Öküz altında buzağı aramak

alt

Yıllardır bu ülkenin havasını solumuş, suyunu içmiş, ekmeğini yemiş ve bir de etiketinde “sanatçı” yazan bir kadın(cağız) “zorunlu din dersi ve başörtüsü ile ilgili” sahnede iri lâflar edivermiş. Demiş ki: “Bizi örteceğinize kendi nefsinizi terbiye edin öküzler!”

Yıllarını sanatla yoğurmuş bir şarkıcının bu tür sözleri, sahnede sarfetmesi her halde “akıl tutulması” ile izah edilebilir.

Küçük kızların örtünmesi ile ilgili alınan karar, aslında milletin uzun zamandır beklediği yasağın kalması demek… Yoksa kimse kimseye “zorla örtün” baskısı yapmıyor. Aslolan yasağın ortadan kaldırıldığıdır.

Ama olaya “azınlık” gözüyle bakıldığında, yani “terst”ten bakıldığında ortaya o kadın(cağız)ın söylediği gibi bir mantık çıkıyor.

Bu kadın(cağız) botokslu bir yüz ile ve şişik dudaklarıyla eski bestelerini ısıtıp ısıtıp sahneye verirken, bir de cürmüne bakmadan, ekser milletin inancına sahneden salla babam, küfredebiliyor ve hakaret edebiliyor.

Bu cüreti nereden alıyor sahi?

Tamam toplum seni “sanatçı” kabul etmiş, yıllardır birçok neslin dilinde senin besten dolaşıyor olabilir.

Ama sanat başka, inanç başka. Din ile sanatı birbirine karıştırırsan, zekân konusunda bir “geri”lik yaşayabilirsin. Yani kavramları birbirine karıştırırsın.

Hem tesettür, yani örtünmek bir kadın için “fıtrî” bir ihtiyaçtır. Bunu uzmanlar söylüyor. Kadının psikolojisi, biyolojisi, sosyal hayattaki yeri, aile içindeki konumu, eşiyle çocuklarıyla olan iletişimi açısından bu zarurî, hatta elzemdir.

Bu gün gazetelerin üçüncü sayfa haberlerine baktığımızda “açık-saçıklıktan” kaynaklanan “kıskançlık” haberleri ve “cinnet” haberlerini görebiliyoruz.

Hangi düşünce inanç ve mezhepten olursa olsun, kadınların ortak problemlerinden bir tanesi ne hazin ki, açık-saçıklık belâsı ve bu tür problemlerdir.

Nihayetinde zararı ne olursa olsun kadın, daima “mağdur” taraf olmaktadır.

İki kere iki dört. Bu konu “tevil” götürmez.

Bir de o kadın(cağız)ın örtünmeyle ilgili ortaya attığı bir iddia var: “Örtünmeyle küçük kadınlar topluluğu oluşturuyorsunuz” diyerek.

Peki, küçük yaştaki çocukların cinsiyetini bir malzeme olarak tüketen ve bunda hiçbir sakınca görmeyen güruh kimler acaba?

Reklâmda, müzik sektöründe, dizi filmlerde, mankenlikte kız çocuklar dişilikleri ön plana çıkaran ve “küçük kadınlar” topluluğu kimler?

Onları birer malzeme gibi kullanan, medya ve moda sektörü değil mi?

Zaten kendisi bizzat bu piyasaya adım attığında daha çocuk yaştaydı ve “minik serçe” lâkabıyla piyasaya sunulmamış mıydı? Yani bir “lolita” özentisi içinde bu sektöre adım attığını ne çabuk unuttu?

Ne yazık ki, Batı dünyasında “kadınsı” görünme 7 ila 10 yaşlarına kadar iniyor… Ne yazık ki, kozmetik ve moda sektörü minicik kızları hedef alarak “kadınsı” görünmelerini sağlıyor. Güzellik merkezleri kız çocukları için özel paketler sunuyor. Barbie oyuncaklar, hatta çizgi filmler “dişi”liği ön planta tutan karakterlerle çocuklara rol model sunuyor ve ne yazık ki, minicik kızların psikolojilerini bozuyor. Bunu ben söylemiyorum; Amerikan Psikoloji Derneği’nin hazırladığı çarşaf gibi raporlar söylüyor.

“Minik serçe” bunları nasıl görmezden gelir?

“Minik serçe” bana kalırsa, bundan sonra “öküz altında buzağı” aramamalı.

image_pdfimage_print

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*