Kur’ân’dan yansıyanlar

Kur’ân’ın manevî iklimi ruhları tayerana, gönülleri cûş u hurûşa getirirken bir esinti bahşeylesin Yaradan.

Solgun yüzler kaldırsın başını, mest haliyle baksın. Mahzun gönüller kalplerini nur-u Kur’ân’a açmış şekilde uyansın. Bedbin bakışlar ümitle ışıldasın, gözlerini ufka kaldırsın, mutlulukla, sürurla ağlasın, çağıldasın.

Kur’ân şu kâinatın kalbi, nuru, ruhu… Üstadımın veciz ifadelerinde beyan buyrulduğu üzere, “Kur’ân şu kitab-ı kebir-i kâinatın bir tercüme-i ezeliyesi.. Ve âyât-ı tekviniyeyi okuyan mütenevvi dillerinin tercüman-ı ebedisi.. Ve şu âlem-i gayb ve şehadet kitabının müfessiri..” ila ahir..

Katarâtının damla damla ruhlara sindiği, kalpleri bezediği Kur’ân, kâinatı önümüze bir kitap gibi açarken, bizden de bakmamızı istiyor. Sükûnetiyle sükûn, müjdesiyle müteselli, tenbihleriyle ders almamızı talep ediyor. Kâinatı, zerreleri, hücreleri, yaş ve kuru ne varsa her şeyi sunuyor gözümüze. Biz O’nun dağlardan, güneşten, yıldızlardan bahseden, en mu’cize- vî haliyle hayatımıza giren âyetlerini okuyup tefekkür iklimiyle kanatlandığımızda binlerce sayfa açılıyor önümüzde. Sanki efsunlu bir bineğe binmişiz, gökyüzünün bütün burçlarında seyahat ediyoruz gibi. Her şeyi görüyor, biliyor, dokunuyor, hissediyor ama anlatamıyoruz gibi. Önümüzde ruhsuz gördüğümüz her bir mevcud hayatlanıyor, kanatlanıyor ve biz onları soluksuz seyrediyoruz gibi…

Hani Bediüzzaman Âyet-ül Kübra’sıyla, 32. Sözüyle kâinattaki vahdaniyet zincirini elimize verir, verirken de her şeyi hayatlandırır, sağlamasını yapar ve önümüze koyar ya.. Öyle işte. Kendinizi kitap okuduğunuz yerden soyutlar, bir laboratuvarda Üstadın etrafındaki talebeler gibi hisseder ve sanki Üstad deney yapıyor, siz de bu deneyin nasıl yapıldığını, sonuçlarını izliyormuşsunuz gibi hissedersiniz ya.. O kadar içindesinizdir, o kadar birlikte.. İşte tam da burası, Kur’ân’ın çağırdığı meclis, gösterdiği meşale…

Kur’ân bizi bizden koparmıyor, bize kendimizi anlatıyor. Ruhumuzu, yapımızı, yaratılışımızı… O yüzden ünsiyet ettiğimiz, alışık olduğumuz, gördüğümüz ne varsa bize onlardan örnek veriyor, kıyaslamalarını yine bildiğimiz kıstaslarla yapıyor. Üstadımın tabiriyle “insanı büyütsen kâinat, kâinatı küçültsen insan” olduğu gibi, insan Kur’ân’la mezcolursa kâinatla da mezcolmuş oluyor aynı zamanda.

Kur’ân’ın ahlâkı dediğimiz za- man başka bir ahlâktan, yaşayıştan bahsetmiyor bize. Aslında kendimizden, bize ait değerlerden ve bizi kâinatla birleştiren, bütünleştiren kılcallardan söz ediyor. Hz. Aişe annemize Efendiler Efendisi’nin (asm) ahlâkı, yaşayışı nasıldı diye sorulduğunda “O’nun ahlâkı Kur’ân ahlâkı idi” buyuruyor ya.. İşte öyle bir bütünlük, yücelik ve insicam…

Kendinde olan meziyetleri kâinattaki uçlarla birleştiren insan, insanlığını unutabilir mi? Üzerinde tecelli eden Esma-i Hüsna kılcallarını, kâinattaki vahdaniyet zincirine tutturabilen, Kur’ân ahlâkından kopabilir mi? Hani hep soruyoruz ya kendimize. Merhametimiz, vicdanımız nereye gitti, niye taş kesildik diye. Kâinatla, Kur’ân’la bağını koparan bir mü’min sımsıcak kalabilir mi? Merhamet, vicdan, sevgi sıcaklıktır. Kâinattan, Kur’ân’dan elini gevşetmeyen, bu sıcaklıktan her an hissedardır.

Üstadım ne güzel söyler:

“Mevcudiyetimizin hamisi olan İslâmiyetten elini gevşetme. Yoksa mahvolursun.”

Bu sıcaklığı elimizde tutabildiğimiz, kalbimizde yandırabildiğimiz ölçüde ahlâkımıza yansıyacak, dav- ranışlarımıza etki edecektir. Ama Kur’ân’la bağını koparan aynı zamanda kendiyle de bağını koparacak, ısıtıp ışıtamayacaktır.

Kur’ân bu asrın ve her asrın Müslümanlarından kâl, hâl ve ef’aliyle temsil edilmek ister. Sadece lâfza münhasır kalan, kulakta bitecektir. O yüzdendir ki;

“Eğer biz ahlâk-ı İslâmiyenin ve hakaik-ı imaniyenin kemâlâtını ef’alimizle izhar etsek, sair dinlerin tabileri elbette cemaatlerle İslâmiyete girecekler; belki küre-i arzın bazı kıt’aları ve devletleri de İslâmiyete dehalet edecekler” der Bediüzzaman. (Hutbe-i Şamiye, s. 28)

Kur’ân’ı kalbimizde hissedip hâlimizde yaşamamız ümidiyle…

Havva Küçük Konur

YAZDIR

BENZER KONUDA MAKALELER:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*