Risale-i Nur’da adalet kavramı

Risale-i Nur’da adalet kavramı adalet-i mahza ve adalet-i izafiye şeklinde iki cihetiyle tarif edilmektedir.
Adalet-i mahza tam ve hakikî olan adalettir ki “Bir ferdin hakkını, bütün insanlar için de olsa, feda etmeyen adalet” manasına gelmektedir. (Haşiye: Adâlet-i İlâhiyenin tam mânâsı ile tecelli etmesi ise haşir meydanındaki Mahkeme-i Kübrâ’da gerçekleşecektir.) Mahz kelimesi lügatteki anlamıyla halis, katıksız demektir. Adalet-i mahza hiç kimsenin en küçük hakkının bile çiğnenmemesine azamî dikkatle hüküm verilen bir adalet şeklidir. Adalet-i izafiyede ise ekseriyetin menfaati, selâmeti için ferdi feda edebilen bir adalet tarzı söz konusudur. Yani tam ve katıksız olmayan bir adalet şubesidir.

Hakikat Çekirdekleri Risalesi’nde Kur’ân’ın adalet-i mahzayı esas aldığını bildiren şu önemli ibareler yer almaktadır: “Adalet-i mahza-i Kur’âniye; bir masumun hayatını ve kanını, hattâ umum beşer için de olsa, heder etmez. İkisi nazar-ı kudrette bir olduğu gibi, nazar-ı adalette de birdir” (Hutbe-i Şamiye,129)

Hem Kur’ân’ın dört esasından birisi adalettir. Kur’ân’ın düsturu olan adalet-i mahza Mektubat Risalesi’nde şöyle tarif edilir: “Bir fert dahi, umumun selâmeti için feda edilmez. Cenâb-ı Hakk’ın nazar-ı merhametinde hak haktır, küçüğüne büyüğüne bakılmaz. Küçük, büyük için iptal edilmez. Bir cemaatin selâmeti için, bir ferdin rızası bulunmadan, hayatı ve hakkı feda edilmez. Hamiyet namına, rızasıyla olsa, o başka meseledir.” Ayrıca “bir masumun hakkı bütün halk için bile iptal edilemez” hakikati Kur’ân’ın esasıyla hareket eden hukuk devletinin şiarı olmalıdır. Adalet hakikati, Cenâb-ı Hakk’ın Adl esmasının kâinattaki mazhariyeti olmasıyla beraber yeryüzünde beşerî hayatın kaidelerini geliştirerek toplumun denge, düzen ve ahengini oluşturması hususiyetiyle de içtimaî (sosyal) hayatı güzelleştiren bir yapının olmasını gerektirir. Ancak şu vardır ki Kur’ân ve sünnet, bu hakikati doğru yaşanır hale getirebilir.

Ve yine Mektubat’ta adalet-i izafiyenin tarifi ise şöyle aktarılır: “Adalet-i izafiye, küllün selâmeti için cüz’ü feda eder. Cemaat için, ferdin hakkını nazara almaz. Ehvenüşşer diye bir nevi adalet-i izafiyeyi yapmaya çalışır. Fakat adalet-i mahzâ kabil-i tatbik ise, adalet-i izafiyeye gidilmez. Gidilse zulümdür.” (s. 57)

Buna göre adalet-i izâfiye yaklaşımında, değişen şartlara göre farklılık gösteren bir adalet tecelli etmektedir. Yani bu adalet stilinde ‘daha büyük bir zararı engellemek için daha küçük bir zarara razı olunabilir, toplumun selâmeti söz konusuysa, ferdin hakkı feda edilebilir’ anlayışı hakimdir.

Ancak Risale-i Nur’un çeşitli bölümlerinde bu konuya çok orijinal bir yaklaşım getirilerek güzel bir tarif ve tesbit ile hakikî düstur ne olmalıdır misallerle izah edilir. Özetle ‘bir mü’minin güzel sıfatları masum insanlara, kötü sıfatları da cani insanlara teşbih edilerek, adalet-i mahza bu sıfatlar âlemine tatbik edilir. Buna göre bir insanın bir tek sıfatı masum olsa, bütün sıfatları da cani olsa, o tek sıfatın hakkı diğerleri yüzünden zayi edilemez’ şeklinde bir metafor geliştirilmiş ve bu hakikat dimağlara nakşedilmiştir.

Kaynakça: Mektubat, risaleinurenstitüsü.org, sorularlarisale.com

Benzer konuda makaleler:

image_pdfimage_print

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*