Mehmet Akif: En büyük âlim odur ki; İşaratü’l-İ’caz’ı anlasın…

27 Aralık 1936’da ebediyete uğurlanan ve vefatının 80. yılında rahmet ve dualarla hatırladığımız “Vatan Şairi” ve “Milli Şair” unvanları ile de anılan Mehmet Akif Ersoy’un Büyük İslam Alimi Bediüzzaman Said Nursi ve Kur’an-ı Hakim’in hakikatli ve nurlu bir tefsiri olan Risale-i Nur Külliyatı ile ilgili değerlendirmeleri Risale-i Nur’un muhteva ve mesajının anlaşılması noktasında oldukça önem taşımaktadır.

Konuyla ilgili olarak Yeni Asya Genel Yayın Müdürü Kazım Güleçyüz’ün kaleme aldığı yazıyı istifadenize sunuyoruz:

Gayrimünteşir Emirdağ mektuplarından birinde Üstad İşaratü’l-İ’caz’dan bahsederken, Âkif’in bu eserle ilgili dikkat çekici bir beyanını da naklediyor. Birlikte okuyalım:

“Mübareklerin Medresetüzzehra namına bu defa bana getirdikleri Nur hediyeleri içinde merhum şehit Hafız Ali’nin mahsus nüshasını, İşaratü’l-İ’caz tefsirinde Hafız Ali’nin tevafukat-ı harfiyesine dair çok güzel tevafukatlı işaret etmiş, o tefsiri benim çok hoşuma geldi ve herşeyi bıraktım, onu mütalâaya başladım.

“Gördüm ki: İşaratü’l-İ’caz umum Risale-i Nur’un bir fihristesi, bir listesi ve o Nur bahçesinin bir fidanlığı ve sırr-ı i’caz-ı Kur’an’ın bir menbaı olduğunu gördüm. Gayet ince ve derin olduğu için şimdiye kadar âlimler pek azını anlamışlardı. Fakat kimin eline geçmiş ise fevkalâde takdir etmiş ve ‘emsalsiz’ demiş.

“Hattâ Darülhikmet’te merhum şair Mehmed Âkif demiş ki: ‘En büyük âlim odur ki, bu tefsiri anlasın; değil ki emsalini yapabilsin.’ Hakikaten ben de merhum Mehmed Âkif gibi derim: Dehşetli eski harp içinde avcı hattında, bazan da at üzerinde îcazdaki i’cazın en ince münasebatını görmek, onlarla tam meşgul olmak ve koca dehşetli harbin tehlikesi onu müşevveş etmemek ve incimad derecesindeki soğuk içinde avcı hattında o incecik i’caz münasebetlerini herşeyden daha ehemmiyetli görmek, Eski Said’in hakikaten hizmet-i Kur’aniyede harika bir fedakârlığıdır. Hattâ Yeni Said’in 30 sene bu acib zamanda gazeteleri okumamasını ve 10 sene ikinci harbi bilmemesini, sormamasını ve idam niyetiyle hapisliğinde Kur’an esrarını yazmaktan vazgeçmemesini ve bütün tehlikeleri hiçe saymasını; o Eski Said’in ilmî ve manevî fedakârlığını, Yeni Said’in bu 30 senedeki fedakârlığından daha harika gördüm.”

***
Bu vesileyle, Sözler’in sonunda okuduğumuz Konferans’ta geçen şu cümleyi de hatırlayalım:

“Büyük şairimiz, edebiyatımızın medar-ı iftiharı merhum Mehmed Âkif, bir üdeba meclisinde, ‘Victor Hugo’lar, Shakespeare’ler, Descartes’lar, edebiyatta ve felsefede Bediüzzaman’ın bir talebesi olabilirler’ demiştir.”

***
Ve Eşref Edib’in şu cümlelerini de:

“Üstadla tanışmamız kırk seneyi geçti. O zamanlar hemen her gün idarehaneye gelir; Âkif’ler, Nâim’ler, Ferid’ler, İzmirli’lerle birlikte saatlerce tatlı tatlı musahabelerde bulunurduk.”

BENZER KONUDA MAKALELER:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*