Risale-i Nur hizmetinde müdebbirin prensip kaynağı

Risale-i Nur terminolojisinde geçen “müdebbir” tabiri, Nur Risaleleri ile yapılan iman hizmetinin tatbikinde, tedbiri alan ve yapan kişiyi ifade etmektedir.

Vâkıflık, bu terimi de ihtiva eden daha geniş kapsamlıdır, onu ayrı tutmak lâzımdır.

İş ve davranışların sonunu inceden inceye düşünerek hareket eden, tedbirli davranan müdebbir, içerisinde bulunduğu cemiyette Risale-i Nur’un lâhikalarındaki prensipler istikametinde iman hizmetini yapar. Kalb dairesinden memleket ve dünya dairesindeki konularla alâkalı meseleleri, yeri zamanı ve makamı geldikçe yaşar ve anlatır.

İman hizmeti kişiye bağlı değildir, ama kişilerle yapılır. Şahıs değil, şahs-ı manevî esas alınır. Şahıs fânidir, hata yapabilir, ama şahs-ı manevî daha uzun ömürlü ve daha isabetlidir. Ferdî şahıs ne kadar dahî de olsa cemaatin şahs-ı manevîsi daha ehemmiyetlidir. O şahıs ancak şahs-ı manevînin temsilcisi olabilir. İşte hemen her hizmet beldesindeki müdebbir, oradaki cemaatin şahs-ı manevîsinin mümessilidir.

Allah’ın “Hâkim” ve “Hakîm” isminin tecellisi bir mânâda müdebbirde tezahür etmektedir. Müdebbir, şahs-ı manevîyi temsilen hâkim makamında olmalıdır ki alınacak tedbir ve yapılacak işleri hikmetlice yürütsün. Bu mânâda müdebbir hem hâkim ve hem de hakîm noktasında sorumludur. Hâkimiyeti, işlerin yürümesi; hakîmiyeti ise hikmetle hareket edilmesi istikametinde kullanmalı, kesinlikle nefsî mânâda hükmetmemelidir. Bu mânâdaki hareketler meşveretle tayin edilmelidir.

Risale-i Nur Külliyatı’nın Lâhikaları ve müdafaaları müdebbirin, prensip kaynağıdır. Ağabeylerin hatıraları bu konuda yaşanan ve ders alınması gereken tecrübelerdir.

Lâhikalarda okunan prensiplerin farklı anlamalarla ihtilâfa düşmenin önü, istişare ile alınır ve istikamet kazandırılır, ittifak sağlanır. Âyetle yapılması emredilen ve dolayısıyla âdeta bir ibadet olan istişare, Nur Mesleğinde pek ziyade ehemmiyetlidir.

Lâhikaları ikinci plâna atmak, sadece ve yalnızca iman hakikatlerini okumayı tavsiye etmek, Risale-i Nur’u tam anlayamamaktır. İman hakikatleri bir gemi, Lâhikalar ise pusulasıdır.

Bediüzzaman ve Talebelerine, başından beri çeşitli desiselerle yapılan ifsatlar, Allah’ın izniyle Risale-i Nur’daki prensiplerin istişarelerle görüşülüp uhuvvet, tesanüt ve ihlâsla uygulanmasıyla def’edilmiştir. Mü’minler arasındaki uhuvvetin tesisiyle İttihad-ı İslâm’ın temin edilmesi ile imansızlık tehlikesine karşı matbuat lisanıyla hizmetin yapılmasına yönelik bütün tedbirler müdebbirin vazifeleri cümlesindendir. Bunları da değil dünya işlerine âlet etmek, siper etmek, ahirette makam kazanmak için bile değil, sadece Allah rızası için yapar.

Allah’ın vazifesine karışmadan, iştirak-ı amal-i uhreviye denilen ahiret işlerinde müşterek hareket ederek bir iken bin kuvvetinde olur. İman hakikatlerinin neşrinde, sünnete ittibada, kebairden içtinaptaki takvalarıyla müdebbirler, kardeşlerinin başında esas vazifeli sayılırlar.

Risale-i Nur tarihinde müdebbir denilince, akla gelen ilk isim Zübeyir Gündüzalp Ağabeydir. Onun hayatını bütünüyle okuyan, bilen ve anlayan bu noktadaki tedbirimize hak verir. Üstad Bediüzzaman’ın, Zübeyir Ağabey’e ziyade ehemmiyet vermesini bu noktada değerlendirmek yerinde olur. Dolayısıyla prensip kaynağı olan Risale-i Nur ile iman hizmetinde Zübeyir Ağabeyin tesbit, tavsiye ve uygulamaları, müdebbir ve vâkıflara emsal teşkil etmektedir.

 

BENZER KONUDA MAKALELER:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*