Nurculukta Yeni Döneme Doğru – 2

Nur Talebelerinin yeni dönemlerini, geçmişte milat kabul ettiğimiz tarihî kırılmalar eşliğinde ele aldığımızda, günümüzdeki değişimlerin köklerini daha doğru anlayabileceğimizi düşünüyorum. Cihanşümul dinsizlik cereyanlarına karşı şaha kalkan  Türkiye’yi durdurma ve Türk halkını, medeni milletlerin önüne geçecek tarzdaki demokratikleşmesini engellemek niyetiyle, Kemalizmin 12 Mart’ta harekete geçtiğini hepimiz biliyoruz. Adı muhtıra ve mahiyeti müdahale olan bu askeri hareketin hedefinde “nurcuların” bulunduğunu, o günleri yaşayanlar görmüş ve duymuşlardır. 12 Mart’ı takip eden günlerdeki takip ve soruşturmalar sonunda hapishanelere toplatılan nurcuların hatıra ve beyanları da bu hususa ışık tutabilir. Bir taraftan demokrasi adına sağdaki toparlanmayı önlemek, diğer taraftan dinsiz ve sefahetçilerle çok başarılı mücadele veren Risale-i Nur talebelerini durdurmak, global komünistlerin emrindeki Kemalistlerin en büyük maksaları idi. Elbette bu daracık alanda, 12 Mart Muhtırasının sınırlarını çizip  mahiyetini anlatacak değiliz. Bu konu ile alakalı, merhum Hüseyin Demirel’in (Yeni Asya yayın yönetmenlerinden), 12 Mart ile alakalı kitabını tavsiye ederiz. Ayrıca o günlerden anekdotlar aktaran gazetemiz genel yayın müdürü Kazım Güleçyüz’ün yazılarından da istifade edebiliriz.

Hadiselere dışardan bakanlar  bu dönemi Nur talebeleri için bir ayrışma dönemi olarak görebilirler. Belki de 27 Mayıs’tan bu yana bize müdahale için hazırlık içinde olanların operasyon tarihinin başlangıcı… Bu arada, o günkü zaaflarımızdan istifade edenlerin fırsatları değerlendirmesi olarak da düşünenlere eyvallah diyoruz. Nur Talebelerini efkar-ı ammede temsil edenlerden Zübeyir Gündüzalp vefat etmiş, Bekir Berk hapse alınmış, Yeni Asya’nın müdürü M. Polat bir trafik kazasında şehit düşmüştü, o hüzün dolu günlerde… Bediüzzaman’a bizzat mülaki olmuş bazı Ağabeyler de siyasal İslam fırtınasıyla azıcık savrulmuşlar. Fakat bütün bunlar, o günkü nurcuların derlenip toparlanmalarına engel teşkil etmedi. Zira Nur talebelerinin İmam-ı Ali (r.a) dan aldığı metodoloji karşısında düşmanlarımız mağlup olmuşlar,  ihtilale yakalanan demokratlar ve de 12 Martça korkutulup dağıtılmak istenen Nurcular, bir müddet sonra toparlanıp derlendiler. Siyasal İslam’ın demokrasiyi siyaseten engelleme projesinde Kemalistlerce kullanıldığı günlerde, gündeme gelen “anarşistlerin affı” meselesindeki haykırışlarımız da o günlerdeki şevk ve zindeliğimizi yansıtıyordu, manşetlere…

Bu yeniden ayağa kalkmayı çokça merak ediyorsanız 1973’den itibaren Yeni Asya Gazetesinin manşetlerine, yazarlarına ve bir kısım haberlerine bakabilirsiniz. Türkiye’nin doya doya öz kimlikleriyle konuştuğu bu dönemde hem sağcılar, ve hem de solcular tüm sembol, slogan ve düşünceleriyle gazete sayfalarında, sokaklarda ve sivil toplum çalışmalarında düşüncelerini alabildiğince haykırıyorlardı. Belki de gençliğimize denk geldiğinden, o dönemi çok sevmiştik. İnsanların, ta bin metre öteden kendilerini davaları uğruna bayraklaştırdıkları o zamanları günümüz gençliğine tasvir etmek o kadar zor ki… Belki de bizi bir başka gezegenin veya en azından uzak bir coğrafyanın insanları zan ederek kendileriyle aramıza mesafe koyacaklardır. Kimliklerimizin bizi giysilerimizle, saç sakalımızla, rozetlerimizle ve elimizdeki gazetemizle efkar-ı ammeye ilan ettiği o günlerde, Risale-i Nur yavaş yavaş mahfillere çıkıyor ve kamuoyuna oradan arz-ı endam ediyordu. Sosyal medyanın eşkıya gibi yolunu kestiği zamanımızın gençlerine, 1970’lerde Nur Talebelerinin neşriyatta büyük bir inkılab yaptıklarını anlatsanız da, muhataplarınızın bundan anlayacaklarını, anlatacağınız şeyler kadar ilginç bulurum. Romanı, tiyatroyu, karikatürü, çizgi romanını, piyesi ve belli zamanları sahneye taşımayı-sağda-ilk olarak Nur Talebeleri başardılar desem, acaba nasıl bir mana çıkar bu sözlerimden.

Şu kısacık ve fakat şaşırtıcı noktayı da anlatmam lazım. 12 Martı takip eden soğuk zamanlarda; Risale-i Nurları okudukları halde, “hayattan(!)”uzak duran Nurcuları hatırlarım. Risale-i Nur Külliyatının hayatı olduğu gibi anlatan ve bize ölçüler veren Lahika Mektuplarını, Tarihçe-i Üstadı ve Eski Said Eserlerini ruhi sükûnet ve sekinetlerine halel getiriyor diye okumayan o ihlaslı ve takvalı kardeşlerimizin, tarikatın ruhaniyetini arttırmayacak bir atmosferde, geceli gündüzlü imani eserleri ezberlercesine okuduklarına şahit oldum..

Fakat 1980’lere doğru gelen dönemin en belirgin yönü, fikirlerin çok yüksek seslerle ifade edilmeye çalışılmasıydı. Bazen de medeni diyaloglar yerini, fiziki müdahalelere terk ederdi. Bu gerilim ve diyalogsuzluklardan istifade ile antidemokratik küresel dinsizlik cereyanları, neslimizi karşılıklı kamplarda çatışmaya alarak, neoliberal-neocon ittifağının Türkiye ve Ortadoğu için hazırladığı 12 Eylül ihtilaline zemin hazırlıyorlardı… Maocu, Leninist, Ülkücü ve Akıncı kampların hikayesi de bir gün inşallah yazılacak. İnanç ve ideoloji olarak birbirine zıt olan bütün bu hareketlerin ortak paydalarının demokrasiye düşmanlıklarını belirtmeden geçemeyeceğim.

Bizim neslimiz 12 Eylül ihtilali için ,Türkiye’nin “take off” noktasında yakalanmasından başka bir şey değildir, der. Bazı Nurcular ise, bu askeri müdahaleyi Cumhuriyet tarihimizin en münafıkane hareketi olarak görürler. Bazı Müslümanlar; dindarların cemaatler halinde global dinsizliğe yakalanışı, korkutulması ve susturulması olarak kabul ederler. Yani Türkiye toprakları üzerinde yaşayıp da, 12 Eylül ihtilalini lanetlemeyen yüzde ikilik-üçlük münafık Kemalistlerin dışındakilerin yekûnu, bu zehirli hançerin birileri tarafından böğrümüze saplatıldığında müttefiktirler. Belki de tarihçilerimizin şu yakın zamana tutacakları ayna ile yüzlerce istifhamımıza cevap bulacağız. Bekleyip göreceğiz…

Take off’da yakalanan yalnızca Türkiye miydi… Nur talebelerine sorarsanız asıl müdahale onlara yapılmıştı. Gazeteleri tam 470 gün kapatılmış, medreselerinin yüzde yetmişi devletin tarafına iltihak ettirilmiş ve Risale-i Nur hizmetlerinin orjinalliğini taklid etmek üzere birkaç ay zarfında tam beş bin medrese, Risale-i Nur karşıtlarınca Türkiye’nin dört bir yanında  açtırılmıştı. Orijinal veya geleneksel Nurculuğu, Kemalizm veya Komünizm için en büyük tehlike kabul eden global cereyan, Nurculuğu tümden bir değişimden geçirmek istiyordu. Yeni medreseler, yeni Ağabeyler, yeni kitaplar ve sayıları milyonlara varan yeni simalar. Said Nursi ve geleneksel Nurculuğun yok edilmesi istikametinde tüm hesaplar yapılmış, elemanlar hazırlanmış; hem siyasi partiler ve hem de sivil toplum bundan böyle o istikamette dizayn ettirilecekti.

-12 Eylül ve sonrasını da gelecek yazımızda ele alalım…-

image_pdfimage_print

BENZER KONUDA MAKALELER:

6 Yorum

  1. Günümüze ve geleceğe projektör tutan bu serinin mutlaka tamamlanması lazım. Üslup güzel ve anlatı sade. Tebrik ediyorum

  2. Gunumuzdeki genclere bakinca 70 lere nazaran aglanacak haldeyiz yazinizin aciklayici ve gunumuze isik olmus elinize kaleminize saglik

  3. Belki de 68‘liler gibi 78‘ lilerin de bu döneminin yazilmasina vesile olacak bu tesebbüsünüz Basarilar diliyorum

  4. 12 Eylüle geliş sürecini biraz daha açabilseydiniz. Uzun ve derin hazırlıkların mahiyetlerini ve o günlerde sahne alan cemaat liderlerini ve siyasi parti liderlerini anlatsaydınız, konu biraz daha açığa çıkardı.

  5. Allah kaleminize kuvvet versin.Gerçeği göremeyenlere Allah akıl fikir versin. Binler tebrik.

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*