Anasayfa Risale-i Nur Enstitü Yazıları Cemil Meriç, Said Nursî ve Risale-i Nur’un dili
Cemil Meriç, Said Nursî ve Risale-i Nur’un dili Yazdır e-Posta
Risale-i Nur Enstitüsü tarafından yazıldı.   
Salı, 21 Şubat 2012 00:01


Cemil Meriç, ancak hayatının ileri yaşlarında tanıyabildiği Said Nursî’yi böyle tarif etti. Onu, deccal karşısında imanın remzi, işareti; mü’minin duruşunu temsil eden asil bir sembol olarak gördüğü için de, soruldukça hep o tarafını nazara verdi.

CEMİL MERİÇ, SAİD NURSî VE RİSÂLE-İ NUR’UN DİLİ

“Said Nursî: Deccal’lere meydan okuyan imanın remzi.”


Cemil Meriç, ancak hayatının ileri yaşlarında tanıyabildiği Said Nursî’yi böyle tarif etti. Onu, deccal karşısında imanın remzi, işareti; mü’minin duruşunu temsil eden asil bir sembol olarak gördüğü için de, soruldukça hep o tarafını nazara verdi.

Altmışlı yıllara kadar onunla aynı zaman içinde yaşadığı halde, zıt bir dünya görüşü taşıdığından olsa gerek, adını duymamış, duymuşsa da dikkat etmemiş, mücadelesinden haberdar olmamış, eserlerini okumamıştı.

Bediüzzaman Said Nursî’den ilk defa, kendisini ziyarete gelen Sedat Yenigün adlı üniversiteli bir genç bahsetti. Sedat, anlattıklarını Cemil Meriç’in ilgi ile dinlediğini görünce yanında getirdiği Gençlik Rehberi’ni çıkardı ve bazı bahisler okumaya başladı.

Duyduğu her cümle, onun idrakini hareketlendirdi, her bahis hislerini hayretler içinde bıraktı. Doğu ve Batı medeniyetinin temelini teşkil eden binlerce kitap okumuş, makale yazmış, eser vermiş bir mütefekkir, ilk defa bir şahsı ve eserlerini geç tanımaktan duyduğu bedbahtlığı ifade ediyordu:

“Bediüzzaman’ı ve eserlerini on yıl evvel tanımamanın bedbahtlığı içindeyim.”
O zamana kadar hiçbir aydından, mütefekkirden veya sıfatlı, rütbeli kişiden duymadıkları bu samimî itiraf, Nurcuları harekete geçirmeye yetti. Haftanın muayyen günlerinde Cemil Bey’in evine gidip ona Risâle-i Nur’dan parçalar okumayı kendilerine vazife addettiler.

Bir süre bu vazifeyi Sedat Yenigün yaptı. O anarşistler tarafından şehit edilince vazifeyi Muhsin Demirel, Mehmed Paksu, Necmeddin Şahiner, Rüştü Onduk gibi Nur Talebesi gençler devam ettirdiler.

Onlar okudukça Cemil Beyin hayret hisleri eksilmedi, arttı. Said Nursî’nin hayatı ile düşünceleri arasında hiçbir tenakuzun olmadığını, hayatına nasıl başladı ise eserlerine öyle aksettirdiğini, nasıl yazdı ise ölünceye kadar da öyle yaşadığını anlayınca hayret hisleri hayranlık halini aldı.

Fakat onun hayran kalmaya değil bilmeye, öğrenmeye ihtiyacı vardı. Kendisini sık sık ziyaret eden Nurcuların, Said Nursî’yi nasıl tanıdığına dair sorularına verdiği cevap da bu hissinin samimî ifadesi idi.

“Cevabım bir günahın itirafına benzeyecek. Esefle arz edeyim ki, Bediüzzaman gibi Türk insanının şuuraltına işlemiş ve kalabalıkların ruh dünyasını yoğurmuş, uğrunda büyük fedakârlıklara katlanmış, bir kelime ile çağımızın ma’şer-i vicdanında büyük akisler uyandırmış bir fikir ve dâvâ adamını bütün cepheleriyle tanımıyorum. Bediüzzaman benim için sisler arkasındadır. Bu yalnız benim değil bütün aydınların ortak günahı.” (N. Şahiner. Aydınlar Kanuşuyor. YAY. İstanbul 1977, s: 58)

Cemil Meriç, kendisini de, aydınları da bu vebalden kurtarmak için ciddî bir araştırmanın içine girdi. Said Nursî hakkında yazılan fazla eser olmadığı için Nur Talebesi gençlerin yanına daha sık gelmelerini ve Bediüzzaman’dan bahsedip risâle okumalarını bekledi.

Bu görüşmelerde ve risâle okuma fasıllarında bazı tartışmalar yaşanmış olmalı ki, zaman zaman ‘Nurcular sıkıntılarımı arttırıyor. Hoş göründükleri de yok ya’ (Jurnal 2. s: 313) şeklinde serzenişlerde bulundu ise de hep daha sık gelmelerini bekledi ve yollarını gözledi.

Nur Talebeleri de bazen birkaç kişi halinde, bazen münferiden onun ziyaretine geldiler. Onların anlattıklarından ve okudukları risâlelerden anladığı kadarının bile, Said Nursî’ye karşı duyduğu hayranlığı teyit etmeye yettiğini gördü.

Kendisi de çeşitli baskılara, zulümlere uğradığından, o hayranlık hissinde, Bediüzzaman’ın dâvâsı için maruz kaldığı her zulme, her kahra, her cefaya, her eziyete göğüs gererek mücadele eden büyük bir dâvâ adamı olduğunu bilmesinin de tesiri vardı.

Onun için kendisine sorulan bir soruya “Yakın tarihimiz, çeşitli felâketler ve musîbetlerle uyuşan geniş halk tabakalarına Hakkın ve İslâmî şuurun sesini haykıran tek bir mücahid tanımıştır: Bediüzzaman Said Nursî” (Nurculuk Nedir 17) dedi.

Bu bir iddia idi. Sözü burada bırakmanın kendisine yakışmayacağını, muhataplarını da ikna etmeyeceğini düşünerek iddiasını isbat etmek maksadıyla kanaatinin dayandığı temelleri sıraladı.   

“Söndürülmek istenen mukaddes ateş, onun güçlü nefesi ile meşaleleşir. Anadolu insanının gönlünde bir remiz olur. Said Nursî: Deccal’lere meydan okuyan imanın remzi. Karanlıkta bırakılan nesiller, Nur Risâlelerini heceleyerek şuurlanırlar. Said Nursî’nin kuvveti yalnız hafızasından, yalnız bilgisinden, yalnız büyük cedel kabiliyetinden gelmiyor. Cesarete susayan insanımız, an’anevî irfanının bu pervasız temsilcisinde, asırlardır aradığı ihlâsı, feragati, bir dâvâ uğruna nefsini feda etmek celâdetini de buldu.” (Age, s. 12)

Bu sözler ona millet ekseriyetinin de hayran olduğunun ifadesiydi. Said Nursî’nin, Türk insanına kendi sesi ile seslenmesi, kendi değerlerini hatırlatması, kendi iklimini ifşa etmesi, millet ekseriyetinin onu sevmesini ve nesillerin hafızasında taht kurmasını sağlamıştı.

Bu sayede kalabalıkları şuurlandırmış, millete hakikî benliğini kazandırmış, tarihî mefahirlerini hatırlatmış, hali maziye bağlamış ve yazdığı Risâle-i Nur Külliyatı adlı Kur’ân tefsiri ile zihinlerde çıkarılmak istenen ‘iman anarşisine’ son vermişti.

Milleti ve din kardeşleri için bunları yapan Said Nursî, aynı zamanda cihanşümul bir dünya görüşünün yayıcısı idi. Bu yönü ile kendisini belli bir kültür seviyesinin üzerinde gören münevverlerin de onu kabullenmesi, sahiplenmesi ve saygı duyması gerekirdi.

Bu gerçeği “Said Nursî, bir dünya görüşünün yayıcısıdır. Bu dünya görüşüne katılsın katılmasın, her namuslu insanın vazifesi; bu toprağın bağrından fışkıran, selâbet, metanet, ciddiyet ve samimiyetini asırların ihtimamından geçirerek isbat etmiş bulunan İslâmî düşünceleri tamim ve neşretmektir” (Aydınlar Konuşuyor, s: 59) diye ifade eden Cemil Bey, aydın çevrelerde bu medenî anlayışı göremediği için üzüldü.

Onun nazarında bu tavır ‘tenkidin yerini cebre terk etme’ acziyetinin ifadesi idi. Böyle tavırlar, ‘yekpare, kesif, ağaçları birbirine kaynaşmış bir havariler ormanı’ olan Nurculara pek bir şey kaybettirmezdi. Onlar fert ve cemaat olarak mutlu bir şekilde ‘adalarında hayatlarına devam ederlerdi’.
Bazı çevreler onların inançlarına inançla, fikirlerine fikirle mukabele edemedikleri için onları yok farz ediyorlar ve yapılan zulme ses çıkarmıyorlardı. Nurcuları yok farz etme gafletinden kurtulmanın yolu, onlar hakkında resmî iddialara dayanarak hüküm vermekten ziyade Said Nursî’yi daha iyi tanımaktan geçiyordu. O da ancak eserlerini dikkatle okumakla mümkündü.

Cemil Meriç, aydın çevrelerde göremediği tanıma hamlesini kendisi yaparak ‘Risâle-i Nur’a muhabbet ve tecessüsle eğildi.’ Üslûbunu biraz ‘kusurlu’ bulmakla birlikte, benzerine pek rastlanmayan düşüncelerle dolu bir hazine olduğunu fark etti ve ‘büyük bir hürmetle, muhabbetle, can kulağı ile dinledi.’

“Bediüzzaman ve eserleri, bütün Cumhuriyet nesilleri gibi bizim de hakikate kapalı gözlerimizi açtı ve uyandırdı. Hakikatin çok cepheli olduğunu bir kere daha anlamış oldum. Bu hakikati ancak Bediüzzaman gibi müstesna zâtlar söyleyebilir. Biz ancak hakikati sevebiliriz. Tasvip ve takdir edebilirsek bize ne mutlu.” (Nurculuk Nedir s: 14)

Kendisi bu sözlerle ifade ettiği mutluluğu yaşamıştı, ama aydınların o hazineye alâkasızlığı ‘tam bir yüz karası’ idi. Cemil Bey, bu mesele üzerinde düşündükçe Risâle-i Nur’un yaptığı tarihî bir mukavemeti müşahede etti.

Resmî ideolojinin eli ile icra edilen teceddüt dalgası karşısında İslâm’ın, imanın, dilin ve insanlığın mukavemeti idi bu. Tanzimat hareketinden sonra karşısına çıkan her değeri yıkan yenileşme hareketi, ‘ilk defa tahkikî imanın kalesi olan Nurların önünde gerilemişti.’

Buna rağmen bazı çevrelerin, Risâle-i Nur’un etrafında kenetlenerek cemaat kuvveti kazanan Nurcuları, ‘değersiz insanların, gerçek değerlere karşı duyduğu kin’ olarak gördüğü baskılarla, zulümlerle sindirmeye çalışmaları karşısında sessiz kalmadı.

“Said Nursî’nin risâlelerini okumak için toplanan üç beş vatandaşın tevkifi, tabiî hukuk bakımından hamakatle kaynaşan bir cinayettir. Ahlâksızlığın, bencilliğin, kayıtsızlığın ferman ferma olduğu bir ülkede bir kitabı, ahlâktan, insanlıktan bahseden bir kitabı okuyanlar ancak takdire lâyıktır.” (Jurnal 1 s: 62)

Yanına gelenlerle yaptığı sohbetlerde ve seyrek de olsa gittiği muhabbet meclislerinde yeri geldikçe bu gibi ifadelerle Nurculara reva görülen muamelenin hukuka aykırı olduğunu ve insanlığa sığmadığını anlatmaya çalıştı.

Bu hususta muhatap olduğu aydın zümreye mensup kişiler, akademisyenler ve bürokratlar sessiz kalınca canı sıkıldı. Resmî ideoloji mensupları, onlara yapılan zulümlerin benzerlerini, bir zamanlar kendisine de yaptıkları için Nurcuları çok daha iyi anlıyordu. İçinde bulunduğu bu hissin tesiriyle sitem oklarını yine zulme sessiz kalan aydınlara çevirdi.

“Her aydınlığı yangın sanıp söndürmeye koşan zavallı insanlarım, karanlığa o kadar alışmışsınız ki, yıldızlar bile rahatsız ediyor sizi. Aydın gölgesinden korkuyor. Kafası ile düşünen adamın tutunabileceği dal yok” (A.g.e. s: 79) diyerek yangınla aydınlığın farkını göstermeye çalıştı.

Haddizatında, bu hususta konuştuğu insanların çoğunun kendisi gibi düşündüğünden emindi. Lâkin kimi imkân peşinde koştuğu, kimi unvan derdine düştüğü, gücü elinde bulunduranlar da onları hak edenlere değil emirlerini yerine getirenlere verdikleri için sessiz kalıyorlardı.

Onlar yalnız Nurculara veya diğer milliyetçi, muhafazakâr çevrelere karşı o tavrı takınmıyorlardı. Aralarında, üniversitede profesörlük unvanını alabilmek için sosyalizm hakkında yazdığı kitabı yayınlatmayanlar bile vardı.

Çevresindeki insanların arasında milliyetçileri, mukaddesatçıları irticacı olarak değerlendirip yapılanları haklı görenler de yok değildi. Hatta en yakın dostlarından bazıları, o camianın çıkardığı dergilere yazı verdiği için onları küçümseyip kendisini suçlayan bir tavır içine girmişlerdi.

Kimi o camiaya mensup insanları tanımadığından, kimi de onların savunduğu dünya görüşüne karşı olduğu için yapıyordu o hareketleri. İlmî ve fikrî haysiyete sahip olanlarsa, anlatıldığı zaman dinleyip kanaatini değiştirebilecek olgunlukta görünüyorlardı.

Bu kanaat, Cemil Beyi cesaretlendirdi. Müfrit Marksistlere, aşırı solculara, katı Kemalistlere değilse bile, zaman zaman ziyaretine gelen mutedil akademisyenlere her vesile ile Said Nursî’den bahsetti.

Onlardan biri de Boğaziçi Üniversitesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. Şerif Mardin’di. O, uzun zamandır tanıdığı, ilmî vukufiyetinden emin olduğu ve medenî cesaretine güvendiği haysiyetli bir ilim adamı idi.

“Yakın düşünce tarihimizle yakından alâkadarsınız. Meselâ Bediüzzaman’ın hayatı ve eserleriyle neden uğraşmıyorsunuz?” dedi bir seferinde.
“Doğru” diyerek hak verdi o da. (Nurculuk Nedir. s: 15)

Bu tavsiye yepyeni bir çalışma sahası açtı Şerif Mardin’in önüne. İlk olarak Risâle-i Nur Külliyatını inceledi. Ardından Said Nursî’nin hayatını anlatan eserleri okudu, yetiştirdiği talebeleri ile görüştü.

Yıllarca bazı Nur Talebelerinin refakatinde ülkenin ve dünyanın değişik yerlerinde faaliyet gösteren Nur medreselerine giderek cemaatin hizmetlerini ve hareketin işleyişini takip etti.

‘Modern Türkiye’de din ve toplumsal değişim’ meselesini işlediği ve önce Amerika’da İngilizce olarak neşredilen, bilâhare Türkçeye çevrilip İstanbul’da yayınlanan Bediüzzaman Said Nursî Olayı adlı eserini yazdı.

Eserin önsözünde “Eğer Cemil Meriç bir din âlimi kimliğiyle yaptığı katkılar konusunda dikkatimi çekmemiş olsaydı, Said Nursî’yi bir araştırma alanı olarak seçmezdim. Bana açıp, paylaşmama izin verdiği görüşleri için Meriç’e hep minnettar kalacağım” diyerek Cemil Meriç’e teşekkür etti. (Şerif Mardin. Bediüzzaman Said Nursî Olayı. İletişim. İstanbul 1992 s: 8)

Cemil Meriç gibi Şerif Mardin’in ilgisi de sadece Bediüzzaman Said Nursî’nin hayatının seyrine münhasır kalmadı. Eserinde Bediüzzaman’ın biyografisinin yanı sıra Nur Hareketinin işleyişini ve gelişmesini de sosyolojik açıdan incelediği ilmî değerlendirmelerde bulundu.

Yaptığı çalışmalar, görüşmeler ve seyahatler sırasında Risâle-i Nur Külliyatını gözden geçirmiş, bazı bahisleri okumuş veya iştirak ettiği derslerde dinlemişti. Fakat o bunlarla iktifa etmedi. Risâle-i Nur’u bir defa daha okuyarak muhtevası ile birlikte diline, üslûbuna, belâgatine, i’cazına da âşinâ oldu ve bazı yönlerine sosyolojik yorumlar getirdi.

Meselâ; o, Cemil Beyin biraz ‘kusurlu’ bulduğu üslûbun, sadece Said Nursî’nin devraldığı mirastan değil, ‘belli bir mantık sırası izleyen eğitim geleneğinde görülene kıyasla, semboller ve mecazların, tanımlanması mümkün olmayan anlamlarla daha fazla yükselmesinden ve dinleyicilerin de buna hazır olmalarından’ ileri geldiğini söyledi.

“Said Nursî’nin büyülü üslûbunun, kendisine taraftar kazanılmasında halen önemli bir rol oynadığını göstermektedir. Said Nursî’nin kıvraklığının, sarsıcı üslûbunun ve gramer kurallarına aykırı cümlelerinin çekici etkisinin kavranılması, devletin finanse ettiği ehl-i sünnet Müslüman elit kuruluşu olan İlâhiyat Fakültesi’nden mezun olanlar için güçtür. İmâlı ve yüzeysel tarzda örtük nitelikler de taşısa, Bilge’nin üslûbu, yeni izleyicilerin kazanılmasında inkâr edilmez bir güç oluşturmuştur.” (A.g.e. s: 280)

Said Nursî’nin üslûbunun ve Risâle-i Nur’un dilinin insanlar üzerindeki tesirini bu sözlerle ifade eden Şerif Mardin, bu tesirin, ‘on dokuzuncu yüzyılın elektrik ve termodinamiği ile ilgili konuşma tarzı, yani kavramlaştırma tarzının Risâle-i Nur’un diline girmesinden, Türkçe cümlelerine özel bir âhenk veren Arapçalaşmış zengin kelime haznesinden ve Kur’ân’ın üslûbunu çağrıştıran yönler bulunmasından’ (A.g.e. s: 280) ileri geldiğini ifade eden kendine has ilmî tesbitler yaptı.

Şerif Mardin gibi pek çok ilim, fikir, düşünce adamı, akademisyen, bürokrat üzerinde müsbet tesirler husûle getiren Cemil Meriç, Said Nursî’nin üslûbuna, Risâle-i Nur’un diline, Nur Hareketinin teşekkülüne ve fiilî işleyişine de hususî bir ilgi gösterdi.

Kendisine Risâle-i Nur ilk okunduğu zaman belki de okuyanların tarz ve telâffuzlarından ileri gelen hissî bir yaklaşımla Said Nursî’nin üslûbuna âşinâ olmakta biraz zorlanmıştı.

Okuma fasılları devam ettikçe “Bediüzzaman ister istemez feyz aldığı medresenin girift ve çarpık ifade tarzından kurtulamıyor” (Aydınlar Konuşuyor. 58) diyerek ifade ettiği o kanaati değişti. “Risâle-i Nur’da üslûp ile mânâ tam bir âhenk halindedir. Denizin suyunda tuzla su nasıl kaynaşmışsa, Nur eserlerinde de mânâ ile üslûp o şekilde kaynaşmıştır” (Nurculuk Nedir s: 18) gibi ifadelerle kanaatlerini alenen tashih etmekten çekinmedi.

Cemil Meriç’in, Said Nursî’yi tanımaya çalıştığı, Risâle-i Nur’la ciddî mânâda meşgul olduğu ve kanaatlerini açık yüreklilikle, merdâne ifade ettiği günlerde, bazı çevreler Risâle-i Nur’un dili üzerinde bazı istifhamlar uyandırma gayreti içine girmişlerdi.

Bediüzzaman’ın rahle-i tedrisinde yetişen ve hizmetinde bulunan talebeleri o teşebbüslere birlikte neşrettikleri lâhika mektupları ile cevap vermeye çalıştılarsa da camianın dışındaki insanlar üzerinde fazla tesirli olamadılar.

Bunun üzerine Nur Hareketinin naşir-i efkârı olan ve o günlerde Yeni Nesil adı ile yayınlanan Yeni Asya gazetesinin muhabirleri, meselenin mütehassısı olan aydınların görüşlerini sordular. Lâkin her vesile ile her sahada konuşan pek çok kişi kanaatini beyan etmekten çekindi.

Bu hususta en güçlü ses yine Cemil Meriç’ten geldi. Necmeddin Şahiner’in, Risâle-i Nur’un dili hakkında sorduğu sorulara ‘her eserin kendi dili ile doğduğunu, milletimize Rabbanî bir iltifat olan Risâle-i Nur’un dilinin Kur’ânî, İslâmî bir lisan olduğunu, Risâle-i Nur’un kelimeleri ile oynamaya kimsenin hakkının olmadığını’ ifade etti.

O da biliyordu söylediği sözlerin ona muhalif çevreleri rahatsız edeceğini. Muhataplarının, Risâle-i Nur üzerinde yapılacak tahlil ve tefsir çalışmalarına karşı olduğu zehabına kapılmalarına fırsat vermemek için de sözlerini biraz daha netleştirdi:

“Bediüzzaman Said Nursî’nin eserlerini, ancak Said Nursî kabiliyetinde ve İslâmî kelime hazinesini onun kadar iyi bilen birisi nihayet tevil ve tefsire kalkışabilir. Bunu da ne kadar yapabileceği, yaptıktan sonra belli olur.” (Nurculuk Nedir s: 17)

Tarihî cihetini, ‘Büyük bir imparatorluğun son sözleri’ diye tavsif ettiği Risâle-i Nur’u Türk dilinin temel eserlerinden biri olarak kabul eden Cemil Meriç’e göre o eserlerin Türkçe telif edilmesi, millet için olduğu kadar dil ve düşünce dünyası için de büyük bir kazançtı.

Nitekim dili tahrip edilerek inancı, mânevî değerleri ve mazisi ile bağlarından koparılıp ‘bir toz yığını’ hâline getirilmek istenen millet, resmî baskılara, fiilî zorluklara ve maddî sıkıntılara göğüs gererek Nurları sahiplenmişti.

Ekseriyeti kırlarda, köylerde yaşayan ve işlerinin çokluğundan düşünmeye bile vakit bulamayan insanların, küçük risâleler halinde ellerine geçen Nurları iştiyakla okumaları, anlamaları, yakın çevreleri ile birlikte dersler yapmaları Risâle-i Nur’un dilinin, günlük konuşma dilleri ile inançlarını imtizaç ettirmesinden ileri geliyordu.

Cemil Meriç, bizzat yaşayanlardan görerek ve görüşerek müşahede ettiği bu hakikati “Risâle-i Nurları okumadan ne Türk dili öğrenilebilir, ne de Türk düşüncesi. Risâle-i Nurlar bizim millî hazinemizdir” (Nurculuk Nedir s: 13) gibi sözleri ile dile getirdi.

Bu arada, resmî mercilerden destek alan ve onların talimatıyla hareket eden bazı kişilerin hedefinden saptırmaya çalıştığı bir gerçeğe daha işaret etti. O da Risâle-i Nur’un etrafında kenetlenen insanların teşekkül ettirdiği cemaat ve onun ismi altında faaliyet gösteren cihanşümul hareketti.
Said Nursî’nin, ‘küfrün hücumlarının bir şeye yaramadığını anlayarak kendi kendine pişman olmasını sağlayan’ imanî eserler vermesinin yanında güçlü bir cemaat teşekkül ettirmesi de onun dikkatini çeken hususlardan biriydi.

Hâl-i hazırda da, gelecekte de Nur Hareketine makul bir nazarla bakmak isteyen insanların, ancak onun başarabileceği bu gerçeği de görmesini sağlamak maksadıyla Bediüzzaman’ın Nurları telif etme gayretini, Nur Talebelerinin o sıfatı alma mücadelelerini ve cemiyet içindeki yerlerini nazara vermek istedi.

“Ülkemizin yüzüstü bırakılan insanları, onun Nur Risâlelerini okuyarak İslâmiyetin ne kadar aydınlık, ne kadar muhteşem, ne derece şerefli bir inanç manzumesi olduğunu idrak ettiler. Zilletleri izzete tahavvül etti. Mukaddes iman ateşini söndürmemek için bütün çile ve işkencelere katlandı. Sonunda dünyadan ebediyete muzaffer olarak intikal etti. Bediüzzaman ışığı vatan sathına en çok yayılan gür bir meş’aledir. İslâm’ın bayrağını zinde bir imanla gelecek nesillere devretmek için hiçbir fedakârlıktan çekinmeyen Nur Talebeleri hem sayı, hem ihlâs bakımından önde olmak vasfını muhafaza etmektedir.” (Nurculuk Nedir s: 17 )

Cemil Meriç bu ve benzeri sözleri; Said Nursî, Risâle-i Nur, Nurculuk hakkında kimsenin konuşmaya cesaret edemediği, konuşanların istihbaratın sıkı takibine, tacizine maruz kaldığı, kendini aydın diye adlandıran karanlık çevreler tarafından horlandığı, dışlandığı bir zamanda söyledi.

Gazetelerde, dergilerde yayınlanan o sözleri bir mensubiyet hissiyle veya yeni çevre edinme maksadıyla da söylemedi. Her mütefekkirin göstermesi gereken medenî cesareti gösterip yapması icap eden ilmî hareketi yaptı ve düşünceye saygı duymasının, dâvâsının mücadelesini veren insanlara hürmet etmesinin iktizası olarak ifade etti.

Çünkü ‘Said dağ başında va’z eden bir mürşit. O konuştukça laikliğin kartondan setleri yıkıldı birer birer’ dediği Said Nursî de, ‘Nurculuk bir terkiptir. Kısır ve yapma bir üniversiteye karşı medresenin, küfre karşı imanın, Batıya karşı Doğunun isyanı’ (C. Meriç’in Dünyası s: 140) diye tarif ettiği Nur Talebeleri de o saygıyı ve hürmeti hak eden dürüst, mert, fedakâr, ihlâslı insanlardı.

Böylece Cemil Meriç, düşünceye saygının tezahürü olan bu gibi sözleri ve cesur hareketleri ile bir mütefekkirin, haklının yanında yer alıp mazlûmu müdafaa ettiği nisbette her düşünce sahibi tarafından sayılıp sevilebileceğini gösteren güzel bir örnek oldu.


Bu makale 728 defa okundu.
 

Copyright © www.SaidNursi.de - Kaynak ve link vererek iktibas edebilirsiniz.

Yazarın tüm yazılarını görmek için tıklayın...

Yorum ekle

Küfür, hakaret ve beddua içeren yorumlar değerlendirmeye alınmamaktadır.
Lütfen imla kurallarına uyalım, sadece BÜYÜK harflerle yazılan yorumlar yayınlanmaz.
Mesajınız editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır.

Güvenlik kodu
Yenile

 

Anket

İhlas ve Uhuvvet risalelerini hangi sıklıkta okuyorsunuz?
 
Kitapta, değişim sancıları içerisindeki, başta Türkiye ve âlem-i İslâm özelinde tüm dünya için büyük İslâm âlimi Bediüzzaman Said Nursî’nin örnek hizmet anlayışı özetleniyor.
Bugün448
Dün3989
Bu Hafta15561
Bu Ay56834
Toplam5370819

Sitede şuan 108 ziyaretçi var.


Basit, kısa ve keskin yol

Basit, kısa ve keskin yol

Risâle-i Nurları anlamak amacıyla okumak için, hedeflerimiz kadar tarz ve şekiller, yollar da önem arz etmektedir. Hedef parça parça, bölüm bölüm anlamak ve kavramaksa Risâle-i Nurların bütünlüğü ve küllî manaları arasında bunu gerçekleştirmek lâzımdır. var addthis_product = 'jlp-1.2'; var addthis_config...

İmanımızı nasıl güçlendiririz?

İmanımızı nasıl güçlendiririz?

“İman”, depolanabilen potansiyel bir enerji kaynağı gibidir. Barajımızın büyüklüğü, santralimizin sağlamlığı, modernliği, bakım ve onarımı çapında “güç-enerji” üretebildiğimiz gibi; imanımızın barajı kalb ve santralı akıl ile diğer duygularımızı çalıştırabildiğimiz oranda imanımızı yükseltebiliriz. Aslında bunun formülleri basittir: * Hangi...

Anadolu’da ekilen Nur tohumları farklı zeminlerde çiçek açıyor

Anadolu’da ekilen Nur tohumları farklı zeminlerde çiçek açıyor

Sözlerin en güzelinin sahibi olan Cenâb-ı Hak; İbrahim Sûresi 24. âyette, insanları hayra çağıran güzel bir sözü aslı yerde sabit olup dalları semada intişar eden ağaca benzetmiştir. “Görmedin mi, Allah güzel bir sözü nasıl misal getirdi? (Güzel bir söz), kökü sağlam, dalları göğe yükselen bir ağaç gibidir” var addthis_product = 'jlp-1.2'; var...

Şükür nedir ve nasıl yapılır?

Şükür nedir ve nasıl yapılır?

Verilen bir nimete karşı, nimeti verene saygı ve minnet duygusu ile yapılan teşekküre şükür denir. Şükür cümlesi ’’ş-k-r” kökünden gelmektedir. Kur’ân-ı Kerim’de bu kökten gelen yetmişe yakın kelime bulunmaktadır. Hamd kelimesi “medih ve övme” anlamında olup şükürden daha kapsamlıdır. Şu hadis-i şerif de bunu ifade etmektedir: ’’Allah’a hamd...

İmanlı bir hayat ve meyveleri

İmanlı bir hayat ve meyveleri

Bizlere hayali bile zevk veren, kıymetli bir mazhariyetimiz, abidâne geleceğimiz de olabilir. İmanlı-inançlı, İslâmiyetin sınırları ve emir dairesinde ubudiyet-i İlâhiyeye muvaffak olabildiğimiz mertebe ve derecelerde cennete girmek ve cennetten daha leziz olan Cemalullahı görebilmek. Bu ehl-i hizmet için bir gaye ve hedef değilken ihsan-ı İlâhiye boyun eğdirttirecek bir...

Bediüzzaman'ın sosyal ilişkilerdeki nezih tavrı günümüze ölçüdür

Bediüzzaman'ın sosyal ilişkilerdeki nezih tavrı günümüze ölçüdür

Efendimizin (asm) mübârek ve pak hâl ve etvarından tereşşuh eden olumlu tutum ve davranışların yansımalarına mazhar olan Hazreti Üstad’ın sosyal ilişkilerdeki tavrı daima nezih olmuştur. Sünnet ekseninde bir hayat tarzının hakim olduğu yaşantısında öne çıkan hususiyetlerin Bediüzzaman’da sosyal ilişkilerdeki tavrı günümüze ölçü olarak pekâla...

İsviçre’de Risâle-i Nur okumaları

İsviçre’de Risâle-i Nur okumaları

Üstad Bediüzzaman Hazretlerinin Emirdağ Lâhikası’ndaki bir mektupta ifade ettiği gibi, “ibadete muhtaç veya marifete müştak veya huzur” isteyen insan, imân derslerine hava gibi, su gibi ihtiyaç duyuyor ve dünya hayatının gerilimli, bunaltıcı koşuşturmalarından sıyrılmak için bir vesile temenni ediyor. Kuş cıvıltıları ve baharın rengârenk Cemâl âyineleri...

Suriye’de dehşetli dezenformasyona dikkat!

Suriye’de dehşetli dezenformasyona dikkat!

Suriye üzerinde oyunlar devam ediyor. BM “barış plânı”da öngörülen “ateşkes”le yönetimin asker çekme ve muhaliflerin çatışmaları sona erdirme süresi bugün doluyor. Ancak çarpıtmalarla ve yanıltmalarla süreç bir başka boyuta vardırılıyor.İşaretler, Suriye’de de dezenformasyonlarla ve uydurma haberlerle karşılıklı bir tahrikin sürdüğünü;...

Kürtlük dâvâsı pek mânâsız bir iddiadır

Kürtlük dâvâsı pek mânâsız bir iddiadır

Yapılması gereken, demokrasi ve özgürlüklerin geliştirilmesi   “KÜRTLÜK DÂVÂSI PEK MÂNÂSIZ BİR İDDİADIR” Bediüzzaman 17 Mart 1920’de 461 sayılı Sebilürreşâd’da yazdığı “Kürdler ve İslâmiyet” başlıklı makalede, Kürt Şerif Paşa ile Ermeni Boğos Nubar Paşa'nın Paris’te “Kürdistan” ve “Ermenistan” devletlerinin kurulmasına...

Balkan Coğrafyası da Bediüzzaman’ı Bekliyor

Balkan Coğrafyası da Bediüzzaman’ı Bekliyor

Risâle-i Nur Enstitüsü, Bediüzzaman hazretlerinin Rumeli seyahati vesiyesiyle Balkanları şereflendirmesinin ve hayatının gayesi edindiği üniversitenin temelini atmasının yüzüncü yılında Saraybosna'da düzenlediği kongre ile gönüllerin fethinin ve manevî cihadın öne çıktığı bu zamanda bu mânâlara önemli bir katkıda bulundu.Balkan Coğrafyası Da Bediüzzaman’ı...

  • RÖPORTAJ
  • NUR HABERLERİ
  • BASINDAN SEÇMELER
  • DÜNYA DÖNÜYOR
  • AVRUPA´DAN HABERLER
Hollanda′dan her yıl Türkiye′ye 1 milyon 200 bin turist tatil için geliyor. Türkiye-Hollanda ilişkilerinde sadece turizm değil, ticaret ve yatırım ...
BEDİÜZZAMAN, ortaya koyduğu fikirleriyle Türkiye ve dünya için büyük bir değer. Bediüzzaman, fikirleriyle bugünün insanlarına büyük hizmetlerde ...

Önce Kur’ân-ı Kerim′le tanıştı, sonra 17 yaşındayken Müslüman oldu Annemin ve babamın hidayete ermesi için duâ edin

2011 yılı Ocak ayının sonlarıydı. ...

Kenan Evren'in sanık sıfatıyla mahkemeye çağrılmasını önemli bulan yazar Etyen Mahçupyan 12 Eylül mahkûm edildikten sonra yeni bir anayasanın ...
Hedefimiz öncelikle gençleri ve çocukları sanal bağımlılıktan korumaktır

SANAL BAĞIMLILIK TOPLUMUMUZ İÇİN YENİ BİR TEHLİKE

Teknoloji, çağımızda en ...

Sözlerin en güzelinin sahibi olan Cenâb-ı Hak; İbrahim Sûresi 24. âyette, insanları hayra çağıran güzel bir sözü aslı yerde sabit olup dalları semada ...

Bediüzzaman′ın vefatının 52. yılı münasebetiyle 20 Mayıs Pazar günü Kars’ta “Bediüzzaman Said Nursî’nin Hayatı ve Hedefleri” konulu bir konferans ...

Hiç şüphesiz, peygamberler insanlık semasının yıldızlarıdır. Onlar gönderildikleri toplulukları imana dâvet etmiş, dünya ve ahiret saadetinin ...

Risâle-i Nur Enstitüsü’nün Trabzon Temsilciliğince düzenlenen “Bediüzzaman Said Nursî’ye göre İnsanlığın Kurtuluş Reçetesi Kur’ân Medeniyeti” paneli ...

Risâle-i Nurları okumak, anlayarak, mânâlarında zevk ve lezzet huzmelerinin içinde dolaşarak okumak... Bizim için Risâle-i Nurları okumak, okumanın ...

“İman”, depolanabilen potansiyel bir enerji kaynağı gibidir. Barajımızın büyüklüğü, santralimizin sağlamlığı, modernliği, bakım ve onarımı çapında ...

Bizlere hayali bile zevk veren, kıymetli bir mazhariyetimiz, abidâne geleceğimiz de olabilir. İmanlı-inançlı, İslâmiyetin sınırları ve emir ...

“İnsan bir yolcudur; ruhlar âleminden, anne karnından, çocukluktan, gençlikten, ihtiyarlıktan, kabirden, haşirden ve sırattan geçen bir yolculuğu ...

İkinci zuhur çağının iki ana tecdit çizgisi ve akımı var. Bunlardan birisi Arap alemine has olup İhvan-ı Müslimin hareketidir.

Diğeri de Türkiye ...

Tam da ‘başörtüsü yasağı bitti, bitiyor’ derken İzmir’den yeni yasak haberi geldi. Buna göre, Ege Üniversitesi Fen Fakültesi Astronomi ve Uzay ...

Suriye üzerinde oyunlar devam ediyor. BM “barış plânı”da öngörülen “ateşkes”le yönetimin asker çekme ve muhaliflerin çatışmaları sona erdirme süresi ...

Asya’dan Afrika’ya çatışma ve kriz bölgelerinde karışıklık ve kaos devam ediyor. Suriye’deki durum, elbette gündemin üst sırasında. Lâkin sâdece ...

TÜRKİYE Yeşilay Cemiyeti Genel Başkanı Muharrem Balcı, alkolün uyuşturucuyla beraber dünyanın en büyük vebası olduğunu ifade etti.

Alkol, dünyanın ...

“Suriye’ye müdahâle” taraftarı ülkelerin temsilcilerinin İstanbul’daki toplantılarının sonucu beklenirken, müdahâle ve “tampon bölge”de başrolün ...

DİYANET İşleri Başkanı Mehmet Görmez, Batı’nın farklı dinlerin, kültürlerin birlikte yaşaması konusunda henüz çok tecrübesiz olduğunu belirterek, ...

Üstad Bediüzzaman Hazretlerinin Emirdağ Lâhikası’ndaki bir mektupta ifade ettiği gibi, “ibadete muhtaç veya marifete müştak veya huzur” isteyen ...

Risâle-i Nur Enstitüsü, Bediüzzaman hazretlerinin Rumeli seyahati vesiyesiyle Balkanları şereflendirmesinin ve hayatının gayesi edindiği ...

BOSNA-HERSEK ile Mekke arasındaki yaklaşık 6 bin kilometrelik yolu yürüyerek kat etmeyi hedefleyen Boşnak ekonomi profesörü Senad Haciç, Ankara’ya ...

Kur’ân Sempozyumu, beş masadan oluşmuş, katılımcılar serbestçe müzakerelerini yapıyorlar. Yani kuru kuruya bildiri sunup oturmak ya da gövde ...

23 Mart Said Nursî’nin Hakk'a yürüdüğü gün, talebeleri bir hafta boyunca her yıl fikirlerini müzakere eden seminerler, konferanslar düzenliyor. Bu ...

  • MAKALELER
  • SESLİ VE GÖRÜNTÜLÜ KUR´AN
  • KURAN HABERLERİ

Risâle-i Nur, “Kur’ân-ı Kerim’de takip edilen maksad-ı aslî; ispat-ı Sani, nübüvvet, haşir, adalet ile ibadet esaslarına cumhur-i nası irşad ve isal ...

Nobel Ödül sahibi ilk Müslüman Prof. Dr. Abdüsselâm, Kur’ân’ın yaklaşık sekizde birinin, inananları tabiatı incelemeye, nihâî gerçeği arayışlarında ...

Kur’ân’ın, medeniyet harikaları, buluş ve keşiflerden “açıkça” bahsetmemesi noksanlık, kusur değil; bilâkis bir hikmettir; yerinde bir uygulamadır. ...

Said Nursi’nin okumuş olduğu fen-bilimleri ile din bilimlerini birleştirdiği, bilimi tevhid bakış açısıyla yorumlayarak bilimin içeresinden Allah’ın ...

Kur’ân âyetlerinin çoğu, mükemmel birer hazinenin ve birer ilim definesinin anahtarıdır. Gökkubbe içinde-üstünde, maddî ve metafizik âlemde yer işgal ...

Midyat'a gelen İranlı Hafız Fatiha'yı tek nefeste okudu.

Dünya Kuran okuma birincilerinden Abdurrahman Sadien ve İran / Dünya birincisi Ahmet Ebul Kasimi´den Gaziantep´te Esmâ-ül Hüsna düeti.

Güney Afrikalı Abdurrahman Sadien, Gaziantep'de Duha ve İnşirah Surelerini okuyor.

Fatiha sûresini hiç böyle dinlediniz mi?

Türkiye genelinde yaz Kur’ân kursları cami ve Kur’ân kurslarında başladı. Adana’da da Müftü İsmail Canbolat, Sarıçam Aksoylar Kur'ân Kursu, ...
Okullar tatil olunca bazı anne ve babalar çocuklarının Kur’ân okumasını öğrenmelerini isterler. Kendileri bilmeyenler Kur’ân kursuna ...
Seçimlerin ardından yaşanan karmaşa devam ederken, Meclis henüz çalışmalara başlayamadı. Bu yüzden de seçim sonrasına bırakılan konular ...
Diyanet-Sen Giresun Şube Başkanı Fethi Karahüseyin, ebeveynlere çağrıda bulunarak, çocuklarını Kur’ân Kurslarına katılmalarını sağlamalarını ...
BAŞŞEHİR'de görev yapan din görevlisi Recai Özsoy, kendi yazdığı ve 150 kilogram ağırlığında, açıldığında eni 3 metre, boyu 107 santimetre olan ...
  • NURDAN KATRELER
  • ENSTİTÜ YAZILARI
  • RİSALE-İ NUR IŞIĞINDA
  • TARİHİ HAKİKATLER
  • RİSALE-İ NUR NEDİR?

Herbir günah içinde küfre gidecek bir yol var. O günah, istiğfarla çabuk imha edilmezse, kurt değil, belki küçük bir mânevî yılan olarak kalbi ...

Bu kahraman milletin ebedî bir medar-ı şerefi ve Kur’ân ve cihad hizmetinde dünyada pırlanta gibi pek büyük bir nişanı ve kılıçlarının pek büyük ve ...

Ben nasıl sizin meziyetinizle iftihar ediyorum, o meziyetlerden ben mahrum kaldıkça, sizde bulunduğundan memnun oluyorum, kendimindir telâkkî ...

Eğer âhiretini seversen, işte sana mühim bir define: Onlara (ana babaya) hizmet et, rızalarını tahsil eyle. Eğer dünyayı seversen, yine onları memnun ...

Evet, dünyada en yüksek hakikat, peder ve validelerin evlâtlarına karşı şefkatleridir. Ve en âli hukuk dahi, onların o şefkatlerine mukabil hürmet ...

Türkçe’ye “peygamber” olarak tercüme edilen kelimenin Arapça’da iki karşılığı bulunmaktadır; bunlardan birisi “Nebî”; diğeri de, “Resûl”dür. Hem ...

Yeni Said, birçok yönden eskisinden farklı olduğu halde bir kısım eserlerinde “Eski Said’in kafasına” müracaat etmiştir.

Eski Said kafasıyla ...

Kur’ân-ı Kerim, mânâsı, lâfzı, nazmı bakımından mu'cizevî olduğu gibi, muhatabını ikna ederken kullandığı yöntem de beşer takatinin pek üstündedir. ...

Dünyada gerçek vahiy olma özelliğini koruyan bir tek kitap vardır, o da Kur’ân-ı Kerim’dir.

Nazil olduğu günden beri, onda ne bir eksiklik ...


Cemil Meriç, ancak hayatının ileri yaşlarında tanıyabildiği Said Nursî’yi böyle tarif etti. Onu, deccal karşısında imanın remzi, işareti; mü’minin ...

Risâle-i Nurları anlamak amacıyla okumak için, hedeflerimiz kadar tarz ve şekiller, yollar da önem arz etmektedir.

Hedef parça parça, bölüm bölüm ...

Verilen bir nimete karşı, nimeti verene saygı ve minnet duygusu ile yapılan teşekküre şükür denir. Şükür cümlesi ’’ş-k-r” kökünden gelmektedir. ...

-Zemin yüzünde çiçek açan genç Saidlerin mektubudur-

Aziz, sıddık, sarsılmaz, çekilmez, yorulmaz kardeşlerimiz,
Nurun fütuhatı bizleri sürura sevk ...

Üniversitenin konferans salonu yavaş yavaş dolmaya başlamıştı. Çoğunlukla “katılmazsak hoca yok yazar” korkusuyla gelen gençler, salondaki yerlerine ...

İnsan bahsi Risâle-i Nur’da içimi en çok titreten yerlerden birisi.

Çünkü insan her zaman çok farklı değerlendirilen ve dünyada yaratılmışların her ...

Burada iki gün peşpeşe okuyacağınız konuyu daha evvel "Günün Tarihi" vesilesiyle işlemiştik. Şimdi ise, aynı konuyu altı aydan beri sürdürdüğümüz ...

Münafıkların çabası ve gizli din düşmanlarının adliyeyi şaşırtıp hükûmeti iğfal etmesi sonucu, 1943 yılı Eylül ayı ortalarında dindarlara ...
ŞÂHİDLERİN beyânıyla, “Meclis sohbet salonu” ya da bugün “kulis” denilen “teneffüs dinlenme- salonu”nda 50- 60 mebus içindeki karşılaşmada önce ...
M. KEMAL’İN de aralarında bulunduğu on sekizi aşkın dâvetle Ankara’ya çağrılan Bediüzzaman’ın Meclis’te merasimle karşılanması, Meclis ...
Ortaya çıkan herbir belge, herbir vesika, Üstad Bediüzzaman'ın eserlerinde ve bilhassa Tarihçe–i Hayat isimli otobiyografisinde yazdıklarını ...

Asrımızdan itibaren kıyamete kadar olan bütün zamanları nurlandıran ve Kur’ân’ın manevî bir mu’cizesi olan Risâle-i Nur, bilhassa günümüz insanı için ...

“Risâle-i Nur nedir?” deseler ne cevap verirsiniz? Risâle-i Nur’u tanıtmak için tanımak gerekir. Onu tanıdıkça çoğalır tanımlar. Tanıtıma ...

Risâle-i Nur Külliyatı’nda dikkat çeken bahislerden birisi de ‘Yedinci Söz’dür.

Yedinci Söz, bir insan için en temel esaslar olan Allah’a ve ahirete ...

Bizler Risâle-i Nur’un, cemaatin içindeyiz de, Risâle-i Nur’un bizlere kazandırdığı sosyal ve ruhi reçetelerin, faydaların farkında mıyız acaba? ...

Sual: “Şuâlarda nelerden bahsedilir? Çok kısa şekilde özetlemek mümkün müdür?”

Şuâlar; Tevhid ve Vahdaniyet merkezli Risâle-i Nur eserleri içerisinde, ...

  • BEDİÜZZAMAN CEVAP VERİYOR
  • MEDYADA SAİD NURSİ
  • SAİD NUR VE TALEBELERİ
  • BEDİÜZZAMAN KÖŞESİ
  • SAİD NURSİ KİMDİR?

Hayatının son otuz beş senesini "eşedd–i zulüm ve istibdat" altında geçiren Bediüzzaman Said Nursî, aynı zamanda daimî bir tarassut ile takip ...

Prof. Dr. Yasin Ceylan dün bahsettiğimiz yazısında Risale-i Nur’un pratikte Müslüman için bir “yaşam rehberi” olmaktan uzak olduğunu öne ...
ODTÜ Felsefe Bölümünden Prof. Dr. Yasin Ceylan, Radikal İki’deki “İslâm, Nurculuk ve Fethullah Gülen hareketi” başlıklı yazısında (19.04.09) ...
Son yıllarda muhafazakâr yapının elde ettiği siyasî ve ekonomik güçle İslâm hakikatlerinin hayata geçirilmesi noktasında nasıl bir orantı olduğu ...
Kadir Mısırlıoğlu 10 Şubat akşamı bir televizyon programında Bediüzzaman ile ilgili doğruluğu şüpheli olan hatta iftiraya varacak derecede pek ...

Bediüzzaman Said Nursî vefatının 52. yıl dönümünde Eskişehir Yeni Asya Temsilciliği tarafından organize edilen konferansta anıldı.


Eskişehir Yunus ...

Bu seneki buluşmasını İstanbul’da gerçekleştirmeye hazırlanan Doğu-Batı Kardeşlik Platformunun geçen yaz Ankara’da yapılan toplantısında “Kürt ...

Diyarbakır Dicle Kent Yeni Asya Temsilciliği tarafından düzenlenen Bediüzzaman’ı anma toplantısı Diyarbakır Ava Düğün Salonunda yapıldı. Dicle ...
BEDİÜZZAMAN Said Nursî’nin vefatının 52. yıldönümü münasebetiyle İzmit Sabancı Kültür Merkezinde gazetemiz yazarı Şükrü Bulut’un konuşmacı olduğu ...

Üstad Bediüzzaman Hazretleri, kendisini imha etmeye çalışan güçlere meydan okurken, “Ölümüm hayatımdan çok hizmet edecek” diyordu. Gerçekten, hayatta ...

Hayat hızla akıp giderken hatıraları bırakıyor bizlere.

İşte Halil Alparslan Ağabey de bu hatıralar ile yaşayan bahtiyarlardan.
Küçük yaşlarda Üstadı ...

Bediüzzaman araştırmaları kapsamında, Şark bölgelerimizde yaptığımız seyahatler sırasında yolumuz Hizan’a düşmüştü.

Hizan, Bediüzzaman Hazretlerinin ...

Tahirî Mutlu, 1900 yılında Isparta-Atabey’de doğdu. Ömrünü iman hizmetinde geçiren Tahirî Mutlu Ağabey 3 Nisan 1977 tarihinde vefat etti. Vasiyetine ...

İnsan hep birileri gibi olmak ister. Elbette Nur’un talebesi de birisini örnek alacaktır kendine. Nurun talebesi, Üstadına en çok benzeyeni örnek ...

Nisan ayı deyince aklımıza Nisan yağmurları gelir. Atalarımız Nisan yağmurlarını “şifa kaynağı” olarak görmüşler. Anadolu’da yağmurun en bol olduğu ...

Efendimizin (asm) mübârek ve pak hâl ve etvarından tereşşuh eden olumlu tutum ve davranışların yansımalarına mazhar olan Hazreti Üstad’ın sosyal ...

Yapılması gereken, demokrasi ve özgürlüklerin geliştirilmesi
 
“KÜRTLÜK DÂVÂSI PEK MÂNÂSIZ BİR İDDİADIR”

Bediüzzaman 17 Mart 1920’de 461 ...


‘Türk pederlerimize kuvvet ve cesaretimizi hediye edelim’
 
“‘KÜRDÎ’ TÂBİRİ ADÂLETİ ŞAŞIRTMAK İÇİNDİR”

Bazılarının “Kürdî” tâbirinde ...

“Güneşin doğuşu başkadır orada, batışı başka,
Nur erleri orada eriştiler İlâhî aşka,
Sanki izleri hâlâ durur, toprak ve taşta.
Her daim dillerde ...

Çoluk-çocuk demeden, masum insanları acımasızca katleden Ermeniler, Bediüzzaman ve talebelerini görünce deliye dönüyorlardı.
 
“Kaçın… ...

İmam-ı Gazali’nin Kimya-yı Saadet’ini okurken bazı konular çağrışım yaptı. Büyük İslam âlimi Bediüzzaman Said Nursî ile benzerlikler arz ediyordu. ...

Üstad Bediüzzaman Hazretlerinin hayatını anlatan Tarihçe-i Hayat kitabı, 1950’den sonra talebeleri tarafından hazırlanmıştır.

Tarihçe-i Hayat’ın ...

-Bediüzzaman’dan Bir Eğitim Kuralı-

İnsanın en birinci üstadı ve tesirli muallimi, onun validesidir.
 
Gözlerime inanamıyorum diye ...

Hayatı boyunca İslâm’ı ve İslâm’a hizmeti şiar edinen, 20. Asrın “Ekmeksiz yaşarım fakat hürriyetsiz yaşayamam” diyen özgürlükçü insan Bediüzzaman ...

Her çağın kendine özgü bir paradigması varsa, her âlimin de kendine özgü bir çağı okuyuş tarzı olmalıdır. Gazali kendi çağını nasıl özgün bir ...
  • KÜLTÜR SANAT
  • EDEBİYAT
  • ŞİİRLER
  • Kitap Bahçesi

DİCLE Üniversitesi Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Himmet Uç, Allah’ın Hz. Mevlânâ ve Bediüzzaman Said Nursî gibi sevdiği kulları seyahat ...

TÜRKİYE’NİN bir çok il ve ilçesinde Risâle-i Nur Enstitüsünün düzenlediği ve Bediüzzaman Said Nursî Haftası çerçevesinde organize edilen anma ...

Her sene Bediüzzaman Said Nursî’nin vefat yıldönümü vesilesiyle düzenlenen “Bediüzzaman Haftası" kapsamında, İstanbul Yeni Asya Hanım Okuyucuları, 24 ...

ROTTERDAM İslâm Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Akgündüz, vefatının 52’nci yıldönümünde, Bediüzzaman Said Nursî’nin kardeşliğe verdiği önemi ...

ÇORUM Yeni Asya temsilciliği tarafından Bediüzzaman Said Nursî’yi vefatının 52. yıldönümünde anmak üzere organize edilen "İnsanlığın Kurtuluş ...
Bir düşünelim, bir bakalım hele. Dün neredeydik, bugün nerede… Zelzele günlerini hatırlayalım. Daha da gerisine, gidebildiğimiz yere kadar ...
Hayat yeniden başlıyor her sabah. İnsanlar yollara dökülüyor her sabah. Ne kadar garip bu an; her şey, her yer. Bulutlar sanki tanıdık, bildik ...
İnsan şükür için yaratılmış.

Şükrün ne olduğunu bilen insanlar, Rablerine doyasıya şükretmek için ille de insanın başına pek seyrek olarak ...
“Ol âlem fahri Muhammed nebiler serveridir
Ver salâvat aşk ile, ol günahlar eridir”
Yunus Emre

Essalâtü ve’sselâm aleyke yâ Rasulallah…
Susmak, konuşmaktır. Susmak, düşünceler kitabının, konuşmak bölümüdür.
Susmak, derin bir sükût, uzun bir sükûttur.

Zihnimizde bağırışlar ...

Arş-ı A’lâ titremişti yerinden
Bir ses çıktı “Nur” dedi, derinden.
Kur’ân ve İman için ne gelirse elinden
Sen Nurların fatihisin Üstadım.

İmanın ...

Hasretin çarpar yüreğime gizlice
Issız yollarından, yüce dağlarından
Bir selâm bekler mor ufuklarından
Yollara düşmüş Nur postacılarından
Yamaçta ...

Bir Said’i milyon Said eyledin,
Vicdanları Hakka âid eyledin,
Fıtratları Nura müsaid eyledin,

Seninle düzelir her türlü umur,
Mehdi-yi azamsın Risâle-i ...

Rabbim razı olsun “Yeni Asya”mı kuran Z. Gündüzalp’ten
Ben bu sayede Nurları pek çok sevdim cânı yürekten

Tanıdığım herkes 70’den beri “Yeni Asya”mdan ...

Boş durmuyor, yine iş başında birileri,
Topladılar başlarına cinleri, perileri,
Gözlerine batıyor adeta Nur Risâleleri,
Bozmaya çalışıyorlar, bazı ...

Hafızamız bizi yanıltmıyorsa, Bediüzzaman Said Nursî ve şaheseri Risâle-i Nur’ları 1983-84 kışında tanımıştık. Lise son sınıftaydık. Demek ki o ...

Elhamdülillah nasip oldu, bu hafta da yeni bir kitapla huzurlarınızdayız: “Said Nursî ve M. Kemal…”

Gazetemiz başyazarı ve genel yayın müdürü Kâzım ...

“Hakikî demokrasi” İslâm’da mevcuttur

Yanlış zanların aksine, “demokrasi”nin en saf ve problemsiz hâliyle İslâm’ın özünde var olduğunu gösteren, çok ...

Siz bir kitabı dokuz ayda üç defa okudunuz mu hiç?

Abdurrahman Ağabeyin (Üstadın yeğeni) yazdığı Üstadın küçük tarihçesini, Eşref Edip’in yazdığı ...

“BAHAR dalı, sümbül, gelincik, menekşe, çiğdem, nergis, zambak, leylak, açelya, şebboy, nur-u saadet… Veya güzelliği, zarafeti, asaleti, ihlâsı, ...