La Fontaine’den, Yanlış Mesajlar

Bundan önceki bir yazımda, La Fontaine’in “Ağustos Böceği ile Karınca” masalının yanlışlarından bahsetmiştim.

Yıllar önce de İstanbul’da Cağaloğlu’ndaki bir kitapçıda görüp aldığım, fakat ayni yazarın “seçilmiş masalları” olduğu kitabın isminde yazılı olduğu halde, yanlış mesajlar verdiği diğer bazı masallarını okuyunca, Zafer Dergisi’ne aşağıdaki yazımı göndermiştim.

“La Fontaine’den Seçme Masallar”da böyle mesaj yanlışlıkları olunca, onun “seçme olmayan masalları”nın mesajlarında, tenkit edilecek daha büyük yanlışlar da mutlaka bulunabilir.

…………………………………………………………………………………………………..

MASALLARDAN “SAÇMALAR”

Yetişkinlerin, hakikat olduğuna ihtimal vermedikleri beyanlar için:

“-Masal anlatma!” ikazını kullanmalarına rağmen, masalları onlar da dinlemekten çoğu zaman zevk, bazen de ders alıyorlar.

Çocuklar ise, yetişkinlerin aksine, gösteriş ve riyadan uzak:

“-Masal anlat..” diyerek, büyüklerini sıkıştırıyorlar.

İnsanlık tarihi boyunca masallar, insanların küçüğüne de büyüğüne de birşeyler verdiği için, masallar hakkında da birşeyler söylenmesi icap ediyor.

Masal deyince, aklımıza gelen ilk isimlerden biri de La Fontaine’dir. Aslında La Fontaine , 1621-1695 yılları arasında yaşamış bir Fransız şairidir. Kendinden çok önce yaşamış olan Yunan Ezop’un takipçisidir, fakat Ezop’tan daha meşhur olmuş, “Hayvan Masalları” türündeki şiirleri, birçok dile ve Türkçe’ye çevrilmiştir. *

“Masalla karışınca, nasihat bile dinlenir.” diyen La Fontaine , masallarının baş ve son kısımlarında nasihatlar vermiştir. Ancak bu nasihatlarında ve anlattığı kıssalardan çıkardığı hisselerde, hakikî bir mürşid vasfına sahip olmadığı ve sağlam kaynaklara dayanmadığından, tamamen yanlış hükümlere yol açabilmektedir.
Mesela, “Küçük Balıkla Balıkçı” adlı masalının sonunda, kıssadan hisse ve nasihat olarak söylediği:

“Eldeki ‘bir’,
Gelecek ‘iki’den iyidir.”

sözü, bir hakikat formülü olmaktan kesinlikle uzaktır ve insanlara, aslında kontrol altına almaları icab eden bir zaafları olan “peşin”i istemeyi telkin eder. Dinî bakımdan dünya nimetleri “eldeki”, âhirette verileceği vaad edilenler ise “gelecek” olduğu için; “Dünya âhirete tercih edilir (!)” şeklinde çok yanlış ve çok tehlikeli bir hükme yol açabilir!. Bu masalların aynen tercümesi ise, yavrularımız için mânevî bir zehir niteliğinde olmaktadır.

La Fontaine, “Domuz, Keçi ve Koyun” adlı masalının sonunda yine “gelecek”ten bahsediyor ve yanlış hükme sevk etmek ihtimali fazla olan bir nasihat (!) daha veriyor:

“Ne yakınmak, ne de korkmak
Değiştiremez geleceği.
Bu durumda ilerisini düşünmemek
En akıllıca davranış olsa gerek.”

Evet, ilerisini hiç düşünmemek ve üstelik de bunu en akıllıca davranış olarak nitelendirmek, insanlık için gerçek bir yüzkarasıdır.

Çünkü, ilerisini düşünmek, insanın en başta gelen vazifelerinden biridir. İlerisini düşünmeyen bir insanda “Âhirete iman” bulunmaz; böylesi, hem kendisinin hem de -manevî bir zehir gibi– içinde yaşadığı cemiyetin düşmanıdır.

Bizzat La Fontaine’in kendisi de, başkalarına tavsiye ettiği gibi, ilerisini düşünmeden yaşamışsa, herhalde şimdi bulunduğu âlemde pişman olmuş ve “En akıllıca davranış” olan ilerisini düşünmenin ehemmiyetini, kendisi için “iş işten geçtikten sonra” anlayabilmiştir.

La Fontaine’in diğer bir masalı olan “Şarlatan”daki:
“On yılda kim kalır, kim kalmaz, hiç belli olmaz!
Bezmemeli insan hayattan,
Yemeli, içmeli, neşelenmeli,
Hiç on yıl beklenir mi?
Ömür önceden hesaplanmaz ki…?”

mesajının, bilhassa çocuklara ve gençlere hayat yollarını çizmek mevzuunda verebileceği zararın tartışılması icab etmez mi? Ömrün önceden hesaplanamamasının, yâni ecelin gizli olup ölümün her an gelmek ihtimali bulunmasının insanı sevk edeceği davranış şekli, acaba hiçbir şeyi düşünmeden yemek, içmek ve neşelenmek mi olmalıdır? Bunlar, her insan için mukadder ve her an gelebilmesi mümkün olan ölüm hadisesinin hakikati karşısında, insanın gösterebileceği en ideal davranışlar mıdır? “Ömür önceden hesaplanamaz” olduğu için, insanın asıl yapması icab eden şey, hakikatlere gözünü kapayarak yiyip içmek değil; her an sona erebilecek ömrünü, hakikî bir insanlığın mesuliyet şuuruyla yaşayabilmek ve ölüm kapısından geçerek girilecek ebedî âlemler için hazırlıklı olabilmektir.

“Def-i şer, celb-i nefye racihtir” (Yani, zararın giderilmesi, faydanın elde edilmesine tercih edilir) kaidesine göre de meseleyi değerlendirdiğimizde, temyîz kabiliyeti kâfi derecede inkişaf etmemiş, doğruyu ve yanlışı layıkiyle birbirinden ayıramayanların, yukarıda birkaç misalini tahlîle çalıştığımız La Fontaine masallarındaki mesajları, İslamî hakikatların mehenk taşına vurup değerlendirmeden kör bir batı hayranlığı ile almalarının zararını, her halde daha fazla açıklamaya pek ihtiyaç yoktur.
————————————————————————
* La Fontaine’den Seçme Masallar, İnkilap ve Aka, 1976

YAZDIR

BENZER KONUDA MAKALELER:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*