Nursî ailesi ve eğitimi

altEğitim nedir? Kısaca, terbiye olarak tarifi yapılan eğitimin diğer birkaç özelliği de, bilgi dalında yetişme, yetiştirme veya bilgi ve becerileri elde edip, geliştirme san’atıdır.

Eğitim unsurunda mevcut bu güzel hasletlerin, fert ve toplumlarda fiiliyata geçirilmesi, tanzim edilecek doğru ve fıtrata uygun kaide ve metotlarla mümkündür. Nursî ailesi olarak bilinen, tanınan, sevilen ve sayılan aile fertlerinde, yukarıda özellikleri sayılan, eğitim unsurunda kâmil manada, mevcut bütün kriterlerin var olduğunu görmekteyiz. Yapılan araştırma, değer- lendirme, tahlil ve incelemelerde, bu hususun mevcudiyeti izahtan varestedir. Bütün, bu sebeplerden ve bu güzel hususiyetlerden dolayı, Nursî ailesini ve eğitimlerini, eğitimde, güzel örneklerden biri olarak görebilir ve söyleyebiliriz. Bu hususta, bir çok kalıcı, yapıcı ve örnek sayılacak özelliklere sahip olan, Nursî ailesi ve eğitimi, mana âleminde seyreden yüksek şahsiyetlerinde ilgisine mazhar olmuştur. Bu ailenin, babası ve annesinin yanı sıra, kardeşlerinin de çok büyük değerler taşıyan önem- li hususiyetlerinin olduğunu görmekteyiz. Şöyle ki; “Kayser Hoca, eski Van Müftülerinden Seyyid Muhammed Kasım Arvasi’den bize naklen, Muhammed Kasım Arvasi’de, Babası Seyyid Hüseyin Arvasi’den itişmiş. ‘Bir gün Seyyid Hüseyin Arvasi, müridlerinden olan küçük Said’in annesi Nuriye Hanımdan sual etmiş ve senin bütün çocuklarının bu kadar zeki olmalarında, senin onları terbiye sistemindeki metodun nedir?’ Nuriye Hanım ise, ‘Hayatımda kadınlığa mahsus şer’i mazeretler dışında, hiçbir vakit teheccüd namazımı kaçırmadım ve çocuklarımı abdestsiz emzirmedim’” demiş.

Bir rivayete göre babasından mealen şöyle nakledilmiştir: “Küçük Said on yaşlarında iken, onun kabiliyet ve mertliğine hayran olan hocası, bir gün yanına birkaç arkadaşını alarak onun anne ve babasını görmek için, altı yedi saatlik bir mesafeden Nurs Köyü’ne geldiler. Talebe Said’in evine gelen hocası ve arkadaşları, Sofi Mirza’yı görmek istediklerini bildirdiler. Sofi Mirza’nın o anda hazır olmadığını söyleyen Said’in annesi Nuriye Hanım, misafirlere evin önündeki bir ağacın altına bir şeyler sererek oturmalarını rica eder ve efendisinin az sonra geleceğini söyler. Misafirler oturduktan biraz sonra, Sofi Mirza ağızları bağlanmış öküz ve inekleriyle çıka gelir. Merhabalaştıktan sonra, misafirlerden, Küçük Said’in hocası Sofi Mirza’ya: “Bizim köyde harman zamanı, mahsulü yememeleri için hayvanların ağızlarını bağlarlar. Fakat bu mevsimde sizin bu hayvanların ağzını bağlamanızın sebebini bilemedik” diye sorar?

Mirza Efendi cevabında: “Efendim bizim tarla biraz uzaktır. Yolda gelir giderken çok kimsenin tarlalarından geçerek geliyorum. Hayvanlarımın ağızları bağlı olmazsa başkalarının mahsullerinden yemeleri mümkün… Ekmeğimize haram lokma karışmasın diye böyle yapıyorum.” diye beyan-ı mazeret eder.” 1

Çekirdek aile olarak, Nursî ailesini meydana getiren anne ve baba dahil, toplam dokuz fertten oluşur. Bunların; yaş sırasına göre adları; “Baba Mirza Efendi, Anne Nuriye Hanım, evlâtları; Durriye, Abdullah, Said, Muhammed, Abdülmecid ve Mercan”dır.

Ailenin, aldıkları eğitim fıtrîlik esasına dayalı, bir nevi ev okulu, olarak telâkki edilebilecek bir yapıdan oluşmaktadır. Bu mümtaz ailenin aldıkları eğitimde, ayrıca mazhariyet izleri görülmektedir. Zira; bütün aile fertleri hepsi de ilim, irfan ve terbiyede birer okyanus misali şekillenmiş ve insanlığa örnek bir model teşkil etmişlerdir. Hepsi de zamanın şartları içinde, okumuş, köklü ve sağlam bir eğitim alarak yaşamış, çevrelerinin yanı sıra insanlığa eğitimde güzel ve örnek model teşkil etmişlerdir. Nursî ailesinin bu önemli hususiyetleri, halen hayatta bulunan akrabalarına da yansımış vaziyette devam etmektedir. Bizim, bizzat Nursî ailesinin yaşadığı mekânlara giderek yaptığımız araştırmalarda gördüğümüz hususlardı bunlar… Eğitimde, iyi örnekler olarak tasvibi mümkündür.

Nursî ailesinin, aile reisi olan Mirza Efendi, nam-ı diğer sofi (Bu lâkap ona güzel hasletlerinden dolayı verilmiştir.
Temiz, dürüst ve saf anlamındadır). Mirza ismi ise, İslâm toplumlarında Bey, Beyzade anlamlarında kullanılmaktadır. Mirza Efendi’nin babasının adı Ali’dir. Bu muhterem zatın Haci, Mehmi, Koluz ismindeki çocuklarının sonuncusu da Mirza Efendi’dir. Mirza Efendi, çevresinde ahlâk, terbiye, nezakette örnek bir şahsiyet olarak tanınır. Bütün evlâtlarını da iyi eğittiği, zamanın şartları içinde bulunan medreselerde tahsil ettirdiği özellikleriyle de öne çıkmıştır.

Baba, Sofi Mirza Efendi’nin üstün vasıfları, köyünde ve çevresinde büyük alâka uyandırdığı gibi köylünün bağlı bulunduğu, Hizan kazasında yaşayan, ”Gavs-i Hizan” olarak saygınlığıyla bilinen ve tanınan, maneviyat erlerinden Seyyid Sibgatullah Efendi’ninde senasına mazhar olmuştur.

Anlatılan ve bir çok tarihî kaynakta var olan Gavs Hazretleri’nin, Sofi Mirza’ya karşı gösterdiği ilgi ve sebeplerinden birisi şöyledir: “Mirza Efendi, Nurs Köyü’nden kalkarak Gayda’ya, Seyyid Sıbgatullah Hazretleri’nin ziyaretine gidiyordu. Bir defasında muhteşem mecliste Seyyid Sıbgatullah ayağa kalkarak, Sofi Mirza’ya meclisin başköşesinde yer göstermişti.

Orada bulunan âlimler ve evliya zâtlar bu basit, ümmî Nurslu köylüye neden bu kadar alâka ve hürmet gösterdiğini sorduklarında, Gavs-ı Hizan şu cevabı vermişti: ‘Bu Sofi Mirza ileride öyle bir zâta baba olacak, sulbünden öyle bir zât gelecek ki, o zâta baba olmayı ben on gavslığa tercih ederim. Gavs olmaktansa, o gelecek zâta böyle bir baba olmayı tercih ederim!’”2

Nursî ailesinin, Baba Sofi Mirza Efendi ve Anne Nuriye Hanımdan olma, yedi çocuklarının hepsi de yaşadıkları zaman içinde, mevcut eğitim kurumları olan medreselerde tahsil almış ve okumuşlardır. Bir aile reisi olarak Baba Sofi Mirza Efendi’nin ailesinin fertlerine karşı sarf ettiği gayret ve okumaları yönündeki teşvikleri, ailenin bir bütün olarak mana ve tahsil hayatlarında görülen üstünlükleri ve üstün vasıfları orta yerde açıkça görülmektedir. Buna sebep olan ise şüphesiz baba ve annedir.

Hatta Mirza Efendi’nin dördüncü evlâdı olan Said, babasının eğitime yönelik önemli bir hususiyetini ifade ederken şunları söyler: “Ben hikmet, intizam ve nizam dersini babamdan aldım.”3

Nursî ailesinin büyüğü olan Sofi Mirza’nın öne çıkan önemli özelliklerinden birisi de, ailesinin eğitimine oldukça önem vermesi olmuştur. Şöyle ki: “Büyük bir takva sahibi olan Sofi Mirza’nın en büyük özelliği hak hukuk konusunda ve haram helâl ayrımında büyük bir titizlik ve hassasiyete sahip olmasıydı. Ayrıca müte- vaziliği ve insanlara karşı olan alçakgönüllülüğü hayatının vazgeçilmez prensibi idi. Kendisi âlim olmadığı halde cinsiyet farkı gözetmeden bütün çocuklarını iyi bir medrese eğitimine teşvik etmiş ve bu sayede âlim bir aileye sahip olmuştur. Doğum tarihi konusunda herhangi bir bilgiye sahip olamadığımız Sofi Mirza’nın 1920 yılında vefat ettiği bilinmektedir. Hanımı Nuriye Hanım da takvada beyinden geri olmadığı gibi, yetiştirdiği çocuklarına verdiği tesirli derslerle, çocuklarının eğitimine büyük katkıları olmuştur.”4

Nursî ailesinin büyüğü Sofi Mirza’nın, bir çok özelliklerinden birisi de, son derece tevazu sahibi oluşuydu.

Bu özelliğini, dördüncü evlâdı Said Nursî ile alâkalı cereyan eden bir hadisede görmekteyiz:

“Bediüzzaman’ın Van’da, Vali Tahir Paşa’nın konağında kaldığı günlerdi. Bir gün basit kıyafetli bir köylünün kapıda kendisini beklediğini söylediler. Kapıya koştu. Gelen babasıydı. Bir merkeple Nurs’tan kalkmış, Van’a oğlunu görmeye gelmişti. Bediüzzaman sevinç içinde babasının ellerine sarıldı. Halini hatırını sordu. Annesi ve kardeşleri hakkında bilgi aldı. Mirza Efendi, kapıda oğluna:

– Oğlum, burada benim, senin baban olduğumu sakın kimseye söyleme, diye uyardı. Bediüzzaman babasının önüne geçip ona yol gösterdi ve içeri aldı. Salona girdiler. Vali ve şehrin diğer ileri gelenleri de oradaydı. Sofi Mirza Efendi, utanarak kapının eşiğine yakın bir yere oturdu. Bediüzzaman, uyarısına rağmen babasını topluluğa iftiharla tanıttı:

– İşte bu zat benim babam Sofi Mirza Efendi’dir. Ve babasını kapı ağzından alarak başköşeye, Vali Tahir Paşa’nın yanındaki sedire oturttu. Onun lâyık olduğu yer orasıydı.”5

Nursî ailesi ve aldıkları fıtrî eğitimleri sonucu, başta ülkemiz ve insanlığa örnek ve rehber teşkil ettiği gerçeğinin altında, böylesine muhteşem hakikatlerin var olduğu tarihin şehadetiyle sabit olmuştur.

Umarız, yönetimlerimiz ve insanımız, eğitimde bu hakikatlerden yeteri kadar nasiplenir ve nasiplendirilmeye de vesile olurlar.

Nursî ailesine mensup fertlerin eğitimleri ile alâkalı olarak, baba Sofi Mirza Efen- di’nin gösterdiği hassasiyet, anne Nuriye Hanım’da da görülmektedir.
Onun, doğduğu köy olan Bilkan ve çevresinde olduğu gibi, Nurs Köyü ve çevresinde de hanımefendiliği, bilgisi, nezih tutum ve davranışıyla, örnek bir hanım olarak görülmüş, tanınmış, saygı ve hürmete mazhar olan birçok hususiyetlere sahip olduğu Nurs Köyü’nde yaptığımız tesbitlerden de anlaşılmaktadır.

Köyde ona kısaca, Nure denilirdi. Uzaktan akraba silsilesine dahil, Nurs Köyü’nde oturan bir çok yaşlıların ifadesine göre, Nuriye Hanım evlâtlarıyla yakından alâkadar olur, onların eğitimlerine de olumlu yönde katkılarda bulunurmuş. Bu hususta, aslen Nurslu olan, İstanbul’da oturan, Sofi Mirza’nın Ağabeyi olan, Mehmi’ye dayanan A. Baki Okur’da, Nuriye Hanım’ın bu güzel hususiyetlerini, köydeki yaşlılara dayanarak bizimle paylaşmıştı.

Nuriye Hanım, aslen Hizan’a bağlı Bilkan Köyü’ndendir. Bilkan Köyü, Nurs Köyü’nün Hizan taraflarına düşer ve Nurs Köyü’nden yaya olarak gidildiğinde azamî üç saatlik bir mesafede bulunmaktadır. Evlâtlarına karşı son derece şefkatkârane davranan Nuriye Hanım’ın dördüncü evlâdı olan Said’in, annesiyle alâkalı, manidar bir beyanı mevcuttur.

“Merhamet ve acımayı annemden öğrendim” demesiyle birlikte şunları da ifade eder: “Ben dokuz yaşından beri şefkatli validemi görmediğimden, sohbetinde bulunamadım. O hürmetli muhabbetten mahrum kaldığım…”6

Evlâtlarından olan Said’in annesi ile alâkalı ifade ettiği özelliğinden de anlaşıldığı gibi, muhtereme birçok güzel ve olumlu hususiyetlere sahip olduğuydu… Nuriye Hanım bütün çocuklarını, Kur’ân ve Sünnet ışığında terbiye ederek, ilk muallim vasfını da almıştır. Nuriye Hanım’ın çocuklarının eğitimleriyle alâkalı oldukça manidar bir ifadesi de mevcuttur. Nuriye Hanım’a sorarlar; “Senin bütün çocuklarının bu kadar zeki olmasında, onların terbiye sistemindeki metodun nedir?”

O da: “Hayatımda, kadınlığa mahsus şer’i mazeretler dışında, hiçbir teheccüd namazımı kaçırmadım ve çocuklarımı abdestsiz emzirmedim” diye cevap vererek çocuk yetiştirmede ebeveynin dinî hayatının ne kadar önemli olduğu gerçeğini bizlere göstermiştir”7

1913 yılında, Nurs Köyü’nde vefat eden Nuriye Hanım’ın mezarı, Nurs Köyü Mezarlığı’ndadır. Nuriye Hanımla alâkalı yazımızı, dördüncü çocuğu olan Said’in muhtereme annesiyle alâkalı bir beyanı ve değerlendirmesiyle bitirelim.

Şöyle ki: “Ben bu seksen sene ömrümde, seksen bin zatlardan ders aldığım halde, kasem ediyorum ki, en esaslı ve sarsılmaz ve her vakit bana dersini tazeler gibi, merhum validemden aldığım telkinat ve mânevî derslerdir ki, o dersler fıtratımda, adeta maddî vücudumda çekirdekler hükmünde yerleşmiş. Sair derslerimin o çekirdekler üzerine bina edildiğini aynen görüyorum. De- mek, bir yaşımdaki fıtratıma ve ruhuma merhum validemin ders ve telkinâtını, şimdi bu seksen yaşımdaki gördüğüm büyük hakikatler içinde birer çekirdek-i esasiye müşahede ediyorum.”8

İşte günümüze fevkalâde örnek olabilecek bir ailenin, örnek bir annesi Nuriye Hanım ve eğitim anlayışı…

Bu eğitim anlayışından yararlanılması dileğimizdir.

Dipnotlar:
1- (Mafassal tarihçe-i hayat. A. KadirBadıllı. Cilt: 1. s. 60)
2- Son Şahitler: 1- s. 22.
3- A.g.e: (Muhsin Alev’in hatıralarından).
4- mehmedselimmardin.Yeni Asya: 6.5.2014.
5- (Bediüzzaman’la yaşayan öyküler: Ö. Faruk Paksu)
6- Emirdağ Lâhikası-2, s.181.
7- Mufassal Tarihçe-i Hayat, A.Kadir Badıllı:1, s. 59.
8- Lem’alar s. 247.

YAZDIR

BENZER KONUDA MAKALELER:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*