O fotoğraflar

Sözün bittiği yer… Anadolu Ajansı’nın bütün dünyaya servis ettiği fotoğraflar gündemin seyrini değiştirdi.

Zamanlama manidar, ya da değil.

Ama ortada bir gerçek var ve bütün televizyon kanallarında gösterildiği gibi, insanı “nev”inden utandıracak karelerdi bunlar. Bu görüntüler Cenevre-2’nin kaderini değiştirir mi?

Sanmıyorum. Hiçbir şeyin değişeceği yok, bütün dünya ülkesinin vurdumduymazlığı ve aymazlığı yine aynı şekilde devam edecek gibi görünüyor.

Tıpkı, Esad’ın, “sarin gazı”yla zehirlediği çocukların belgelendiği görüntüler ortaya çıktığı zaman  hiçbirşeyin değişmediği gibi, resmen “insanlık suçu” işlenmesine rağmen “görmedim, duymadım, bilmiyorum” politikası uygulanarak müthiş bir duyarsızlığa imza attılar.

Galiba, ABD’nin müdahalesi söz konusuyken birdenbire Rusya’nın yeni bir teklif teklifiyle birlikte sanki hiçbir şey olmamış gibi tekrar hayata devam etmeleri, insanı insanlığından utandırdı doğrusu.

ABD başta olmak üzere Batılı ülkeler, Ortadoğu’da iki vazgeçilmez amaç güderler. Bunlar:

-Dünya enerji arzının zarar görmemesi. Yani, enerji piyasasının istikrarının devamı…

-İsrail’in güvenliğinin garanti altına alınması.

Belki buna ilâve olarak;

-Batı’nın küresel hegemonyasının devamını ilâve edebiliriz.

Ya Birleşmiş Milletler’in katliâmlarla ilgili tavrına ne demeli?

Birleşmiş Milletler zaten “kınamak” için var. Müdahale için değil. Herhangi bir yaptırımı sözkonusu olamaz. İşine gelmediği için taşları yerinden oynatmak gibi bir derde sahip değil, dolayısıyla eski tas, eski hamam hayatlarına devam edecekler.

Meselâ Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin İnsan Haklarından Sorumlu Yardımcısı İvan Simonoviç, Güney Sudan’da çeşitli çatışma bölgelerinde yaptığı incelemelerin ardından şu açıklamayı yapmış: “Ülkede durum korkunç. Her iki tarafın katliâmlar yaptığını öğrendim. Ülkede yargısız infazlar, gelişigüzel tutuklamalar, cinsel saldırılar, çocukları çatışmaya zorlama gibi bir çok insan hakları ihlâli işleniyor” diyor.

İşte Birleşmiş Milletler’in yapısı budur.

Önce problemli bir ülkede sorun olup olmadığını “araştırır.” Sonra “tesbit” eder. Daha sonra “endişe” eder.  Ve nihayet “katliâm gerçekleştiğinde” ise, “kınama” kararı alır.

Sanki,  BM orada “gözlemci” statüsünde bulunuyormuş gibi.

Suriye’de bu güne kadar yaptıkları budur. Tıpkı, insanî müdahale bağlamında somut adım atmayı öngörmesine rağmen, Bosna-Srebrenitsa ve Ruanda katliâmları sırasında Batılı güçlerin kayıtsızlığı ve uluslar arası sistemin başarısızlığı sonrası geliştirdikleri yöntem gibi…

Esasen, bir ülke kendi sınırlar içindeki sorunları çözemiyorsa, uluslar arası müdahale yapılabilir. Ancak uygulama her zaman teorinin arkasından gelmektedir. Yani uygulanamamaktadır. Örnek mi: Libya’da Kaddafi’ye karşı uygulanan koruma sorumluluğu, nedense 100 binden fazla insanın vefat ettiği Suriye’de insanlığı karşı işlenen suçları engellemek için uygulanmadı.

BM’nin nedense uluslar arası çıkarları hep ağır bastı. Baas rejimi çiğnenmedik kırmızı çizgi bırakmamasına rağmen, BM’nin korkunç bir sessizliğe büründüğünü görebiliyoruz.

Suriye’de katledilen insanların bir kelaynak kuşu kadar da mı değeri yok?

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*