Peygamber Efendimizde (asm) vefa duygusu

Resul-i Ekrem (asm) Efendimizin her türlü güzel duygusu da zirve yapmıştır. İşte onlardan birisi de vefa duygusudur.

Vefa sözlükte, dostluk ve sevginin gerektirdiği davranışlarda devamlı olma anlamına gelmektedir. Eski dostluğu korumaya da “vefakârlık” denir.

Bilindiği gibi Peygamber Efendimiz’in (asm) babası, Abdullah; annesi ise Vehb’in kızı Âmine’dir.

Babası, Kureyş Kabîlesinin Hâşimoğulları kolundan, annesi ise Zühreoğulları kolundandır. Her ikisinin soyu, bir kaç göbek yukarıda, “Kilâb”da birleşmektedir. Her ikisi de Mekke’nin yerlisidir.

Peygamber Efendimizin (asm) soyu, çok temiz ve çok şerefli bir soy zinciri ile Hz. İbrahim’e (as) kadar uzanır. Kâinat Hz. Muhammed’in (asm) doğumuyla sevgilisine, efendisine kavuşmuştu. Kâinatın rengi değişmiş, adeta nura bürünmüştü. Mekke ise eşsiz olaylara sahne olmuştu.

Hz. Muhammed’in (as.m) doğumundan iki ay kadar önce babası, Suriye seferinden dönerken Medine’de hastalanarak 25 yaşında vefât etmiş ve orada defnedilmişti. Peygamberimize (asm) babasından mirâs olarak beş deve, birkaç koyun, doğduğu ev ve Ümmü Eymen (Bereke) adlı bir câriye kalmıştır.

Hz. Âmine, huzurlu ve sevinçli idi. Nur topu yavrusu ona tatlı gülücükleriyle, kocasının acısını bir derece unutturuyordu. O, aynı zamanda geleceğe umutla bakmasına vesile olan bir teselli kaynağı idi. Hayatta en yakını annesinden sonra dedesi Abdülmuttalib ve amcası Ebu Talib olacaktı. Bunlar sırasıyla yetim Muhammed’e (asm) hayatta oldukları sürece kol kanat gereceklerdi.

Başlangıçta kısa bir süre onu annesi Âmine emzirdi. Sütü yetmediği için, daha sonra kısa bir süre amcası Ebû Leheb’in câriyesi Süveybe Hatun emzirdi. Süveybe Hatun daha önce Hz. Hamza’yı (ra), ondan sonra da Ebu Seleme’yi emzirmişti. Böylece amcası ile sütkardeşi olmuşlardı.

Peygamber Efendimiz (as.m) Hz. Hatice (ra) ile evlendikten sonra bu süt anneyi hiç unutmamıştır. Süt anne Süveybe Hatun fırsat buldukça Hz. Hatice’nin evine gelip giderdi. Peygamberimiz de (asm) ona çok hürmet eder ve ikramda bulunarak vefa duygusunu sürdürürdü. Gönlü onun hür ve Müslüman olmasından yanaydı.

Vefa duygusu, Peygamber Efendimizin (asm) dünyaya getirdiği güzel ahlakın temeli idi. Hz. Hatice, Ebu Leheb’e Süveybe’yi ısrarla azat etmek üzere kendisine satmasını teklif etmişti. Ebu Leheb bu teklifi kabul etmemiş ve ancak Resul-i Ekrem’in (asm) Medine’ye hicretinden sonra kendiliğinden azat etmişti. Ebu Leheb ve karısı, onun peygamberliğini tasdik etmemişler, hayatları boyunca da karşısına dikilmekten, ona zulmetmekten geri kalmamışlardı. Bu nedenle de Allah’ın lanetine maruz kalmışlardır. Bu husus Kur’an-ı Kerim’de Tebbet suresinde şöyle açıklanmaktadır:

“Kahrolsun Ebu Leheb! Zaten kahrolup gitti ısı da odun taşıyıcısı olarak beraber (ateşe) girecek. Ve boynunda da bükülmüş bir ip olduğu halde.”

Ebu Leheb, kölesinin tırnağı kadar bile değer kazanamamıştı. Kaynaklarda sadece, Süveybe Hatun’u azat etmesi nedeniyle bir miktar lutfa mazhar olduğu anlatılmaktadır.

Bir rivayette, Ebu Leheb’i ölümünden sonra rüyada Cehennemde susuzluktan feryat ettiği anlatılır. Sebebi sorulduğunda, hiçbir hayra, iyiliğe ermediğini, yalnız Süveybe’yi azat ettiğini, o da Hz. Muhammed’i (asm) emzirdiği için (iki parmağı arasındaki bir deliği göstererek) orayı emerek sulandığını söylemiştir. Dünyada dolaylı yapılan bir iyilik dahi karşılıksız kalmamaktır.

Peygamber Efendimiz (asm) Mekke’de olduğu gibi Medine’de de unutmamıştır. Hicretten sonra Süveybe’ye elbiseler göndermiştir. Resul-i Ekrem (asm) Efendimiz, Hayber’in fethinden sonra Süveybe’nin vefat ettiğini duyunca üzülmüş ve daha sonra oğlunu sormuştu. Onun da öldüğünü öğrenince, akrabalarından kimlerin yaşadığını araştırmıştır.

Resul-i Ekrem Efendimiz (asm) yalnızca ilk süt annesi Süveybe Hatuna değil, daha sonraki süt annesi Halime’ye ve “annemden sonra annem” dediği amcası Ebu Talib’in hanımı Fatıma’ya aynı vefa duygusuyla yaklaşmıştır. Hatta onların akrabalarına bile aynı ilgiyi göstermiştir. Bunu siyer kitaplarında görmek mümkündür.

İnsanlar vefalı olmalı, dostlarının eski hukukunu unutmamalıdır. İhtiyar olmuş akrabalara bakmak, hem büyük sevap almakla beraber, o ihtiyarların -ve özellikle baba ve anne ise- dualarını almak ve kalblerini hoşnut etmek ve vefâkârâne hizmet etmek, hem bu dünyadaki saadete, hem âhiretin saadetine medar olduğu, sahih rivayetler ile ve çok tarihi olaylar ile sabittir.1

Dayı ve teyze, anne; amca ve hala, baba hükmünde olduğunu düşünürsek dünya ve ahret mutluluğuna gidecek çok güzel yollar var demektir.2

Dinimizde sıla-yı rahimin emredilmesinin hikmetleri ise anlatılmakla bitmez.

Dipnotlar:

1- Bediüzzaman Said Nursi, Lem’alar, s. 220

2- Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, s. 438

 

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*