Müslümanlar izzetli olsunlar, ama ittifak içinde de olsunlar

Ehl-i ilim; iman ve Kur’ân hizmeti yaparken elbette kâinatın yaratıcısına dayanmaktan ve kendi meşreplerinde hizmet etmelerinden dolayı bir izzet hali içerisinde olacaklardır.

Ama her halde bu, ‘Benim kimseye bir ihtiyacım yok, kendi hizmetimi kendim yaparım’ şeklinde bir hali beraberinde getirmemelidir.

Ehl-i dalâlet haksızlıkta bile hakperestçesine, dalâlette bile bir ihlâs göstererek, dinsizlikte bir ciddî bağlılık içerisinde olarak birlik ve beraberlik oluşturabiliyorsa, ehl-i iman neden hak ve hakikatin neşrinde, dinin yayılmasında tam bir sadakat göstermesin.

Her ehl-i iman topluluğun amacı, maksadı dinin tebliği ve anlatılması ise, o zaman her teşekkül birbirinin yardımına ihtiyaç duymak durumundadır.

Her düşüncenin kendisi gibi düşünmeyene ihtiyacı vardır. Çünkü o zaman ancak attığı adımı, isabet düzeyini görebilir.

Dünya artık şahs-ı maneviyi her alanda yaşamaktadır. Teknoloji devleri bile artık bir sistemdeki parçaları tek başına yapmaya kalkmıyor. Hangi ülke o parçalar konusunda ileri düzeyde ise o noktada ihtisaslı kabul ediliyor ve ondan yardım alınıyor.

Tıpkı Risaledeki, biri gaz yağı, biri fitili, biri ateşi bir araya getirerek tam bir lambayı elde etmiş olmaktadır örneği gibi, günümüz dünyasında uluslar arası teknoloji de ortak akılla çalışmaktadır.

Enerji santrali tesisinde, büyük firmalar artık bu tesisin her bir parçasını farklı bir ülkeden temin ederek büyük sistemleri kurmaktadırlar.

Meselâ, İtalyanlar dinamo konusunda ileride ise, İngilizler türbin konusunda ileride iseler, Fransızlar enerji depolama konusunda ileride iseler işte ona göre de bir paylaşım söz konusu olmaktadır.

Yani her şeyi ben yapayım, her şeyi benim ülkemin beyinleri yapsın artık bu mümkün değildir. Aklın gereği, kim hangi konuda mahirse, elbette ondan o konuda yararlanmaktır.

Diğer türlüsü işin içine hodgamlık ve enaniyet girmiş olmaktadır. Bu takdirde kişi veya teşekküller kendini haklı muhalifini haksız düşünerek ve ittifak ve muhabbet yerine ihtilâf ve rekabet meydana gelecek, böylece ihlâs da yani yüksek amaç da gerçekleşmiş olmayacaktır.

Eğer senin amacın, güzel işleyen bir sistem kurmaksa, bu kurulan sistemin ortak amaca hizmet etmesi ise, o zaman kimden gelirse gelsin, yeter ki ortak amaca uygun olsun kabul etmek gerekecektir.

İşte burada Bediüzzaman, dokuz emir ihtiva eden bir Kur’ânî tedavi biçimi tavsiye ediyor.

Meselâ müsbet hareket diyor. Yani kendi mesleğinin muhabbetiyle hareket etmek. Başka mesleklerin adaveti ve başkalarının eleştirileriyle meşgul olmamak.

Hak mesleklerle mutlaka birlik noktalarını dikkate alıp, onlarla o konularda ittifak etmek.

Mesleklerinin, meşreplerinin taassubu içerisine girmemek. Yani doğru sadece benimkisidir gibi bir yaklaşıma girmemek.

Bir ve beraber olmak, Allah’ın da yardımını celbeder ve diyanetteki izzetin bir gereğidir.

Dalâlette şahs-ı manevî olmuşlara karşı mutlaka ehl-i imanın bir şahs-ı manevî oluşturması gerekliliğine inanmak.

Birlik ve beraberlikle ancak hak, bâtılın hücumuna karşı çıkabilir.

Nefis ve enaniyetin terbiyesi yine ittihat içerisindeyken olabilir.

İzzet-i İslâm, ancak ittihad-ı İslâm ile mümkündür. Yoksa ihtilâf içerisinde olanların izzetlerini de muhafaza edebilmesi mümkün değildir.

Son olarak da, ehemmiyetsiz, rekabetkârane hissiyatını terk etmekle ancak ihlâs kazanılabilir ve vazifesi hakkıyla yapılabilir.

Yoksa, hem nefsinden bir ödün verme, hem de ehl-i iman birlik ve beraberlik içerisinde olsun. Bu mümkün değildir.

Sebahattin Yaşar

YAZDIR

BENZER KONUDA MAKALELER:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*