Nefse hitap (itab)

18. Söz’ün birinci noktasındaki “Nefs-i emmareye sille-i tedip” (Sözler, s. 209) kısmını tefekkür ederken Külliyattan bir kaç nokta-i nazarı ele alarak bu bölümün bir kısmını mütalâa edelim inşallah.

Şöyle ki: Üstad bu bölümün başlığını neden böyle seçmiş dersek en başta eğer, Nur Risalelerinde öyle dersler var ki adeta nefse pek çok cerrahî müdahale yapılıyor, incelediğimizde görüyoruz.

Ama başta benim aklıma gelen ilk iki yer 1. Söz’ün başlangıç kısmında bulunan şu ifadeler:

“Ey kardeş! Benden birkaç nasihat istedin. Sen bir asker olduğun için askerlik temsilâtıyla, sekiz hikâyecikler ile birkaç hakikatı nefsimle beraber dinle. Çünki ben nefsimi herkesten ziyade nasihata muhtaç görüyorum. Vaktiyle sekiz âyetten istifade ettiğim sekiz sözü biraz uzunca nefsime demiştim. Şimdi kısaca ve avam lisanıyla nefsime diyeceğim. Kim isterse beraber dinlesin.” (Sözler, s. 11) (Aslında bu paragrafta ifade edilenlerden anlaşılan o ki, Sözlerin (Risale-i Nur Külliyatının) tamamı için burada zikredilenlerin geçerli olduğu…)

21. Söz’de bulunan kısım ise şöyle:

“Madem nefsim emmaredir. Nefsini ıslâh etmeyen, başkasını ıslâh edemez. Öyle ise, nefsimden başlarım.” “Dedim: Ey nefis! Cehl-i mürekkeb içinde, tenbellik döşeğinde, gaflet uykusunda söylediğin şu söze mukabil “beş ikaz”ı benden işit.” (Sözler, s. 243)

Bu ifadeler anlatılacak olan dersin hem ne kadar hakikat-şinasâne olduğunu ispat ediyor ve hem de nefsin ıslahına çalışmak gayesiyle nefsin asiliğe yol bulacağı bir kapı, gedik bırakmamanın ehemmiyetine vurgu yapılırken onu hikmetle hidayete çağırmaya da bir nümune-i imtisal oluyor.

Ayrıca yine bu bölümde nefsin fahre, methe meftun, düşkün olan yönüne vurgu yapılırken aslında nasıl ki yüz salkımın kendisine takıldığı üzümün siyah kurucuk çubuğunun o meyveler üzerinde ne kadar hakkı varsa, nefsin de kendisine takılmış olan bütün letaif ve hasseler üzerinde ancak o kadar hakkı olduğuna dem vurulur.

Ve 26. Söz’ün hatimesinin 2. fıkrasında bu yeri ikmal eden şu ifade nefse ne de güzel ders verir: “Sen ey mağrur nefsim! Üzüm ağacına benzersin. Fahrlenme! Salkımları o ağaç kendi takmamış, başkası (Cenâb-ı Hak) onları ona takmış.” (Sözler, s. 436)

Binaenaleyh, nefsin vazifesinin fahr değil, şükür olduğu dersi verilir. Zira 8. Söz’ün ahirinde de anlatılan “Fenalığı kendinden bil, iyiliği Allah’tan bil” (Nisa, 79) hakikatiyle de bu ders ikmal edilir.

Evet “bütün kusurlar ademden ve kabiliyetsizlikten ve tahribden ve vazife yapmamaktan [gelir]-ki birer ademdirler” (Asa-yı Musa, s. 72) Ve “İnsandaki kusur sonsuz[dur]… Öyle ise fıtratından gaye ubudiyettir. Ubudiyet ise, dergâh-ı izzetine kusurlarına “Estağfirullah” ve “Sübhanallah” ile ilân etmektir.” (Mesnevî-i Nuriye, s. 188) Ve [nefsin] manevî bir nedamet, gizli bir tövbe ve zımnî bir istiğfar hükmünde olan kusurunu bilme[si] ve o haslette haksız olduğunu anlama[sı], onun şerrinden [bizi] kurtar[maktadır]. (Mektubat, s. 258)

Vel-hasıl-ı kelâm, “vazife[miz] ise: Yalnız bir asker gibi Allah namına işlemeli, başlamalı. Ve Allah hesabıyla vermeli ve almalı. Ve izni ve kanunu dairesinde hareket etmeli, sükûnet bulmalı. Kusur etse, istiğfar etmeli. Yâ Rab! Kusurumuzu afvet, bizi kendine kul kabul et, emanetini kabzetmek zamanına kadar bizi emanette emin kıl. Âmîn demeli ve O’na yalvarmalı…” (Sözler, s. 33)

Benzer konuda makaleler:

image_pdfimage_print

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*