Mevlânâ Hâlid’den bir asır sonra gelecek Zat

Bedîüzzamân Saîd Nursî ve Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî Hazretleri’nin Tarihçe-i Hayat’ları incelendiğinde, karşımıza çok önemli benzerlikler ve tevafuklar çıkar.

Hazret-i Mevlânâ Hâlid 1193’te dünyaya gelmiş; Üstâd Bedîüzzamân Hazretleri ise, 1293’te. Tam Mevlânâ Hâlid’in yüz senesi hitam bulduktan sonra dünyaya gelmiş. Bundan başka birkaç noktadan da “bir asır sonra” iki şahsiyetin hayat devrelerinde yine önemli tevafuklar vardır.

Meselâ: Mevlânâ Hâlid Hazretleri idarecilerin tahkikatı üzerine 1238’de (1823) Bağdat’tan ayrılıp Şam’a yerleşmiş; Bedîüzzamân Hazretleri ise yine yüzyıl (bir asır) sonra 1338’de (1923) Ankara’dan ayrılıp Van’da inzivaya çekilmiştir. Ayrıca Mevlânâ Hâlid’in 1224’te (1807) Hindistan’a gidişi ile Bedîüzzamân Hazretleri’nin 1324’te (1907) İstanbul’a gidişindeki tarihi tevafuk da manidârdır. Diğer yandan Mevlânâ Hâlid Hazretleri’ne Bağdat Valisi İbrahim Paşa tarafından müderrislik, Bediüzzaman’a da Ankara’ya dâvet edilerek milletvekilliği, Şark Umûmî Vaizliği teklif edilmiş, ancak her ikisi de bu resmî görev tekliflerini kabul etmemişlerdir.

Bu tevafuklar da gösteriyor ki Mevlânâ Hâlid’den tam “bir asır sonra” Bedîüzzamân Hazretleri dünyaya gelmiş olup “bir asır sonra gelen ve asırlardır muntazır kalınan zat” unvanına sahip olmuştur. Ayrıca Mevlânâ Hâlid’in bir talebesi olan İsmet Efendi’nin Risale-i Kudsiyye adlı eserinin 331. beytinde şu mühim ifadeler vardır. “Bu zât (Mevlânâ Hâlid) bin ikiyüz yılda müceddid/Olub kıldı tarîkleri bu tecdîd1. Ki hattâ ba’zı zât keşf etdi Hâlid/Müceddid gayri yok, Mehdî müceddid2. Bu Mehdî’ye uyub Hakk’a gidelim/Cemâl-i bâ-kemâl’e seyr edelim.”3 Biz de bu beyit üzerine daha ne diyelim?!

Bizler de “Bir asır sonra gelecek o zat” ifadesinin izini Risâle-i Nur’dan biraz daha sürmek istiyoruz. Sırr-ı imtihan ve hikmet-i ibham perdesinin Risâle-i Nur satırları ile şeffaflaşmasını murad ediyoruz.

“Farazâ hakîkî beklenilen ve bir asır sonra gelecek O Zât…”4 diyen Bedîüzzamân Hazretleri bir asır sonra gelecek O Zât için Birinci Şuâ Yirmi Sekizinci Âyet’te gelen izahları yapıyor: “Sûre-i Tevbe’de “Allah’ın nûrunu üflemekle söndürmek isterler. Allah nurunu tamâmlamaktan başka birşeye râzı olmaz—kâfirler istemese de..”5 âyetindeki “Allah’ın nurunu üflemekle söndürmek isterler. Allah ise nurunu tamâmlamaktan başka birşeye râzı olmaz…”6 cümlesinin tefsîrini yaparak son paragrafta şöyle bir açıklama yapıyor: “Eğer şeddeli “mim” dahi şeddeli lâm’lar gibi bir sayılsa, o vakit bin iki yüz seksen dört (1284) eder. O tarîhte Avrupa kâfirleri devlet-i İslâmiyenin nûrunu söndürmeye niyet ederek on sene sonra Rusları tahrîk edip Rus’un “doksan üç (93)” muhârebe-i meş’umesiyle âlem-i İslâmın parlak nûruna muvakkat bir bulut perde ettiler. Fakat bunda Resâili’n-Nur şakirtleri yerinde Mevlânâ Hâlid’in (ks) şakirtleri o bulut zulümâtını dağıttıklarından, bu âyet bu cihette onların başlarına remzen parmak basıyor. Şimdi hatıra geldi ki, eğer şeddeli lâm’lar ve “mim” ikişer sayılsa, bundan “bir asır sonra” zulümatı dağıtacak zâtlar ise, Hazret-i Mehdînin şakirtleri olabilir.”7 Demek ki bir asır önce Resâili’n-Nur şakirtleri yerinde Mevlânâ Hâlid’in (ks) şakirtleri o bulut zulümâtını dağıtmışlar. (HAŞİYE 1) Öyleyse bundan bir asır sonra zulümatı dağıtacak zâtlar ise, Hazret-i Mehdînin şakirtleri olmuştur. (HAŞİYE 2) Elbette ki Hazret-i Mehdî daha önce gelmiş olmalı ki şakirtleri ondan sonra teşekkül etsin ve “bir asır sonraki” o bulut zulümâtını dağıtsın. Çünkü Hz. Mehdî gelmeden “Mehdî-i Âl-i Resulün temsil ettiği kudsî cemâatinin şahs-ı mânevîsi” teşekkül etmez.

Bu izahlardan da anlaşılldığı üzere Hazret-i Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî’den sonraki müceddidin, müceddid-i ahirzaman olarak beklenen ve asırlardır muntazır kalınan zat olan Büyük Mehdi olduğu anlaşılıyor. Yani Bediüzzaman Hazretleri ve onun nurâni cemâati Hazreti Mevlânâ Hâlid’den bir asır sonraki dönemin hâkimi ve müceddididir.

HAŞİYE1: Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdi’nin talebeleri, özellikle Hâlidî tarikatinin mürşid ve müderrislerinden biri olan Ahmed Ziyâüddin Gümüşhânevî Hazretleri talebeleri teşkilâtlandırarak var güçleriyle son Osmanlı-Rus savaşı olan Doksan Üç Harbi’nde Ruslar’a karşı cihada girişti. Ayrıca Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî’nin İstanbul’la irtibatlı diğer halifesi Abdülfettah el-Ukarî ve Trablus-Şam Müftüsü diye bilinen Ahmed bin Süleyman el-Ervâdî’nin talebeleri de devreye girmiş ve Rusların korkulu rüyası olmuşlardı. Böylece Hâlidiye mensubu gönüllü cihad erlerinin cansiperâne müdafaaları karşısında Mevlânâ Halid’in (ks) şakirtleri o bulut zulümâtını dağıtmışlardır.

HAŞİYE 2: Mevlânâ Halid’in (ks) şakirtlerinden bir asır sonra zulümatı dağıtacak zâtlar ise, Hazret-i Mehdî’nin şakirtleri olmuştur. Bu hadise 1877’de vuku bulan Osmanlı-Rus savaşı olan “Doksan Üç Harbi’nden” tam bir asır sonra meydana gelen1977 seçimlerine tevafuk eder. O vakit “bu asil Türk milleti ihtiyarıyla o partiyi kat’iyen iktidara getirmeyecek. Çünkü Halk Partisi iktidara gelecek olursa, komünist kuvveti aynı partinin altında bu vatana hâkim olacaktır.” (Emirdağ Lâhikası, 2013,s. 812) Bediüzzaman’ın bu ikazını dikkate alan talebeleri azim bir gayret ve himmetle Demokratlar lehine çalışarak “Türk milleti ihtiyarıyla o partiyi kat’iyen iktidara getirmeyecek” hakikatinin tahakkukuna hizmet etmişlerdir. Böylece “bir asır sonra zulümatı dağıtacak zâtlar ise, Hazret-i Mehdî’nin şakirtleri olabilir.” mânâsı da tahakkuk etmiştir.

Dipnotlar:
1- Bu zat (Hicri) bin ikiyüz yılında müceddid olmuş ve yolları yenilemiştir.
2- Hatta bazı zat keşfetti ki, Halid (Kuddise Sırruhu) Hazretleri’nden başka müceddid olmayacak. Ancak Mehdi (Aleyhisselâm) Hazretleri müstesna. Mehdi Hazretleri de müceddid olarak gelecektir.
3- Risale-i Kudsiyye’de 331. beyit.
4- Kastamonu Lâhikası, 2006, s: 114.
5- Tevbe Sûresi, 9:32.
6- Tevbe Sûresi, 9:32.
7- Şuâlar, 2005, s: 1103.

YAZDIR

BENZER KONUDA MAKALELER:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*