Nevrûz, Veysel, toprak, tevazu…

Bugün günlerden “Nevrûz–u Sultanîdir.” Nevrûz günü ise, “bahar mevsimine işarettir.” (Bkz: Haşir Risâlesi, Onuncu Sûret)

Üstad Bediüzzaman’ın nazarında bahardaki dirilişin müjdecisi olan Nevrûz günü (21 Mart), aynı zamanda “mahlûkatın bayramı”dır. (Muhsin Alev Elkonevî’nin hatıratından.)

 

Dahası, Nevrûz’daki diriliş hadisesini Haşir’deki diriliş hakikati ile irtibatlandıran Üstad Bediüzzaman, “Ve’l–mevtü yevmî Nevrûzinâ” diyerek, kendi ölüm gününü “Nevrûz günü” mânâsında görüyor. (Münâzarât, s. 101)
Ne aciptir ki, Hz. Üstad’ın vefatı, Kadir Gecesinin de içinde dahil olduğu “Nevruz Haftası”na tevâfuk etti. (Hicrî 25 Ramazan, Milâdi 23 Mart)

Nevrûz şairi Veysel

21 Mart (1973), aynı zamanda toprak, çiçek, bahar ve Nevrûz şâiri olarak da bilinen Âşık Veysel’in de vefat günüdür.
Küçüklüğünde çiçek hastalığından görme melekesini kaybeden, ömrü boyunca âmâ yaşayan ve tahminen seksen yaşlarında vefat eden Sivas Şarkışlalı Âşık Veysel Şatıroğlu, âşıklık (ozan) geleneğinin de en güçlü temsilcilerinden biriydi.
Kendi sahasında ise, ender bir şairdir, denilebilir.
Çeşitli konularda şiirler yazıp türküler okuyan Âşık Veysel’in en çok bilinen eseri “Kara toprak” üzerine dillendirdiği güzellemedir.
Dillerde dolaşan bu uzun şiirin bir yerinde ise, bolluk–bereket timsâli olan toprağı, “tevazu ve mahviyet” mânâsıyla da irtibatlandırıyor.
Toprağa ne yapsan, ne desen, ona ne kadar hırçın ve haşin davransan da, sana kibirli şekilde değil, yine tevazu ve tebessümle karşılık veriyor.
Sen ona kazma ile vurursun, üzerini belleyip çapalarsın, elinle, yahut tırmıkla yüzünü çizip yırtarsın, ama o seni yine de gül ile karşılar ve bostan ile mükâfatlandırır.
İşte, toprağın bu mânâdaki cömert ve mütevazı yönünü şu mısralarla tarif ile tasvir ediyor, şair Veysel:

Adem’den bu deme neslim getirdi
Bana türlü türlü meyve yetirdi
Her gün beni tepesinde gezdirdi
Benim sâdık yârim kara topraktır

Karnın yardım, kazma ile bel ile
Yüzün yırttım, tırnak ile el ile
Yine beni karşıladı gül ile
Benim sâdık yârim kara topraktır

İşkence yaptıkça, bana gülerdi
Bunda yalan yoktur, herkes de gördü
Bir çekirdek verdim dört bostan verdi
Benim sâdık yârim kara topraktır

Esasında birçok şair, toprak ile tevazu duygusu arasında sırlı bir mânâ bağlantısı kurmuş, vukûfiyetleri ölçüsünde bunu dile getirmişlerdir.
İşte, bu ince mânâyı “atışmalı muamma” tarzında birbirine suâl sorup cevaplayan iki şairden mânidar sözler.
Karslı âşık Murat Çobanoğlu, Erzurumlu ozan Âşık Reyhanî’ye şu mânâ yüklü mısralarla sesleniyor:

Dinle şu sözümü sen ey Reyhanî!
Ben bir ağaç gördüm dalsız budaksız,
Üstüne bir kuş konmuş kolsuz kanatsız,
Onu bir dev yedi dilsiz dudaksız,
Acep böyle gizli hal var mı sende?

Âşık Yaşar Reyhanî, şöyle mukabelede bulunuyor:

İnsanoğlu dünyaya gelir dalsız budaksız,
Ölünce mezara gider kolsuz kanatsız,
Onu yiyen topraktır dilsiz dudaksız,
Evet azizim, böyle gizli hal vardır bende.

Yakın tarihlerde vefat eden bu her iki ozanımıza da Cenâb–ı Hak’tan rahmet ve mağfiret dileriz.

Risâlelerde toprak ve tevazu bağlantısı

Nevrûz’un toprakla doğrudan bir münasebeti var. Toprağın da tevazu duygusuyla aynı paralelde bir mânâ bağlantısı mevcut.
Bu sırlı hakikate, Nur Risâlelerinde de şahit olmaktayız.
Bediüzzaman Hazretleri, Kastamonu’da iken yazdığı bir lâhika mektubunda, bu hususla alâkalı olarak şu veciz ifadeyi kullanıyor: “Said, tam toprak gibi mahviyet ve terk–i enaniyet ve tevazu–u mutlakta bulunmak şarttır; tâ ki Risâletü’n–Nur’u bulandırmasın, tesirini kırmasın.” (Kastamonu Lâhikası, s. 18)
Demek ki, son derece güçlü, kuvvetli, bereketli bir unsur olan toprak, aynı zamanda tevazuun da bir nevî göstergesi mahiyetini taşıyor.
Toprakla bağlantılı daha başka ulvî mânâlar ve kudsî hakikatler de vardır ki, bunun da tesirli bir izâhını Mesnevi–i Nuriye’deki bir “İ’lem”de görüyoruz.
Konuyu, bu “İ’lem”deki hakikattar ifadelerle noktalayalım: “İ’lem eyyühe’l–aziz! Kur’ân–ı Mucizü’l–Beyan, büyük bir ölçüde tekrar ettiği ihyâ–yı arz ve toprak unsuruna nazar–ı dikkati celb ettiğinden, kalbime şöyle bir feyiz damlamıştır ki: Arz, âlemin kalbi olduğu gibi, toprak unsuru da arzın kalbidir. Ve tevazu, mahviyet gibi maksuda isal eden yolların en yakını da topraktır. Belki toprak, en yüksek semavattan Hâlık–ı Semavat’a daha yakın bir yoldur. Zira, kâinatta tecelli–i rububiyet ve faaliyet–i kudrete ve makarr–ı hilâfete ve Hayy–u Kayyûm isimlerinin cilvelerine en uygun, topraktır. Nasıl ki, arş–ı rahmet su üzerindedir; arş–ı hayat ve ihyâ da toprak üstündedir. Toprak, tecelliyat ve cilvelere en yüksek bir aynadır.” (Age, s. 203)

BENZER KONUDA MAKALELER:

İlk yorumu siz yazın

Yorum yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir.


*