“Nereden gelip, nereye gidiyoruz?”

İnsan dünyadaki gayesini ve hedefini bilmez ve belirlemezse, gerçek huzur ve mutluluğu bulamaz.

Maddî refahın zirvesinde olan nice şöhretlerin de mutsuzluğun pençesinde kıvranmaları, kimisinin hayatına son vermesi bunun delilidir.

Temel sorular şunlar:

İnsanoğlu ne ile mutlu olabilir, huzuru nasıl yakalayabilir?

Fezanın derinliklerine dalan insanoğlu gerçekten neyi arıyor, neyin peşindedir?

Cevabı, Avrupa Nükleer Araştırma Örgütü’nün (CERN) Dış İlişkiler Direktörü John Ellis’ten de alabiliriz:

“Çalışmaların temelini maddenin araştırılması ve anlaşılması oluşturuyor. Ama aslında cevaplamaya çalıştığımız soru, ‘Nereden geliyoruz, neyiz, nereye gidiyoruz?’ Bu çok geniş bir yorum isteyen bir soru. Belli bir cisme ya da öze dayandırarak da buna cevap verebilirsiniz, metafizik olarak da, dinî olarak da tartışabilirsiniz. Bizim yaptığımız fizik açısından yaptığımız bir çalışma.”

Şuuruna varalım veya varmayalım; kimliğimiz, halimiz ve “nereden gelip nereye gideceğimizle” ilgili pekçok soru zihnimizin derinliklerinde cirit atar. Endişe kalbimizde, vicdanımızda yankılanır. Hayatî sorulardan bazıları şunlar değil mi?

“Ben kimim, beni yaratan ve bu dünyaya gönderen kimdir, niçin göndermiştir; buradaki işim nedir; nereden geliyorum, nereye gidiyorum?”

Bu soruların cevaplarının bulunması gerekir. Huzur ve mutluluk buna bağlıdır. Zira, bilinmezlik ve belirsizlik, aşırı korku, endişe, sıkıntı kaynağıdır.

Bu müthiş suallerin cevabını, ancak Risale-i Nur’un müşfik satırlarında bulmak mümkündür.

YAZDIR

BENZER KONUDA MAKALELER:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*