Namaz kılanın orucu, namaz kılmayanın orucu…

Bizim milletimiz, gerçekten çok enteresan bir millettir.

Çocukluğumdan beri her Ramazanda dikkat ederim de, beş vakit namazını kılmayan birçok Müslüman, Ramazan geldiğinde, umumî bir şenlik, bayram havası gibi, muhakkak orucunu tutar, hatta teravih namazlarını dahi kaçırmaz. Bu her halde bize has bir şeydir. Diğer İslâm memleketlerinin çoğunda, eğer adam Müslümansa ve kendine “Müslümanım” diyorsa genellikle beş vakit namazını kılıyordur. Kılmayanları çok azdır.

Ama iş bize geldiğinde, maalesef insanımız Müslüman iken, beş vakit namaz kılmakta gaflet göstermektedir. Veya beş vakit namazın hikmetlerini tam bilmemektedir, öğrenmemiştir. İnanmamaktan değil de, işte gafletten, tenbellikten aksatmaktadır namazlarını. Aslında bu hâl üzere olanların çoğu da, bu vaziyetten vicdanen rahatsız olmaktadır. Tabiî bunda en büyük sebep de, İslâmın bayraktarı olan bu asil milletin, deccal misal insanların onlara tatbik ettikleri “dinsizleştirme, dinsiz bırakma” politikalarının neticesidir. Yirmi beş sene kadar bu milleti fetret devrinde bırakmışlardır. Ama yine de aziz milletimiz şükür, bilebildiğince, öğrenebildiğince dinini yaşamaya çalışmaktadır. Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri gibi din yenileyici bir zatın da, dinsizlikle mücadeleki mücahedesi neticesinde dinsiz kalmamış, dinden soğumamıştır. Çok istisnalar bahsimizden hariç tabiî.

İşte bu durumlar neticesi namazını tam kılamayan insanlar, Ramazan geldiğinde, aşkla, şevkle oruçlarını tutmakta, hatta yatsı namazıyla birlikte 33 rekât olan teravih namazını da seve seve kılmaktadır. Tabiî bunlardan bazıları, Ramazan geldiğinde beş vakit namaza da başlıyor, Ramazan bitince de maalesef bırakarak eski vaziyetine dönüyor. Gerçi bu gibileri çok görmemek lâzım. Ve kazanmaya bakmak lâzım. “Ramazan Müslümanı” v.s. gibi cümlelerle onları rencide etmemek, incitmemek lâzımdır. Bakınız bununla alâkalı sizlere bir şey anlatayım. Bir vilayetimizde, zengin ve sosyete bir adam beş vakit namazını kılmaz, ama Cuma namazlarını da hiç kaçırmazmış. Bu zatla, hani bazı ölçüsüz dindarlar olur ya, onlardan birisi tanışmış, arkadaş olmuşlar. Ve o zatı bir gün kendi arkadaş grubuna götürmüş. Tanıştırırken de, “bu var ya bu, Cuma Müslümanı, sadece Cuma namazlarını kılar” demiş. Tabiî adam bunu daha sonra kendi anlatmış “yahu, adam beni milletin içinde öyle bir yaptı ki, sanki biz dinsizmişiz gibi tanıttı. Madem öyle bir işe yaramıyor, o zaman bundan sonra ben Cuma namazını da kılmayayım” diye düşünmüş. Neyse, Allah edecek ya, bir müddet sonra da bu zat, bir vesileyle Nur Talebesi bir arkadaşımızla tanışmış. O da yine o zatı, kendi arkadaşlarının yanına götürmüş ve cemaatle tanıştırmış “bu ağabeyimiz var ya, öyle mübarek bir insandır ki, hiç Cuma namazlarını kaçırmaz” demiş. Tabiî adam yine sonra kendisi anlatmış. “yahu beni cemaate öyle bir tanıttı ki, sanki beş vakit namaz kılan bir insanmışım gibi anlattı. Bari bundan sonra beş vakit kılmaya da başlayayım” demiş. İşte fark böyle. Kavl-i leyyinle hareket etmek başka bir şey.

İşte o mübarek oruca da, Ramazana da, bu milletimiz ne olursa olsun hürmetkârdır Allah’a şükür. Her ne kadar, İslâmın beş şartından biri olan namazı tam kılmayıp, ama orucunu aksatmadan tutan Müslümanların da orucu oruçtur tabii. Yani, oruç da İslâmın şartından biri, namaz da. Birini ifa edip, diğerini edemeyen kardeşlerimize, Allah hidayet nasip etsin. Ama o zatın eksikliği, onun rencide edici şekilde itham edilmesini gerektirmez. Allah, ibadetlerimizin hepsini kabul etsin. Ramazanımızı ve onun başta oruç olmak üzere, bütün rükünlerini hakkıyla ifa etmemizi nasip etsin İnşâallah!

image_pdf

BENZER KONUDA MAKALELER:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*