Risale-i Nur’un ve Nur Cemaati’nin şahs-ı manevîsi

İlk olarak “şahs-ı manevî” mefhumunun ta’rîfi: “Manevî şahıs; belli bir şahıs olmayıp, kendisine bir şahıs gibi muamele edilen ‘şirket, cemaat, cemiyet’ gibi ortaklıklar; belli bir kişi olmayıp bir cemaatten meydana gelen manevî şahıs…”1

İkinci olarak da aynı mefhuma dair bir tesbit: “[‘Şahs-ı ma’nevî…’] Bu kavram değil cühelanın, ulemanın literatüründe veya gündeminde bile yer almıyor! Bu kavram âdeta Üstad Bediüzzaman ve talebelerine has bir deyim gibidir; çünkü ben görevim icabı sosyal hayatın çok geniş yelpazesi sayılabilecek çeşitli alanlarda hasbelkader çalıştım, [dolayısıyla] bu yönüyle bu camianın dışında bu kavramı duymadığıma ve önem de verilmediğine dair [böyle bir] iddiada bulunabiliyorum…”2

***

Son zamanlarda bilhassa sanal âlemde “Risale-i Nur’un ve ‘Nur Cemaati’nin şahs-ı manevîsi”nin, hattâ bu ikisinin tefrikinin (?) tartışıldığını haber almaktayız.

Yazının girişinde “şahs-ı manevî” mefhumuyla alâkalı mühim ve manâlı bilgi ve yorumlara yer verildi. Lâfı uzatmadan mevzuya devam etmek isteriz…

“Bir insanın başlıca iki şahsiyeti var[dır]: 1. Zâtî[/bedenî] şahsiyeti; ki icabında o bir ‘hiç’ hükmündedir. 2. Manevî şahsiyeti (şahs-ı manevîsi); ki esas kıymet ve ehemmiyet ona göredir, yani insanı ‘kimlik’ sahibi yapan sosyal valörüdür.”3 Buradan hareketle, te’lifinin tamama ermesinden bu yana tam 60 senedir bîhakkın “çağ(lar)ın tefsiri” senasına ma’sadak olan Risale-i Nur’ların müellifi Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri’nin “manevî şahsiyeti”nin mühim farklar barındırdığını söylemeliyiz.

Evet, Bediüzzaman’ın “manevî şahsiyeti” onun çağımızda başkasına nasip olmayan, hakikaten esaslı ve büyük “misyon”una delâlet ediyor; ki bu yönüyle Üstad sıra dışıdır…

Onun manevî şahsiyetini kavrayabilmek için “kime vâris olduğunu, ilminin gerçek veçhesini (kesbî-vehbî ilim mukayesesi) ve dolayısıyla şaheseri Risale-i Nur Külliyatı’nın nasıl bir tefsir olduğunu, hâkezâ ‘vazifesi’nin (misyon) ne/ler olduğunu”—en azından—bilmek gerekir. (Bu arada, Üstad’ın şahsiyetini mütevazıyane aradan çıkartıp kendi yerine Risale-i Nur’ları, şahs-ı manevîyi ve cemaati öne çıkarmasının ehemmiyetini…)

Kur’ân-ı Kerîm ve Hadîs-i Şerîf’e (Sünnet) dayalı Risale-i Nur’lar manâ cihetiyle “medrese / okul / ekol / sistem / hareket / hizmet”tir; dolayısıyla bu manevî “yapı”ların vazifelileri ve/ya takipçileri bir “cemaat”i, yani bir “şahs-ı manevî”yi teşkil ederler.

Ayrıca “ağaç” misalinden hareketle “Risale-i Nur cemaati” şöyle tasnif edilir:

“(…)Cemaatin çekirdeği[/kökü] üstadı, gövdesi şahs-ı manevîsi, dal ve yaprakları fertleridir.” 4

Günümüzde Bediüzzaman cismiyle hayatta olmadığına (fakat fikirleriyle yaşadığına) göre, onun (Kıyamet’e kadar cari olacak) vasıflarını biz okuyucularına miras bıraktığı Risale-i Nur’ların şahs-ı manevîsi, yani “Nurcular” taşıyor, taşıyacak.5

Mevzunun bir de “temsil” ciheti var ki o da şöyle izah edilir:

“Üstadımız Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri bu asrın ve Kıyamet’e kadar geleceğin imamı ve müçtehidi, ahir zamanın meb’usu olarak ‘temsil’ makamındadır. Kendi ifadesiyle bu temsiliyet ‘Risale-i Nur ve şahs-ı manevîsi adına’dır. Ama bizler ‘dost, kardeş ve talebe’ler olarak ‘tebliğ’ makamındayız, yani bizler tebliğe memuruz! Elbette bir memur, efendisinin şerefiyle muamele görür…” 6

Ha, mes’ele “Nur cemaatinin, Türkiye’nin, âlem-i İslâm’ın… şahs-ı manevîsini kim/lerin teşkil ettiği” ise, bu suallerin cevapları “Yeni Asya Medya Grubu” neşriyatındadır, diyebiliriz!

“Lütfen bizi izlemeye devam ediniz…”

Orhan Güler

Dipnotlar:
1- Risale-i Nur Enstitüsü, Osmanlıca-Türkçe Lügat, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul-Mayıs 2001, s. 1216.
2- Şemsettin Çakır, “Şahs-ı ma’nevî,” Yeni Asya gazetesi, 02 Haziran 2017, s. 2.
3- a.g.y.
4- a.g.y.
5- Abdülbaki Çimiç, “Bediüzzaman mücedditlik cübbesini talebelerine giydiriyor,” Yeni Asya gazetesi, 19 Haziran 2017, s. 2.
6- Sabahattin Boyacı, “Temsil makamı ayrı, tebliğ makamı ayrı,” Yeni Asya gazetesi, 27 Mayıs 2017, s. 2.

 

YAZDIR

BENZER KONUDA MAKALELER:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*