyalım, sadece BÜYÜK harflerle yazılan yorumlar yayınlanmaz.
Mesajınız editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır.