Risale-i Nur gözüyle vesvese

Üstad Bediüzzaman Hazretleri, te’lif ettiği Kur’an’ın en müessir tefsiri olan Risale-i Nur’la, insanlara sıkıntı veren bilhassa manevi her nevi derde ve hastalıklara en tesirli devalar sunarak, dünyada dahi bir nevi Cennet hayatı olabileceğini beyan etmiştir.

İnsana sıkıntı veren ve taciz eden hallerden birisi de vesvesedir. Vesvese, mana olarak fısıltı şeklinde gizli sestir. Şeytanın insan kalbine attığı şüphelerdir. Risale-i Nur, marazi hayal olarak nitelendirdiği bu vesvese meselesini de bilhassa Yirmi birinci Söz, On birinci Mektup, On Üçüncü Lem’a, Yirmi Altıncı Mektup, Hücumat-ı Sitte, Hutuvat-ı Sitte ve Hubab Risaleleriyle en güzel bir şekilde izah ederek bu marazı kökünden kesmiştir. Hususan, Yirmi Birinci Sözün ikinci makamı, vesvesenin mahiyetini anlatarak, insan psikolojisinde yapmış olduğu baskı ve sıkıntılara şifa sunmakta ve vesvesenin insana Şeytan tarafından telkin edildiği ve hangi merhalelerden geçip insan zihnine musallat olduğunu izah ederek, insanın ümitsizliğe düşmesine mani olmaktadır.

Böylece, vesvesenin insanın kalbinin sözleri olmadığını, tamamen şeytanın fısıltısı olduğunu belirtmekte ve insanı rahatlatarak vartalardan kurtarmaktadır. Nasıl ki, kâinatta şeytanlarla melekler arasında mübareze, çatışma varsa; aynen onun gibi insanda da bu mübareze küçük daire olan kalp dairesinde de devam etmektedir. Evet, “Kalb-i insani dahi o makamlardan birisidir ki, melek-i ilham ve şeytan-ı hususi o mevkide mübareze ediyorlar”1 Büyük şeytanın adeta bir temsilciliği olan kalp tarafındaki lümme-i şeytaniye her daim vesvese ve desise yoluyla insanı doğru yoldan, haktan, hakikatten saptırmak için çalışmaktadır.

Risale-i Nur buna çare ve şifa olarak vesveseye ehemmiyet verilmemesi gereğini defaatle belirtmektedir. Çünkü “vesveseye ehemmiyet verdikçe şişer, ehemmiyet vermezsen söner. Ona büyük nazarıyla baksan büyür; küçük görsen küçülür. Korksan ağırlaşır, hasta eder; havf etmezsen hafif olur, mahfi kalır. Mahiyetini bilmezsen devam eder, yerleşir; mahiyetini bilsen, onu tanısan gider. Zira şu vesvese öyle bir şeydir ki, cehil onu davet eder, ilim onu tard eder. Tanımazsan gelir, tanısan gider.”2 Bu yüzden Risale-i Nur, vesvesenin ancak ilim yoluyla def edileceğini belirtmektedir. Yoksa o vesvese musibetli bir vesvese haline gelip, insana muzır ve müz’iç olacaktır. Çünkü “şeytan kalp üstündeki lümmesi cihetinde, Cenab-ı Hak hakkında fena sözler söyler. O adam zanneder ki, onun kalbi bozulmuş ki böyle söylüyor; titriyor. Hâlbuki onun titremesi ve korkması ve âdem-i rızası delildir ki, o sözler kalbinden gelmiyor. Belki lümme-i şeytaniden geliyor veya şeytan tarafından ihtar ve tahayyül ediliyor”3 Bu sebeple bilhassa Risale-i Nur yoluyla ve onun rehberliğinde vesvesenin mahiyeti öğrenilirse tehlike ihtimali ortadan kalkar.

Risale-i Nur, vesvesenin her türlüsünü “Beş Vecih” altında izah ederek hayali şüphelerin ve ihtimallerin hakikat olmadığını ifşa etmekte ve çok faydalı bir terapi ve tedavi yapmaktadır. Şeytanın evvela küfür şüphesini kalbe attığını, orada muvaffak olamayınca faaliyetini hayalde şetim yani çirkin manzara ve sözler şeklinde devam ettirdiğine dikkat çekmektedir.

Çünkü küfür yani inkârcılık imana zıttır, şetim ise ahlaka ve edebe muhaliftir. “İnsan kalben ve fikren hakaik-i İlahiyeye bakıp düşündüğü zaman, bilhâssa namaz ve ibadet esnasında, gerek şeytan tarafından, gerek nefsi tarafından pek fena, pis ve çirkin vesveseler, hatıralar, sinekler gibi kalbe, akla hücum ederler. Bu gibi hevaî, vehmî ve çirkin şeylerin def’iyle uğraşan adam, o vesveselere mağlub olur. Ancak onları mağlub edip kaçırmak çaresi, müdafaayı terk edip onlar ile uğraşmamaktır. Evet, arılar ile uğraşıldıkça onlar hücumlarını arttırırlar. Onlara karışılmadığı takdirde, insanı terkeder, giderler. Hem de o gibi vesveselerin, ne hakaik-i İlahiyeye ve ne de senin kalbine bir mazarratı yoktur. Evet, pis bir menzilin deliklerinden semanın güneş ve yıldızlarına, cennetin gül ve çiçeklerine bakılırsa, o deliklerdeki pislik ne bakana ve ne de bakılana bulaşmaz. Ve fena bir tesir etmez.”4 “Nasılki âyinede yılanın sureti ısırmaz ve ateşin misali yandırmaz ve murdarın aksi, telvis etmez. Öyle de: Hayal veya fikir âyinesinde küfriyatın ve şirkin akisleri ve dalaletin gölgeleri ve şetimli çirkin sözlerin hayalleri, itikadı bozmaz, imanı tağyir etmez, hürmetli edebi kırmaz.”5

Aslında, gerek şeytan ve vesveseleri, gerek nefis ve heva, gerek sair muzır ve şer olan şeyler, imtihan muktezası olarak insanın kemalâtı ve terakkisi için yaratılmışlardır. Cenab-ı Hak, Hâkim-i Mutlak olduğundan her şeyi en güzel ve faideli bir şekilde yaratmıştır. Bu hakikate binaen, “Şeytanın vücudunda cüz’i şerlerle beraber birçok makasıd-ı Hayriye-i külliye ve kemalat-ı insaniye vardır”6 Hem “asl-ı vesvese teyakkuza sebebdir, taharriye dâîdir, ciddiyete vesiledir. Lâkaydlığı atar, tehavünü def’eder. Onun için Hakîm-i Mutlak, şu dâr-ı imtihanda, şu meydan-ı müsabakada bize bir kamçı-yı teşvik olarak, vesveseyi şeytanın eline vermiş. Beşerin başına vuruyor. Şayet ziyade incitse, Hakîm-i Rahîm’e şekva etmeli, “Eûzü billahi mineşşeytanirracim” demeli.”7

Risale-i Nur, şeytanın her türlü vesvese ve desiselerine karşı “İşte ey şeytanın desiselerine mübtela olan bîçare insan! Hayat-ı diniye, hayat-ı şahsiye ve hayat-ı içtimaiyenin selâmetini dilersen ve sıhhat-ı fikir ve istikamet-i nazar ve selâmet-i kalb istersen; muhkemat-ı Kur’aniyenin mizanlarıyla ve Sünnet-i Seniyenin terazileriyle a’mal ve hatıratını tart ve Kur’anı ve Sünnet-i Seniyeyi daima rehber yap ve “Euzubillahimineşşeytanirracim”de, Cenab-ı Hakk’a ilticada bulun.”8 deyip, şifa için ayrıca “Kuran-ı Mu’cizü’l beyanın en ahirki suresi ve ‘Euzubillahimineşşeytanirracim’in mufassalı ve madeni olan Nas suresini adres olarak göstermektedir.9

Dipnot:
1-Lem’alar 671,
2-Sözler 433,
3-Lem’alar 218,
4-Mesnevi-i Nuriye 153,
5- Lem’alar 216,
6-age.210,
7-Sözler 441,
8- Lem’alar 242,
9-age.242

YAZDIR

BENZER KONUDA MAKALELER:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*