Mehdi (as) ne zaman zuhur edecek?

Mehdi, Deccal, Süfyan, Nüzul-u İsa (as) gibi kıyametin büyük alametleri arasında sayılmıştır. Yani Mehdi İslam adına en mühim vazifeyi yapacak son kişidir. Artık Mehdiden sonra yeni bir müceddit gelmeyecek ve Mehdinin vazifesi sona erdiğinde ise kıyamet gelecektir. Bir çok kaynakta ümmet-i Muhammedin (as) bin beş yüz yıl civarında bir ömür süreceği ifade edilmektedir. Bu nedenle kıyamet de bir ölçüde bu yıllara yakın bir tarihte vuku bulacak demektir. Onun için Mehdinin çıkış tarihi de kıyametin geri dönüşü olmayan başlangıç tarihi olarak ifade edilebilir.

Peki Mehdi ne zaman çıkacak?

İslam alemi adına en son vazifeyi ne zaman icra etmeye başlayacak?

Bu sualin cevabı hadis-i şerif kitaplarında çok açık ve net olarak verilmiş. Kıyamet alametleri ile ilgili yazılmış herhangi bir eserde bu sualin cevabını kolaylıkla bulabiliriz.

İşte onlardan birisi:

“Beni Hak ile baas eden Allah’a yemin ederim ki, şu ümmetin Mehdi’si Hasan ve Hüseyin’dendir. Dünya hercümerc içinde kaldığında, fitneler zuhur ettiğinde, yollar kesildiğinde, bazıları bazısına hücum ettiğinde, büyük küçüğe merhamet etmediği, büyük büyüğe vakarlı davranmadığında; Allah, bu sırada, onlardan adavetin kökünü kazıyarak dalalet kalelerini feth edecek ve evvelce Benim ayakta tuttuğum gibi, ahir zamanda, dini ayakta tutacak, önceden zulümle dolu olan dünyayı adaletle dolduracak birini gönderecektir.” 1

Benzer tarzda başka hadisler de mevcut.

Bu ve benzeri hadisler mehdinin çıkma zamanına çok ilginç bir şekilde dikkat çekiyor:”Dünya hercümerc içinde kaldığında, fitneler zuhur ettiğinde, yollar kesildiğinde, bazıları bazısına hücum ettiğinde…”

Yine diğer bazı hadislerde, “Yeryüzü zulüm ve düşmanlıkla dolduktan sonra,… O daha önce zulümle dolu olan dünyayı…” tabirleri ile mehdinin zuhur zamanına dikkat çekilmiş.

Şu hadis de oldukça dikkat çekicidir:

“Ahir zamanda ümmetimin başına, sultanlarından şiddetli belalar gelir, öyle ki yerler Müslümanlara dar gelir. O zaman Allah, daha önce zulümle dolu olan dünyayı adaletle dolduran Benim soyumdan birisini gönderecektir.”2

Mezkur hadislerden anlaşıldığı üzere Mehdi, İslam aleminin tümden sıkıntıya girdiği, zulümlerin her yeri kapladığı, fitnelerin bir yağmur gibi ümmetin üzerine yağdığı, ümitlerin kesildiği, büyük kayıpların yaşandığı, maddi ve manevi tıkanıkların had safhaya vardığı bir zaman ve zeminde zuhur edecek.

Risale-i Nurda da bu mezkur hadislerden ilhamla benzer tanımlamalar yer alır.

İşte onlardan bazıları:

“Şu asr-ı felâket ve helâketin en büyük musîbeti olan ve dinsizliğe giden medeniyet-i sakîmenin iç yüzünü ve yüzündeki peçeyi ve Cehennemnümûn mâhiyetini, hüdâ-i Kur’ânî ile muvâzene sûretiyle açar, gösterir.” 3

“Ey felaket, helaket asrının adamı, senin de reyin var, fikrini beyan et!” 4

“Cenab-ı Hak; kemal-i rahmetinden, Şerîat-ı İslamiyenin ebediyetine bir eser-i himayet olarak, herbir fesad-ı ümmet zamanında bir muslih veya bir müceddid veya bir halife-i zîşan veya bir kutb-u a’zam veya bir mürşid-i ekmel veyahut bir nevi Mehdî hükmünde mübarek zatları göndermiş; fesadı izale edip, milleti ıslah etmiş; dîn-i Ahmedîyi (a.s.m.) muhafaza etmiş. Madem adeti öyle cereyan ediyor; ahirzamanın en büyük fesadı zamanında; elbette en büyük bir müçtehid, hem en büyük bir müceddid, hem hakim, hem Mehdî, hem mürşid, hem kutb-u a’zam olarak bir zat-ı nuranîyi gönderecek ve o zat da, Ehl-i Beyt-i Nebevîden olacaktır.”5

Bu ifadelerden anlaşıldığı üzere Mehdi, ümmetin toptan sıkıntıya girdiği, büyük musibetlerle yüz yüze kaldığı, fitne fesadın her tarafı sardığı bir an ve zamanda çıkıp fesadı izale edip din-i hakkı tekrar ihya edecektir.

Bu dehşetli zamanın hangi tarihlere denk geldiği ise yine Risale-i Nurda şöyle teşhis ve tespit edilmiş:

“Âlem-i İslâm için en dehşetli asır, altıncı asır ile Hülâgû fitnesi ve on üçüncü asrın âhiri ve on dördüncü asır ile Harb-i Umumî fitneleri ve neticeleri olduğu münasebetiyle, bu cümle makam-ı ebcedî ile altıncı asra ve evvelki cümle gibi الْعَزِيزِ الْحَمِيدِ kelimeleri ile bu asra, Sultan Abdülaziz ve Sultan Abdülhamid devirlerine îma eder.” 6

Mezkur ifadeye göre İslam alemi çok büyük iki musibet devri yaşamış.

Birincisi altıncı asır.

Bu asır hicri olarak altıncı asra denk gelirken, miladi olarak bin iki yüz yıllarına denk gelmektedir. Bilhassa 1206 yılında kurulan Moğol devleti Cengiz komutasında İslam alemine çok büyük sıkıntı vermiştir. Bilhassa tarihin yazdığı en dehşetli zalimlerden birisi olan Hülagu, Abbasi devletini yıkarak İslam birliğini bozmuş ve binlerce Müslümanı şehit ederek zulmünü kanla tescil ettirmiştir. Gerçekten de Cengiz- Hülagu komutasındaki Moğol ordusu tarihte görülmeyen bir yıkım ve zulüm yapmıştır. Sadece Bağdat’ta şehit edilen insan sayısı iki yüz bini geçmiştir. Tarihçilerin bildirdiğine göre bu iki zalim şahsın temsil ettiği o zalim ve melun ordu kırk milyondan fazla kişinin öldürülmesine sebep olmuşlar. O zamanki dünya nüfusunun 400-500 milyon civarında olduğu düşünülürse neredeyse dünyanın onda birini öldürüp tüm medeni dünyayı yüz yıl civarında bir süre ile baskı altında tutmuşlar. Yaptıkları bu zulüm ve zorbalık ile Yecüc Mecüc neslinin bir devamı olduğunu göstermişler. Tarih kitaplarına müracaat ediliğinde bu zalimler hakkında daha detaylı bilgi el edilebilir. İşte Nurlarda, “Âlem-i İslâm için en dehşetli asır, altıncı asır ile Hülâgû fitnesi” ifadesi ile bu dehşetli fitneye dikkat çekilmiş.

İslam alemi Abbasi devletinin yıkılması ile bir süre fetret devri yaşasa da önce Selçuklular, ardından 1299 yılından itibaren Osmanlı Devleti İslam sancağını dalgalandırmaya devam etmişler. Ta ki 1922 yılında resmen son bulana kadar. İşte şanlı Osmanlı Devletinin yıkılması da Nurlarda, “ Âlem-i İslâm için en dehşetli asır, altıncı asır ile Hülâgû fitnesi ve on üçüncü asrın âhiri ve on dördüncü asır ile Harb-i Umumî fitneleri ve neticeleri olduğu münasebetiyle…” işaret edilen 13. asrın sonu ile 14. asrın başlarına tekabül eden zamanlardır.

Hicri 13. asrın sonu miladi takvime göre 1800 yıllarının son tarihlerine, 14. asrın başı ise 1900 yıllarının ilk zamanlarına denk gelmektedir. İşte İslam aleminin başına gelen en dehşetli olaylar bu zaman diliminde meydana gelmiştir. Bu tarihleri biraz olsun genişletecek olur isek 1850 ile 1950 yılları arasında tarihte benzerine rastlanmayan dehşetli hadiseler zuhur etmiş İslam ve insanlık dünyası bu olaylardan çok büyük zararlar görmüştür.

Şimdi bu noktada bu yüz yıllık dilim içinde meydana gelen olaylara kısaca bir bakalım.

Birincisi içtimai ve siyasi olaylar:

1- 1800 yıllarının başından itibaren Avrupa’da yaşanan sanayi devrimi ile batı ülkelerinin çok büyük maddi güç elde etmeleri. Batıdaki gelişmelerin aksine Osmanlının bu gelişmeye ayak uyduramayarak oldukça geri kalması.

2- 1850 yılları sonrasında batılı devletlerin yüksek teknoloji ile elde ettikleri gücü İslam alemi aleyhine kullanmaya başlamaları ve emperyalist saikle zengin yer altı kaynakları olan Orta doğuya göz dikmeleri ve İslam dünyasının hilafet merkezi olan Osmanlıyı yıkmak istemeleri.

3- 1877-78 yıllarında yaşanan Osmanlı- Rus harbi. Meşhur 93 harbi yani. Bu harp Osmanlı devletine çok büyük zarar vermiştir. Belkide Osmanlının yaşadığı en büyük felaketlerden birisi bu Rus harbidir. Sonrasında Abdülhamit han ile başlayan devirde her ne kadar çok fazla toprak kaybı yaşanmasa da Padişahın tahttan indirilmesi sonrasında yıkım süreci başlamıştır.

4- 1912-13 yıllarında yaşanan Balkan Savaşları Osmanlı için, Hilafet merkezi için geri dönülemeyen sonun başlangıcı olmuştur. Bu yıllarda tecrübesiz kişilerin eline geçen yönetim çok büyük hatalar yapmış ve neredeyse tüm Balkanlar kaybedilmiştir.

5- Birinci dünya savaşı. Hem İslam alemi , hem de insanlık alemi için en dehşetli olaylardan birisi bu harptir. On milyon insanın doğrudan, yüz milyondan fazla kişinin de dolaylı yönden hayatını kaybettiği en büyük musibetlerden birisi bu 1. Dünya savaşıdır.

6- İstiklal Harbi ve şanlı Osmanlının yıkılışı, Hilafetin sona ermesi. Birinci Dünya Savaşının belki de en acı neticesi Osmanlı devleti ile birlikte Hilafet saltanatının sona ermesi olmuştur.

7- İslam ülkelerinin Batı devletleri esaretine girmesi.

8- İkinci Dünya Savaşı. Bu savaş da her ne kadar perişan olmuş olan İslam dünyasına çok fazla zarar vermese de, insanlık için çok büyük bir yıkım olmuştur. Japonya, Çin ve Rusya’dan tut, tüm Avrupa ülkeleri ile birlikte ABD de savaşa dahil olmuş, neticede milyonlarca insan hayatını kaybetmiş ve neredeyse bir milyarın üstünde bir nüfus doğrudan etkilenmiş. O zamanki nüfusun yaklaşık 2.5 milyar civarında olduğu göz önüne alınır ise bu musibetin ne kadar büyük ve dehşetli olduğu kolayca görülür.

9- 27 yıllık Tek Parti İdaresi: Ülkemiz ve İslam alemi için belki de en büyük musibet bu olmuştur. 1923 yılında başlayan ve 27 yıl devam eden Tek Parti devrinde çok ağır baskılara maruz kalan ülke insanı, uzun yıllar inancından uzak yaşamaya zorlanmış, ancak 1950 sonrasında biraz olsun bu baskılardan kurtulabilmiştir.

10- Rusya’da ve Çin’de sosyalist düzenin iş başına geçmesi ve komünist ideolojinin, gerek dünya, gerekse İslam alemini tehdit etmesi.

Bu saydıklarımız içtimai ve siyasi sahada yaşanan sıkıntılar.

Öte yandan fikir ve inanç sahasında da dehşetli hadiseler yaşanmıştır 1850-1950 yılları arasında. Bilhassa İslam dünyasında batıdan gelen ve ilim ve fen kisvesi giymiş dinsizlik akımlarına karşı yeterli bir ilmi ve fikri bir cevap verilememesi musibetin boyutlarını daha dehşetli bir hale getirmiştir.

Bu dinsizlik cereyanları ise şunlardır:

Tabiatçılık ve tesadüfçülük ve materyalizm.

Bu dinsizlik akımları ise bilim ve fen dünyasında Darwinizm, siyasi ve içtimai sahada ise Sosyalizm görüntüsü altında kuvvet bulmuş ve milyonlarca insanın inancını kaybetmesine yol açmıştır. Bilhassa 1917 Bolşevik devrimi ile güç bulan bu akım koca Rusya ve Çin’i yutmuş, dünya devletlerine çok büyük sarsıntılar vermiştir. İnsanlık alemi için belki de gelmiş geçmiş en dehşetli musibet bu sosyalist hareket olmuştur. Bu nedenle Nurlarda büyük deccal olarak tanımlanmıştır.

Darwinizm, tabiatçılık, maddecilik, sosyalistlik gibi dinsizlik akımlarının başta ülkemiz olarak tüm İslam dünyasını da etkilemiş olması ayrı bir dehşetli musibet ve felaket olarak tanımlanabilir.

Tüm bu bilgiler ışığında diyebiliriz ki İslam alemi için en dehşetli zaman 1900 yılları sonrası, bilhassa Osmanlı devletinin yıkılışı, Hilafetin son bulması tarihidir. Şayet bir mehdi gelecekse, ki geleceği katidir, o tarih bu yıllardır. Çünkü en dehşetli, en karanlık zamanlar bu tarihlerde başlamıştır Alem-i İslam için. Yani mehdinin 1900 yılları sonrasında zuhur etmesi aklen ve naklen makul ve kabul edilebilir tarihtir. Naklen mümkün, çünkü, Hadis-i Şeriflerde ifade edilen dehşetli musibet ve karanlık zamanlar işte bu zamanlardır. Aklen de mümkün, çünkü bu kadar dehşetli ve sıkıntılı zamanlarda cemiyete ümit verecek bir zatın çıkması aklın ve hikmetin gereğidir. Mesela günümüz ile basit bir kıyas yapsak dahi mehdinin asrın başında çıkması daha akılcı gözüküyor. Kıyamete yaklaştığımız şu günlerde mehdi beklentisi içinde olan kardeşlerin biraz daha dikkatli düşünmelerinde fayda var, diye düşünüyoruz.

Dipnotlar:
1- Ahir zaman Mehdisinin alametleri, Celaleddin Suyuti, s. 6
2- a.g.e, s.8
3- Lemalar, s. 379
4- Tarihçe-i Hayat, s. 117
5- Beyanat ve Tenvirler, s.291
6- Şualar, s.879

Benzer konuda makaleler:

image_pdfimage_print

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*