Ramazan Deyince…

Ramazan berekettir

Ramazan bir kalbin çalışmaya başlaması keyfiyetinde girer hayatımıza.

Adeta kirlilerimizi alır temizleri bırakır. Her an bu ruhu teneffüs ettirir bize, her daim bu zaman dilimini üfler. Evride ve şerayin damarları der Üstad. Atar ve toplardamarlar gibi…

Ramazan da her an bize bereketini pompalar. Biz her saniyemizi onun verdiği bereketle taçlandırırız. Bütün zaman dilimlerimizi bu bereketten istifade ederek, nasiplenerek geçiririz. Bir üssül esasımız, maden-i hayatımız olur. Sair vakitlerde görmediğimiz, hissetmediğimiz bu ruhu, Ramazanın keyfiyetiyle ortaya çıkarırız. Onun varlığı pek çok hayır getirdiği gibi, her bir anı da bereketle gelir, bereket yedirir bizlere.

Sadece yeme içmede değil, zaman, hayır, hasenat, ibadet, salih amel ve her şeyde bu bereketin nümunelerini görür, bizzat yaşarız hayatımızda. Normal vakitte yetiştiremediğimiz işler Ramazanda çok kısa sürede yetişir. Normal zamanda yetmeyen yiyecek içecek Ramazanın vüsuluyle adeta taşar. Ramazan katreleşse, ummanlaşsa, elimize damla damla yağacak olsa bereket olur, yağar. Rabbimizin merhametine nümune gibi… Rahmetine enmuzec gibi… Şefkatinin engin buduna bir nefha gibi…

Ramazan bereketiyle gelir derler büyükler. Pek çok örnekleri vardır mutlaka. İnsanın nefsinde yaşadığı, evine, dünyasına taşıdığı bereket örnekleri çoktur. Zaten bu öyle bir siner ki zamana, bu hislerden, füyûzâttan hisse almayan kalmaz.

Berekete, rahmete, Rabbimizin Kerîm ismine merhaba!

Ramazan oruçtur

Sabahın serinliği her yeri kuşatıp dem ve damarlara işlerken, bir nur iniyor gökten. Kuşatıcı bir nida, kapsayıcı bir ruh belki…

Sekinet halinin hava zerrelerine karışıp zamana kendini massettirmesi, pek çok zehri, zararlıyı yutup kendine raptetmesiyle sonuçlanıyor. Âdeta her zerre, Ramazan’ın ruhunu yaşıyor, hiçbir zararlıyı taşımıyor, ulaştırmıyor, emmiyor. Orucun bizatihi uygulayıcısı ve tatbik edicisi oluyor.

Ramazan’ın damıtılmış hali oruçta gizli. Sadece yeme içmeyi terk etme olarak görülmemesi gereken orucun, hislere, lâtifelere, hücrelere, zerrelere bakan bir yüzü, özü var. Kâinata dolan sükûnetten her bir zerrenin istifadesi var. Âleme yayılan hissiyâtlardan çiçeğin, ağacın, kuşun, mevcudâtın kamet-i kıymetince alacağı var. Orucunu tutmayan insan, mevcudata ters düşmüş, onların fıtrî hallerine yabancılaşmış olur. Akıntıya karşı kürek çekenin hali neyse, Ramazan ayında oruçtan istifade etmeyen insanın ruh hali de öyle olacaktır.

Oruçta öngörülen başta yeme içmeyi terk ile birlikte, daha başka doldurulması gereken boşluklarının salık verilmesi bundandır. Çünkü yeme içmeyi Allah’ın rızası için terk eden insan, Ramazan’ın kâinata sirayet eden bu şifabahş haline bütün bedenini ve ruhunu açmış, onun kendisini yeni baştan imar etmesine izin vermiş olur. Bu halin ahlâka ve yaşantıya katkısı olacaktır elbette. Ramazan’ın, orucun değiştiriciliğine kucak açmış insan ruhu, hayata kattığı değerlerini arttıracak, oruç tutan bütün zerrelerle insaniyete katkı sağlayacaktır.

Oruca, orucun değiştiriciliğine, oruca el açmış bekleyen âzâlarımıza, zerrelere merhaba!

Ramazan sükûnettir

Bir ince sızı yağıyor içime bir yerlerden. Bir manevî ferec bekliyorum azimle. Gözyaşım akıyor, ellerim karıncalanıyor. Bekliyorum. Biliyorum, bir yerlerden çıkıverecek rahmet bulutları. Bir çölün suya hasreti gibi bir beklenti benimkisi. Sessiz, içten, sakin…

Ramazan sakin tarafımı besliyor. Ramazan sessizliğimi haykırıyor dünyaya. Sükûnet… Bu ne yaman bir kelimedir anlayabilene. Bu ne duru bir ifadedir algılayabilene. Varlığını sadece kendisiyle anlatan bir kelimedir. Hem her şeyi anlatır, hem de hiçbir şeyi anlatmaz. Hem çok doludur, hem de bomboş. Her şeyi çıkarırsın ondan, her kelimeyle yan yana koyarsın. Hem için yandığında, hüzünle doluysan, gözlerin nemliyse gider; hem de sevinçle kıpır kıpırsan, coşkuyla yan yanaysan, bir çocuk gibi sebepsiz gülümsüyorsan. Yaşayanın sadece içini kendinin doldurduğudur aynı zamanda.

Ramazan’ın ruhu bizim ona koyduklarımızdır. Bu ayın hatırlattıkları herkesin gizli bahçesidir. Herkese hatırlattıkları, yaşattıkları farklıdır. Yaşananlar, yaşatılanlar, yaşananlardan arta kalanlar her yürekte, her gönülde farklı akis bırakır.

Sessizliğin rahatlatıcı etkisi Ramazan’da saydamlaşır, incelir ve nüfûz eder her bir mü’minin dünyasına. Yeme-içmeden teberi eden her bir nefs, kendi iç yolculuğunun baş döndürücülüğünde, bir yol tanımlar kendine. Ubûdiyete, tasaffîye, ruhî imtizaca aralar kapısını. Cenâb-ı Hakk’ın vaz’ ettiği emirleri, ritüelden öte anlamaya, kavramaya çalışır. Sessizliğiyle işler kulluk gergefini, sükûnetiyle nakışlar.

Sükûnete, sessizliğe merhaba!

Ramazan uhuvvettir

En kalın ruh hallerinden, gabî kalp çarpışlarından, nâkıslıktan, kıskançlıktan, sûi ahlâk cilvelerinden sıyrılan, süzülen pırıl pırıl bir ahlâktır uhuvvet. Birbirine kardeş olarak bakmak, yekdiğerinin ayıbını, kusurunu araştırmamak, tecessüs etmemek, hoşgörüyle bakmak, hüsnü zanla nazar etmek Efendimiz’in (asm) tesis ettiği Kur’ân ahlâkındandır, İslâm seciyesindendir, Asr-ı Saadet halindendir. Efendimiz’den (asm) bize tevarüs ve mü’mini mü’mine emanet ettiği bir nezakettir. Uhuvvet öyle yüksek bir “beraber yaşama” şemsiyesidir ki, onun altında olmayan, onun haliyle hallenmeyen İslâm’ın özünden nasiplenmemiş olanlardır. Bunların adı Müslüman da olsa ahlâk ve yaşantıları Müslüman gibi değildir. Uhuvvet hasletinden hissesi olmayanın hakikatiyle İslâm ahlâkından da hissesi yoktur.

Ramazan, ferdîleşmiş, yalnızlaşmış, yabancılaşmış ruhları birbiriyle mezc ederek şifabahş bir macun haline getiriyor. Kalpleri birbirine rabt ediyor, gönülden gönüle bir menfez açıyor, köprüler kuruyor. Ferec yaşıyor, inşirah yudumluyoruz. Aynı Allah’a inanıyor olmanın, aynı Rabb’in emriyle oruç tutmanın, aynı dergâhta aynı Kudret’e boyun büküyor, emrine inkıyad ediyor olmanın sonsuz hazzını tadıyoruz.

Beraber yaşadığımız, birbirimize baktığımız insanlarla bir ubûdiyet hâlesinde birlikte olmak, bir gönül seferberliğine dönüşüyor, tarifi imkânsız hazlar yaşatıyor bize. Yalnızlaşan, garipleşen, kimseye güvenmeyen, emn ü emânını yitiren insanlığın eline verilen bir anahtar Ramazan. Kalplere kapı açması, gönülleri aralaması ve maddî manevî ittihadı temin etmesi için…

Uhuvvete, kardeşliğe merhaba!

Ramazan zekâttır

Her damla bir denizin parçası olmak ister. Her katre kendi gibilerle birleşmek, beraber olmak ister. Rahmet de her bir şuâıyla Şems-i Ezeli’ye gitmek, onun bütünü olmak ister. Rahmetten, rahmeti verenden, Niam-ı İlâhî’den gelen ikram adına ne varsa, Allah yolunda tasadduk edilenler geriye dönecektir. Rahmetin katına, makamına, menârına… Hayır adına işlenen, sadaka adına verilen ne varsa Cennete dönecek, misliyle, misillercesiyle önümüze çıkarılacaktır. Zekât bu kaynakların annesi, İslâm’ın köprüsüdür. Verme adına ne vermişsek –bu ister mal olsun, ister dakika, sevgi, emek, vs…- hepsi, hiçbirisi kaybolmayacak, vermeyi verenin katına yükselecektir.

Allah bizi nimetlendirir, ikram eder. Pek çok kalbî, ruhî, bedenî ihtiyaçlarımızı karşılayacak ihsanlarla bizleri serfiraz kılar. Bize uğrayan, isabet eden ikramların ebedî olması, bizi terk etmemesi de onları Cenâb-ı Hakk’ın yolunda kullanabilmemize, feda edebilmemize bağlıdır. Ramazan bizim malımızı kendimize raptettiğimiz tarafımıza darbe vurur, kazanan sen değilsin der. Çalışmanın, çabalamanın rızka sahip olmak için gerekli olduğunu, ama yeterli olmadığını Ramazan’la ihtar eder.

Nasıl bu önüme konan yiyeceklere Rabbim emretmeden uzanamıyorsam, bu mülkümün de hakikî sahibi ben değilim, bunda muhtaçların da hakkı var dedirtir. Evamir-i tekviniyeye baş eğdirir, boyun büktürür, itaat ettirir. Nefsin firavunluk cephesini kırar. Nefsin en fazla zorlandığı haslet olan “verme”yi, gönül rızasıyla yaptırır, severek, memnuniyetle verdirir. Efendimiz’in (asm) “Zekât İslâmın köprüsüdür” hadis-i şerifinin bir manası da belki de böyledir.

Zekâta, vermeye, rahmete, itaate merhaba!

Ramazan aczini anlamaktır

Gecenin koyu karanlığında, zamanın imbiğini kovalıyorum. Sonsuzluğun gökyüzü hali gibi asuman. Sessiz, derin, sakin… İçine düşsen yutuverecekmiş hissi veren bu derinlik… Büyüklük deyince aklımıza gelen her şeyin yanında küçük kaldığı bir büyüklük. Allahım, acizim…

Acz öyle bir güç ki, yanında tüm güçler sıfırlanıyor. Rabb’inin hükmünü hatırlaman, itaat etmen, önünde diz çökmen, aczini derk edip keşfedebildiğin ölçüde oluyor.

Ramazan bu yönümüzü açığa çıkarıyor. Sair vakitlerde pek fark edemediğimiz, keşfedemediğimiz bir şeyi keşfediyoruz. Her şeyi yapabileceğini, her şeye hükmedeceğini zanneden ene, Ramazanda gerçek kimliğine kavuşuyor. Her şeyin sahibiymiş gibi görünen benliğimizin fotoğrafını aczle çekiyoruz. Elimizin, hayallerimizin hiç de öyle uzun olmadığı… Malik-ül Mülk’ün mülkünde sadece bir istihdam memuru olduğumuzu fark ediyoruz.

Aczini anlayan, acizliğin gücünü keşfeden, kendi havl ve kuvvetinden teberri ederek Cenab-ı Hakk’ın havl ve kuvvetine, kudretine yapışan insan, bunun mükâfatı olarak öyle bir güç kazanıyor ki, aczi en büyük şefaatçi oluyor onun için. Damlanın içindeki deryayı, ruhun içindeki aşkı buluyor. Duruluyor, sakinleşiyor, sessizleşiyor.

Bazen dualar hazinleşir, mahzunlaşır ya… Saatlerce yaptığın duayı tek bir gözyaşı damlasına yükler, akıtırsın ya… Aczin gücü de öyle bir sihir gibi. Hiçliğinde sığındığın, her şeye malik Rabbini, her işine vekil tutman, dayanman, sığınman… Bu hali, Ramazan dışında da taşısan, yaşasan kulluk merdivenleri önünde akar, her bir amelin ibadete, hayra döner.

Acze, hiçliğe, Kudret-i Ezeli’ye merhaba!

Ramazan adalettir

Sabahın alacası bir ışık tayfı gibi dolarken yüreklere, bir pırlanta buluyoruz aniden. Hiçbir yere sığmayan, hiçbir kalpte eğleşmeyen, hiç kimseyle halleşmeyen bir değer buluyoruz. Adına adalet dedikleri, uğruna pek çok şeyin terk edildiği nazlı sevgili…

Âlemi mizanıyla, hassas miyarıyla yaratan Adl-i İlâhî, insana da bunu salık vermiş, adâletle hükmetmesini emretmiş. Sünnetullah çerçevesinde âlemde hükümferma olan kanunlara tebaiyet etmezseniz kendinizden de, fıtratınızdan da çıkarsınız va’z etmiş.

Ramazan adaletle işlenerek geliyor sanki önümüze. Hayatımıza böyle bir ışıltıyla giriyor. Maişet noktasında farklı farklı şekillere tabi kılınan insanlar, Ramazan’da çizgilerine dönüyor. Vücut, yeme içmeden teberri edilmekle gereksiz kazurattan sıyrılıp dengeye kavuşuyor. Zengin, gözünde çok çok büyüttüğü malını, gerek sadaka, gerekse zekâtla fakirlere dağıtarak dengesini buluyor.

Adaletin fıtrî seyri bu şekillerde tezahür ederken şahsî dünyasında, kanunlar ve hukuk bazında işlemeyen adalet, fıtrat kanunlarına ters gideceğinden, Ramazan’ın ruhuna yakışmayacak, incitecektir. Adaletin bir anlamı da her hak sahibine hakkını vermekse, Ramazan’la müraat ettiğimiz Adl isminin tecellisinin hükümferma olmasını diliyoruz.

Âlemimizi, ruhumuzu, gönlümüzü ışıtan bu ismin parlaklığı, haksız yere zulme uğramış, mazlûm olarak çilesinin dolmasını bekleyenleri de aydınlatsın. O kadar aydınlatsın ki, onların mazlûmiyetine sebep olanlar bile bu ışıltıdan nasibini alsın, Nur’un boyasıyla boyansın.

Adalete, mizana, dengeye, Adl ismine merhaba!

Ramazan hürriyettir

Hürriyet asırlarca insanların gönlünü yakan, yüreğini perçinleyen bir sevda olmuş. Uğruna nice şiirler yazılmış, nice hikâyeler anlatılmış. O sanki güzelliğiyle, nazdâr ve niyazdâr halleriyle, cazibedar çekiciliğiyle insanlığı kendine âşık eden bir sevgili…

Üstadın hürriyet tanımları da bu benzetmeyi doğrular nitelikte. Hürriyet, Üstadın gözünde “nazenin”, emek verilmesi gereken, vahşiliklerden korkan, korunmaya ihtiyacı olan, onu isteyenlerin, onun gelmesi için yollar yapması gereken bir hanım… Hürriyet kelimesinin, kelime yapısı itibariyle müennes olmasının bunda etkisi büyük elbette. Bu da bir yönüyle ‘hürriyetin verici olması, üretken olması, indiği her yerde bir çerağ tutuşturması, başka hürriyetlerin önünü açması’ türünden kazandırdığı yan anlamlarıyla birlikte çağrışımlar yapıyor insana.

Ramazan hürriyetle yeniden barıştırır bizi. Onun gönlünü yapmamız için bize bir fırsat verir. Zira Ramazan müzekkerdir.

Kendi iradesiyle sahura kalkan, oruç tutan, orucunu bütün âzâlarına tutturan, günahlardan çekinme konusunda azamî gayret gösteren bir mü’min, hürriyetine ve iradesine sahip çıkmış, hürriyetinin önündeki engelleri bertaraf etmiş demektir.

Kendisine teklif edilen nimet ve lezzet adına ne varsa elinin tersiyle itecek, nuranî ve semavî vasıtalara dört elle yapışacaktır. İradesine, benliğine, hürriyetine sahip çıkan bir şuur, dünyası ve ukbası adına pervaz eden iki kanat gibi olacak, ebedleri kucaklayacak, uğradığı, dokunduğu her yerde çiçek açtıracaktır. Burcu burcu kokacak, elvan elvan renklendirecektir hayatını, hayatları.. Ahirete müheyya bir hale girecektir.

İradeye, benliğe, hürriyete merhaba!

Ramazan teravihtir

Akşamın tınıları yavaş yavaş kapımızı çalıp bizi farklı dünyalara dâvet ediyor. Güneşin, eteklerini süpürerek kaybolan gelin gibi yavaş yavaş kaybolması, değişik bir dünyanın sayfasını aralıyor bize. Gece… Kendine mahsus sekenesiyle, hâl ve keyfiyetiyle önümüzde arz-ı endam eden geceye, kulluğumuzla, ibadetimizle, teravihimizle tebaiyet ediyoruz.

Bize geceyi, gece sayfasını âlem-i ahirete gönderecek en özel dakikaları sunuyor teravih. Ruhuyla gönlümüzü, adıyla gecelerimizi okşuyor. Namazı, Kur’ân’ı, duâyı, birlikteliği, kardeşliği ve daha nice güzelliği tek bir amelde ifade edebiliyoruz.

Ramazan biraz da teravih için bekleniyor sanki. Çocuğunun, torununun elinden tutup camide saf tutan mü’minler, ahiretleri adına ne güzel bir görüntü veriyorlar, değil mi? Şenlenen gönüllerin ışığı yüzlere vuruyor, bedenleri ısıtıyor. Ve çocukların gözleri… İçten, samimî, sıcak bakışlarıyla, mahcup gülümsemeleriyle, masum çocuklar… Ramazan’ı, teravihi belki de en fazla o çocukların masumiyeti hak ediyor.

Her teravih yeni bir ufuk açıyor önümüze. Her namaz Efendimiz’in (asm) imametini düşündürüyor. Her kıraat, O’nun sesini ihsas ediyor. Cemaat, cami, mihrab Sahabe-i Güzîn’i.. Zaman duruyor sanki, durduruluyor. Asırlar geçiyor aradan. Özlemimiz geliyor gözlerimize, sıcak bir damla olarak akıyor. Efendimiz’in (asm) imametinde, İslâm cemaatine kıldırılan teravih namazı… Bambaşka bir iklim, bambaşka dokular yenileniyor içimizde. Gabileşen hissiyâtımız inceliyor, nezaketle mahcup düşüyor yere.

Yeni bir ruhla doluyoruz. Yeni bir heyecanla donanıyoruz. Huzuru damıtıyoruz içimize, Asr-ı Saadet’e olan hasretimizi perçinliyoruz.

Teravihe, çocuklara, masumiyete, asırlar öncesinden gelip ruhumuzu kendine rabt eden Nur’a (asm) merhaba!

Ramazan ibadettir

Ubudiyet dergâh-ı İlâhiden süzülen narin bir damla.. Daima yaş kalması, kurumaması gereken itinalı bir bakım isteyen, hassas yapısının incitilmemesi, örselenmemesi gereken bir izdüşüm belki.. O kadar konsept bir bütün ki, hiçbir cüz’ ondan ayrılmıyor. Hayatta, hayata dair ne varsa bu anaforun içine giriyor. Hiçbir iş, amel bundan ayrı değerlendirilmiyor. İbadet kavramının belli ritüellere indirgendiği zamanımızda, bu kavram da o kadar aşınmış ve incitilmiş ki…

Hâlbuki ibadet, öncelikle bir ubudiyet şuuru ister. Bu şuur önce ruhu, kalbi kabzeder, sonra şeklî bütünlüğe dönüşür. Ruhu olgunlaştırılmadan şekle dönüşen ritüeller, kalıcı olmayacak, emredilen ibadet kavramından da çok uzaklara düşecektir.

Ramazan pek çok ibadeti bir arada yaşadığımız konsantre bir şuur halidir. Her halini ibadet neşvesi ile geçirmek isteyen, Efendimiz’in (asm) sünnetiyle donatmak isteyen bir mü’min, Ramazan’ı cana minnet bilmeli, her bir zaman dilimini itinayla değerlendirmelidir.

Emre itaatin, verilene rızanın, uhuvvetin, tesanüd ve yardımlaşmanın doruk noktasına çıkması gereken bu ay, yenilenme ve diğer seneye hazırlıktır aynı zamanda. İçimizi gözden geçirme, eksik, kusur ve hatalar için Tevbe istiğfar ve aslında vücudunu ve ruhunu senelik bir bakıma alma halidir. Ruhun bedenle, bedenin âlemle ve Ramazanla uyum halidir.

Hak Teâlâ, bu ayın ruhundan, kulluğundan, şuurundan hakikatiyle feyizyâb eylesin, istifade ve istifazamızı ziyade eylesin inşallah.

İbadete, kulluğa, ubudiyet ruhuna merhaba!

Ramazan şifadır

Her bir azamız, ruhumuz, aklımız, hâsse ve duyularımız zarar görmüş bir halde giriyoruz Ramazana. Günahların, hevesatın, maddiyat ve meşguliyetin her yanımızı kuşattığı, zarardîde ettiği zamanımızda, Ramazan’ın şifabahş iklimiyle nefes alıyoruz. Binbir dertle muzdarip, binler elem ile müteellim, kırık dökük dünyamız, Ramazanın ruhuyla onarılıyor. Maddeciliğin bir taun gibi sardığı, adeta ruhları, hissiyâtı kabzedip Allah’tan kopardığı, inim inim inlettiği yüreklerimizi, Ramazanın merhemi iyileştiriyor.

Ne ulvi bir rayiha ki, girdiği yeri varlığıyla sonsuzlaştırıyor. Ne muhteşem bir hediye ki, ona kavuşanların ruhları genişliyor, kalplerine ferec yağıyor, hissiyâtı inbisat ediyor. Bir yüce zaman dilimi ki, geldiği andan itibaren iyileştiriciliğini her yere bulaştırıyor, sarıyor, massediyor. Varlığıyla temizliyor, tasaffi ediyor, arındırıyor. Hastalıklı bünyelerimiz, zerrelerimiz, hücrelerimiz Ramazanın şifasıyla iyileşiyor, necât buluyor.

On bir ayın alîlliği var üzerimizde. Masiyetin baş döndürücülüğü, cazibesi, cezbesi karşısında yarım yamalak kalışımız var. Gözümüzün yaşı, gönlümüzün tekessürü var. Her bir zamanı ayrı ızdırap, her bir dakikası ayrı maraz olan bir tabaka var. Ramazanın ruhumuzda ve toplumumuzda inşası, ihyası adına, yaralı hallerimizi bulup şifadâr merhemini sürüp iyileştirmesi adına ne söylesek az, ne anlatsak ucuz düşer. Öyle bir halin insibağ etmesi, boyasıyla boyaması, ruhuyla kanatlandırması bir mü’min için elbette cana minnet, ruha azizdir. Şifasını tadabildiğimiz, mağfiretiyle donanabildiğimiz Ramazanlar bizler için altın fırsat mesabesindedir.

Şifaya, iyileşmeye, iyileştirmeye merhaba!

Ramazan mağfirettir

Rahmetin derinliği kuşatıyor bizi. Sessizliği, sükûnu, huzuru… Bir damla iner ya gökten, diğer damlaların habercisi olan. Nahifçe, sakince, yumuşacık… Ramazan’ın mağfireti de öyle düşüyor dünyamıza. Ğufranıyla, selâmetiyle gelen Ramazan, mağfiret güllerini deriyor aynı zamanda. Günahlarla âlûde nefsimiz, arınmanın, tasaffinin doruklarında, derinliklerinde şimdi. El açtığımızda icabeti, gözyaşı döktüğümüzde aydınlandığımızı görecek kadar…

Hani bahar gelir, iner yeryüzüne. Kışın toprak altında kalıp karın, buzun, soğuğun tehacümüne maruz kalan nebât, başını uzatır, ses verir adeta. Uyanır, genişler. Çekirdekler içlerindeki küçük fideleri çıkarırlar. İnce yapraklar boy verir topraktan, ağaçlar çiçek açar.

İşte mağfiretin Ramazanda mü’minlerin gönlündeki hali de böyledir. Pıtır pıtır açan çiçekler gibi… Yeni yeni topraktan çıkmaya çalışan incecik bitkiler, yapraklar gibi… Baharın içimizde uyandırdığı kıpırtılar, canlılık gibi… Belki de Cenâb-ı Hakk’ın affetmesine, bağışlamasına köprü gibi…

Ramazan en bariz mağfiretiyle görünür kılınıyor bize. Hepimiz Allah’ın affediciliğine sığınıyor, tevbeyle ruhlarımızı arındırıyoruz. İçimizde affedileceğimize dair sonsuz bir ümit, Allah’ın merhametine sığındığımız gözyaşlarımız… “Kulum Beni nasıl tanırsa ona öyle muamele ederim” kudsî hadisiyle, biz Rabbimizi affedici tanıyoruz, yine O’na sığınıyoruz diyoruz duâlarımızla. Recânın kapısında yine O’ndan diliyor, dileniyoruz.

Ramazan bütün bu küllî haliyle, adeta hâzâ mağfiret ayıdır. Mü’min için tasaffi ve temizlenmesine, kusurunu, naksını anlamasına, hata ve günahlarını idrak edip tevbe istiğfara yapışması oranında, mağfiretten istifadesi ziyade edilecek, üzerine yağacak mağfiret katreleri onun zâd-ı ahireti olacaktır.

Mağfirete, affedilmeye, ümide ve bağışlanmaya merhaba!

Ramazan rızadır

Yine kanatlandı gökyüzü, kanatlandı bulutlar. Bir bahar gelip kurtardı ufukları. Hasretten iki büklüm kalpleri getirdi sonra. Ötelere kanat açan, altın iklimlerde pervaz eden, Cibril soluklarında mevhibeler kuşanan ruhları uyandırdı.

Ramazan enginliğiyle yakaladı bizi. Ruhlarımızı kendine celbetti. Öyle bir meftun etti ki, çektiğimiz bütün sıkıntılara O’nun cemalinin hatırı için katlandık. Bütün musîbetlere mütehammil kılındık. Gözlerimizin yaşını Ramazan sildi, kalbimizin tekessürünü giderdi. Gönüllerimize inşirah ve ferec verdi, bizi ışıttı, aydınlattı, ısıttı. “Mevlâ görelim neyler, neylerse güzel eyler” dedik. “Kahrın da hoş, lütfun da hoş” dedik. Sıkıntılar hafifledi, musîbetler küçüldü. Rabbin yolunda başımıza gelene rıza ve tahammül yönümüz genişledi. Hakta sabır, sebat ve metanet tarafımız kuvvetlendi.

Razı olduk rızayla karşılanacak ne varsa. Kemerbeste-i ubudiyet içerisinde boyun eğdik, diz çöktük Hakk’ın ve verdiklerinin karşısında. Feragât ve fedakârlığın şahikasında bulunabilme adına, diğergâmlığın ufuk noktasını yakalayabilme adına ne varsa, hepsine kapı araladık Ramazanın vüsûlüyle. Ramazan ufkumuzda tulu’ ederken, biz de tüllenmiş şafağımızla karşıladık onu. Razı olduk her bir haline, ameline.. Bizi değiştiriciliğine, donatıcılığına, büyüleyiciliğine…

Damıtılmış bir rüya gibi Ramazan. İçinde en saf duyguları barındıran, en mûtenâ hissiyâtı terennüm eden, yenilenen, yenileyen bir anafor gibi..

Ona razı olmak, rızadâde olmak, içinde milyonlarca kelebeğin birden uçuşu demek. Bütün güzelliklerin umuda, umudun ötelere, öteler ötesine dönüşmesi, evrilmesi demek. “Rabbim razı ol” diyebilmek her zerreye.

Rızaya, kanaate, mutmainliğe merhaba!

Havva Küçük Konur

YAZDIR

BENZER KONUDA MAKALELER:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*