Ramazana Hürmet

Yıl 1939…

Aralık ayı, 26. gecesi

Erzincan büyük bir zelzele ile sarsılır.

30 binden fazla insan ölür, yüz binden fazla yaralı…

Binlerce ev yerle bir olur.

Büyük bir tahribat, büyük bir musibet…

Ardından artçı sarsıntılar, hayatta kalanların yüreklerinde büyük bir korku.

Azap üstüne azap…

Üstad’a sorarlar, “niye böyle, niye bu azap, niye bu korku” diye…

Cevap bir o kadar ibretli:

“Birinci suâl: Bu zelzelenin maddî musîbetinden daha elîm, mânevî bir musîbeti olarak, şu zelzelenin devamından gelen korku ve me’yusiyet, ekser halkın ekser memlekette gece istirahatini selb ederek, dehşetli bir azab vermesi nedendir?

Yine mânevî cevap: Şöyle denildi ki: Ramazân-ı Şerîfin terâvih vaktinde, kemâl-i neş’e ve sürur ile, sarhoşçasına, gayet heveskârâne şarkıları ve bâzan kızların sesleriyle, radyo ağzıyla bu mübârek merkez-i İslâmiyetin her köşesinde câzibedarâne işittirilmesi, bu korku azabını netice verdi.”

Gördünüz mü sebebi?

Ramazan ayı gelmiş, hürmet yok, saygı yok.

Üstelik sarhoşluk almış yürümüş, eğlenceler, şarkılar…

Ahlaksızlık alenen işlenir hale gelmiş.

Netice:musibetler, depremler, seller, toprak kaymaları…

Bunları niçin yazıyoruz?

Niçin yine hatırlatma ihtiyacı duyuyoruz?

Sebebi şu:

Bu günlerde yine sarsıntılar başladı.

İstanbul’dan tutun da, ta Ege kıyılarına kadar.

Güneyde Antalya sahilleri…

Sarsıldıkça sarsılıyor.

Her sarsıntı insanların yürekleri korku salıyor.

Bu sarsıntı ciddi bir ikaz mahiyetinde.

İkaz ediyor, uyarıyor.

“Dikkat edin” diyor…

Üç ayların hürmetine, Recep ayının hürmetine, Şaban ayının hürmetine davet ediyor.

Ramazanın hürmetine davet ediyor bizleri.

Öyle değil mi gerçekten?

Yaz geldi.

Kıyılarımızda yine bin bir türlü rezillikler…

Alkol, ahlaksızlık, çirkinlikler…

Üstelik televizyonlar yolu ile bu rezillikler evlerimizin içine kadar girdi.

Cemiyet şiddetli bir bombardıman altında.

Böyle bir durumda ne olur?

Elbette ki bu durum Gayretullaha dokunur.

Yerin manyetik dengesini bozar.

Dünyada eşyayı birbirine bağlayan bağları çözer.

Ardından deprem, sel, volkan…

Aksi mümkün değil.

Tarihte binlerce hadise ile tasdik edilmiş bir durum bu.

Netice-i kelam:

Üç aylara hürmet lazım…

Ramazana hürmet lazım..

Etmeyenleri de ikaz etmek lazım..

Güzelliği tavsiye edip, şerlerden uzak durmak lazım…

Ve en önemlisi:

Her zamankinden daha çok Kuran ve Risale okumak lazım.

image_pdf

BENZER KONUDA MAKALELER:

Ahmet Said Akgül

Hakkın hatırı âlîdir; hiçbir hatıra feda edilmez!

1 Yorum

  1. Sayın Ahmet Said kardeşim, yazılarınız çok değişik ve gizlenmeye çalışılan konuları anlatıyor. Allah Allah olayların bu çepheleride varmıydı diye düşündürüyor. En ince ayrıntılarına kadar tekrar tekrar okuyoruz. Yalnız daha fazla yazı bekliyoruz. Allah sizden razı olsun. Selam ve dualarımızla kardeşiniz Ali KAN.

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*